yaklaşımlarÖzkan YıkıcıKarışık duygularla izlediğim üç haftalık gelişme - Özkan Yıkıcı

Karışık duygularla izlediğim üç haftalık gelişme – Özkan Yıkıcı

Pazar günü biraz da daha tembelleşen konumumla dünya içinde dolaşım yapıyordum. Ama gerçekten hava sıkıcı. Üstelik şeytan yine telefonumun içine girdi. Tabii ki ev telefonum. Yine önce haşırtı, sonra arada çalar gibi yapıp kesintiyle ses gelmeme dönemine geçti. Sonrasında dipteki sesi kısıldı. Aslında son dönemde ne zaman hava tozlarla kaplansa, biraz yağış yoğunlaşsa benim ev telefonumda suskunluk hastalığı başlar. Ölüm şekliyle tıs çıkmaz. Yine telefon dairesine işim düştü. Bakalım daha bir hafta öncesi yapılan iyileştirme sonrasındaki yeniden ses gitmesi ne zaman düzeltilecek. Ama konulardan biraz uzak olan bir şahıs olsam, sinirle “artık özelsin” diyecek noktaya da geleceğimi eklemeden edemeyeceğim. Çünkü genel özelleştirme veya batırma hikâyelerinde en basit konuda dahi malzeme almama ile çalışanları rehavete sokup ilgisizleştirme ile gerçekleştirildiği örnekleri ben yeri geldikçe sık sık yazdım. Telefon hikâyesinde de kamudan, ki ne kadar kamu o da başka tartışmadır, özele satma veya ilhaklaşma politikasıyla daha fazla dışa teslim etmenin uygulamaları hem tamirsiz hem de ilgisiz tutumlarla kamuoyu tepkisel konumuna getirilip hazırlandığı da kesin.

Yine de pazar günü içimde buruklukla, arada sesi gelip de çalışmayan telefonumla Kuzey Kıbrıs’ta, başkent Lefkoşa’da, apartmanlar arasında Kermiya sınırında yaşadım. Dışarı fazla çıkamadım. Çünkü tozlar benim ciğerimin anasını ağlatıyor. Buna bir de bunaltı tehlikesi sonucu evin daha aydınlatılıp havalanması için pencereler açılamayınca, sadece tembellik ile sıkıntı arasında yalnızlık şarkısı söyleyerek günü tamamlamak üzereydim.

Yine de hem de hafta sonu üç önemli uluslararası konu önüme düştü. Birisi için daha önceden söz alsam da yazdım. Yine de madem bizim siyasal erkân toplanıp tatile gider gibi hamasi şerbeti içerek Antalya’daki Türkiye’nin düzenlediği diplomasi forumuna katıldılar, şimdi de adaya geldiler. Birkaç gün adeta Antalya tatil alanında hamasi atışlarla kendilerini beğendirme yarışına sokarken belli ki epey yararlı da oldu. Çünkü K. Kıbrıs adeta yeni yasaların girdabına girdi. Birisi hâlâ gelgit noktasına takıldı. Ankara talimatıyla davranış aklı arayan makamcılar ise bakalım Antalya’da onca hamasi hava okurken arada kendi işlerine gelecek talimatı da aldılar mı soruları yarın sabah yavaş yavaş, tıpkı buradaki sis havasının dağılır şekliyle ortaya çıkacağını umarım. Sadece bildiğim şu: Antalya’daki forumun epey neşeli geçtiği idi. Şimdi bırakılan yerden devam denilirken “acaba” sorusunun da bu günlerde fazla deşilmemesine rağmen artık yanıtlanması yarın sabahla anlaşılmaya başlanacak. Tabii ki sendikaların da askıda duran durumu ya sonlanma ya da devam ikileminden kurtulup tercihi de duyulacak.

