Son Türkiyedeki çelişkili gidişat, üzerinde birazolsun konuşulmasını dayatıyor. Bir yanda devlet rejimi devamı için hamleler yapıyor. Artık muhalefetle sınırı çoktan çekip, devlet içi dizayinin de devamıyla daha bir kökleşme siyaseti uyguluyor. Baskılar ve yargıyla uyoğunlaşan operasyonlar artık güncel akışkanlığın birer parçası olmanın da ötesine geçti. İkinci nokta da şu: emperyalist sistemdeki kriz dalgaları, bölgesel dizayin stratejileri pratikte yürürken, fırsatı kulanıp idolojik Yeni Osmanlıcılık hedefiyle hamleler yapılmaktadır. Bir yanda devletde devamlılık öte ıyanda bölgesel güç olma girişimleri Türkiye devletinin önemli girişimleri halindedir. Bunlar elbet bir kapitalist yapıda olduğu, emperyalist çağın hem de krizlerin peşpeşe geldiği günlerde gerçekleşmesini de unutmamak şart.
Elbet, konu Türiye olunca da direk Kıbrısı etkilemeyecek demek mümkün değildir. Nitekim orda olan siyasal hamleler dahi hem poletik hem de kültürel olarak K. Kıbrısa da direk ıyansımaktadır. Dün Türkiyede direk yaşatılan türbandan tarikatlara olan gelişmeler, şimdi daha sancısız şekliyle de K. Kıbrısa çoktan merhaba dedi. Üstelik Kıbrıs sorunu denilen nesne de vardır. Konunun uluslarasılaşan gerçeği de katılınca, Türkiyedeki olan gelişmelerin buraya da yansıması gayet normal. Öte yandan dış politik ile yeni hamlelerin içinde de Kıbrısın olmahacağını söylemek de imkansız haldedir. Hele de günümüz teslimiyetin üst düzeyde dolaştığı bir dönemde.
Bu koşullarda Ortadoğuda dizayin, doğu akdenizde başta enerji hesapları dolaşırken, elbet buna dayalı gelişmelerin de politik zeminde olması kaçınılmazdır. Burada önemli bazı argümanlar öne çıkar. Konu hakındaki bilgi birikiminiz, olaylara hangi pencereden baktığınıza ve yarın için nasıl bir hesabınızın olduğunu oluşturmanız önemlidir. Elbet benim gibi yorum yapacak kişilerin bilgileri olsa da konuya doğru pencereden baksalar dahi, örgütsel güç olmama nedeniyle pratikte uygulatacak gücü olamaz. Yarın planlamasını hayata geçirecek yönlendirme hamle yapacak siyasal yapısından da yoksunuz. Ama yaşananları bilerek, sahada olanları doğru analiz ederek, hyine de uyarı yapacak orumları değerlendirecek düşünce gerçeği oluşmaktadır.
Türkiyedeki gelişmeler çok yönlü heran başka bir bilgiyle ordan oraya zeminde kahıp güncelleşmektedir. Öcalanın imralıdaki ziyaret edilmesinden tutun devletin yargı sopasıyla durmadan muhalifleri hem de devlet içi kesim dahi tutuklaması, yasaklaması durumları artık güncel hali dahi aştı. Bunlar elbet artık yeniden yola devam etmenin yolunu aşmak olduğunu herkes birleşiyor. Ayni şekilde bölgedeki çelişkiler ve oluşan kağoslar sonucu, fırsatı kkulanıp yeni kazanımları da eklemek pek de aykırı değildir. Bunlar değişik şekilerde yansır. Hat da koşula göre de değişir. Son imralı ziyareti bunlardan biridir. Düne dek Öcalan adı dahi terörle anlırken, şimdi neredeise kurucu lider olma ünvanına dek getirildi. Dahası var: terörle mücadele ile terörü bitirme klişesine konulurken, durum banbaşka yerlere dek gidiyor. Artık açıkça kürt m konusunun salt Türkiye değil Suriye eksenine dek yayılmak istendiği imkar edilmiyor. Öcalan iklişkilerinde kürt sorunu hala devlet ekseninde söylenmiyor. Terörü bitirme deniliyor. Ama beraberinde kuzey Suriyedeki kürtlerin de hesaplandığı da görülmektedir. Bir anlamda kürt kaertı kürt kartı denilmese dahi kürt ekseninde bir Ortadoğu planı özlendiği de imkar edilemeyecek noktada.
Konuyu kimin gündeme getirdiği, masada hangi güçlerin olduğu önemlidir. Bunlar imkar edilemeyecek sonuca direk etki yapacaktır. Demokratik zeminde olmadığı, Ortadoğu projesinin de varlığı tam br siyasal hamle denkleminin de kendisidir. Zaten son dönemdeki tüm girişimlerde tek bir ayak hep yoktur. Demokratik ve barışçıl olma. Öyle ki birine yaklaşırken ötekine imha geliyor. Kuralalr ise güce göre değişiyor. Yargı kanadı artık bağımsız kuvet değildir. Bunları heran yaşamaktan da kaçamıyoruz. Ama bazen yasal değişim veya anayasa da deniliyor. Aslında var olanı hukuki boyutla taşlandırmaktan başkabirşey değildir.
Konumuzla taşlandıralım: yasal değişim lafları bolca duyulur. Bazı talepler de sıralanır. Oysa başta Demirtaş ve Kavala, Atalay ve Mızraklı konusunda yasal zorunluluk kararları olmasına rağmen serbes dahi brakılmıyorlar. Onlar için dolanbaçlılık da yok. Direk barkılmıuyorlar. Ama sırf bölgesel hesaplar olduğu için de Öcalan konusu yasalıklarla da tartışılmaya uğraşılıyor. Zaten son dönemindeki Türkiyeğe bakınca gerek seçimlerde gerekse başka bazı Kürt durumlarında Öcalan kartı hep sahaya sürüldüydü. Belli ki tecrit denilmesine karşın son gelişmelerle de anlıyoruz ki devlet ile Öcalan ilişkileri hep vardı. Zaten tedriç denilen olay olsa onca yıl sonra sözü hemen dinlenen kişi olamazdı.
Unutmadan tekrar edelim: sorun konuşulurken, sorunun soyut şekliyle bakmamak önemlidir. Sorunun kendisi kadar, masada kimlerin olduğu, hangi koşullarda ele alındığı oldukça önemlidir. Sonuçta kararı verecek, denklemi kuracak olan siyasal masadaki güçlerdir. Tabi ki siyasal hedef de öemlidir. Türkiye şu anda açıkça rejimin devamı ile devleti dönüştürme iç politikasıyla dışta bölgesel konumları değerlendirip kazanımlar ele geçirmektir. Bunları yok sayıp soyut ve halai probaganda yapmak ise yarın hüzün karşısında daha bir yıkım da yaratacağı kesindir.
Elimizde önemli deneğimler var. konuşturulmasa da yaşananlar oldu. Kritik anlardaki kırılmalar da malum. Şimdi de hesaplar ortada. Bölgesel BOP gerçeği var. zaten hala Türkiye devleti adını kürt konusu dahi koymadı. Sadece terörü yok etme bitirme olarak isimlendiriyor. Ekonomik krizler, Ortadoğu hamleler ve delvletin sistemle onayı sonucu rahatlama zemininde bunlar yaşanıyor. Elbet bunlar yok sayılırsa da hep hayali gönlüm hikayeleri okumanın dışına gidilemeyecek neyazık.
***
Neyazık ki onca yaşananlarımıza karşın, Türkiyeleşme gerçeklerimizin iyice ayuka çıktığı dönemde bile, bıu gelişmeler bize hala yabancı. Dünyada dahi konuşulan imralı ziyareti yerel basında yer pek bulmadı. Siyasiler şu veya bu şekliyle demeç dahi vermedi. Eskiden takınılan ezberle “Türkiyede oluyor da burda neden olmasın” bahanesi de okunmadı. Demek ki yabancılaşma üst düzeyde. Fakat ilgili ezber de sürüyor: “Türkiyesiz olmaz. Garantörlük mutlaka olmalıdır” dneilmeğe hız veriliyor. Bir soyutlama, fetişizim rüzgarında koltuk sefası sürüp gidiyor.