Fakat bu Antalya hikâyesini salt anlamsız ama şovlu geçen Kuzey Kıbrıs dışında dünyaya verilen hatırlatma mesajını da mutlaka eklemem gerekir. Doksanlardan beri başlayan, iki binlerde pratiğe savaşla sokulan, şimdi de son halkası İran’a ulaşan Orta Doğu projesi ile gelinen noktayı Barak resmen özetledi. Amaçlarının ne olduğunu, gelinen noktayı açıkladı. Hani bizim foncu ile ezberciler ısrarla Orta Doğu projesi ile demokratik aydınlık dünya diyorlardı ya; benim gibi birkaç kişi de bunun öyle olmadığı, emperyalist sömürgeleşmenin yeni versiyonu olduğu boyutuyla karşılık verdiği olay idi… Şimdi Amerika’nın Ankara elçiliği etiketlisi, pratikte görünür Suriye siyasetinin uygulayıcısı Tomas Barak açıkça önemli siyasal tablosunu belirtti. Monarşileri övdü, ulusal nitelikli devletleri tasfiye ettiğini anlattı. Suriye örneğini verdi. Bir de bizim hamasi papağanlara da tekrardan net şekliyle söyledi: İsrail ve Türkiye’nin savaşamayacağını, retoriklerle gerçeklerin farkını anlattı.

Tabii anlamak isteyenler için, hele iyice zıvanadan çıkıp hamasi yarışla koltuk koruyucusu Üstel, belki de olaydan bile haberi yok. Tabii Tufan da hâlâ kendini kanıtlama havasında. Onun için bazı kesimlerin kendisini ısrarla federasyoncu diye yutturma çabalarına karşın Rumlara saldırarak tüm ada fetihçiliğine dek uzanan acayip retoriği ile Antalya’da kendini anlatma derdindeydi. Ama resmen Antalya kimilerine ilaç geldi. Tabii aldıkları talimatın da ne olduğunu anladıktan sonra daha rahat yazma şansımız da olacaktır.

Madem bizimkiler Türkiye’de zevküsefa yapıyordu, o sırada bazı Türkiye gelişmelerini de not ederek yazıya devam edelim. Türkiye alışılan sabah erkenden baskın operasyonunu bu hafta tıpkı ekonomik bazı kararlar gibi gece yarısı zaman dilimine çekti. İstanbul’daki toplatılan belediye yetkililerine Ataşehir de eklendi. Tabii hafta sonuna doğru Antalya’da demokrasi ve havarilik atışları savrulurken belediye zincirindeki operasyon tutsaklığı sırasına Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın da eklendiği gün ışığına çıktı. Soruşturmalar peş peşe izinle başlatıldı.

Tabii bu haftaki Türkiye derken mutlaka Urfa Siverek’le başlayıp Maraş’ta daha kanlı devam eden okul cinayetlerini eklemeden olmaz. Öğretmen tepkilerine de polisin nasıl yanıt verdiği, bakanın söylediklerinin ne denli vahim sözler olduğu da “Türkiye nereye doğru?” sorusunu endişeyle izlememe sebep oluyor.

Üç olay dedim. Daha Antalya çemberinde dolaşıyorum. Hemen Batı Akdeniz ülkelerine doğru kayalım. Meşhur tarihî boyutuyla da Milano’ya ulaşalım. Milano aslında tarihî bir gösteriye tanık oldu. Pek de alışılmış değildir. Ama siyasal mesajı önemli. Faşist partilerin ortak mitingi oldu. Hedef göçmen sorunu gösterildi. İtalyan yönetimindeki parti, Fransa’nın Ulusal Cephesi, Hollanda’nın Özgürlük Partisi, İspanya’dan Çek Cumhuriyeti’ne varan başka yapılarla Avrupa’daki faşist bloklaşmanın mitingi şeklinde geçti. Bu önemli bir siyasal hamleydi. Sıralanan partiler zaten İtalya’nın ki şimdiden hükûmeti kurandır.

Göçmen karşıtlığı ile bazı AB yetkilileri suçlandı. Burada başta Almanya ve İngiltere partileri eylemde konuşmadılar. Orban ise seçimi kaybettiği için katılmadı. Avrupa’daki yükselen ve giderek seçenekleşen faşizmin artık ortak açık miting yapmasının önemli bir aşama olduğuna inanıyorum.

İspanya’da ise sosyal demokratlar toplantısı yapıldı. Sánchez’in başkanlığında olması siyasal yelpaze bakımından önemlidir. Örneğin aynı toplantı Almanya’da yapılsa öyle İsrail’i suçlama falan da olmayacaktı. Doğrudan Orta Doğu projesi veya İran’a saldırı da kınanamayacaktı. Ama yer Barselona ve İspanya Başbakanı Sánchez başkanlığında oluyordu. İspanya son dönemde aldığı tavırla en azından sosyal demokratların genelde düştükleri çukurun dışında kalmakla sosyal demokrat bakışa yeni bir nefes aldırdı. İsrail’e doğrudan tavır, İran’a karşı savaşı kınarken Filistin’e de açık destek verdi. Bu, Avrupa sosyal demokratları içinde fazla ilgi görmese de halklarda epey karşılık aldı.

Yükselen faşizme karşı da demokrasi, barış seçenekleri bazı kesimlere uyarı şeklinde gelmesi gerekiyor.

Bir ek hatırlatma: Antalya’daki iki yüzlülükten uzaktı. İspanya’da sadece lafla değil, aldığı tavırla vicdanlara hitap eden bir Sánchez vardı. Oysa Antalya’da Müslüman dünyası ve Türkî devletler laflarıyla mahzun Filistin denilip destekler yükseltilmeye çalışılırken, mahzun Filistin çocukları sözleriyle manzumeler çizilirken Filistin katliamında kullanılan petrolün Azerbaycan kaynaklı ve Türkiye üzerinden gittiği gerçekleri hâlâ pratikteki durum olmaya devam ediyordu.

Üç olayı anlattım. Üç değişik isimle yapılan uluslararası alanlı durumdu. Bunlar en azından yakın coğrafyamızın da pratikteki aynasıdır. Üstelik tam da konferans ve mitinglerin doğusu kaynıyor. Ateşkese rağmen Lübnan’ı yakıp yıkan İsrail ve Hürmüz Boğazı’nda dünya gelgit savaşlı ateşkes kurallarının sıkıştığı yarınla endişe içinde olduğumuz koşullarda gerçekleşti.

Yarın yeni bir haftaya başlarken pazar günü bize önemli dünya siyasal tablosu sundu. Bakalım kaçı yarınki gelişmelerde konularımızda karşılık bulacak?

Diğer yazıları

Hafta sonu “şekerleme gibi” haberlerden seçkiler! – Özkan Yıkıcı

Son günlerde Türkiye, K. Kıbrıs dolmuşları iyi iş gördü....

Yıldönümleri havuzundan seçkiler – Özkan Yıkıcı

Bugün Yirmi Üç Nisan... Önemli tarihî günlerin de yaşandığı...

Yapısal koşullardan sıyrılırsak – Özkan Yıkıcı

Genelde siyasal sistemler değişik yöntemlerle kendilerini hem ayakta tutarlar...

Bir erken seçim daha – Özkan Yıkıcı

Konumuzun geçtiği yer Bulgaristan. Kolay değil: Beş yılda tam...

Antalya’daki diplomatik forumdan bazı dikkati çekenler – Özkan Yıkıcı

K. Kıbrıs, Antalya şehrinin adını kullanmayı sever. Değişik nedenler...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,970TakipçilerTakip Et
822AboneAbone Ol

Son eklenenler

Kapitalist ‘yaratıcı yıkım’ ve İran savaşı – Volkan Yaraşır

Savaşlarla kapitalist krizler arasında diyalektik bir ilişki vardır. Bu...

Hafta sonu “şekerleme gibi” haberlerden seçkiler! – Özkan Yıkıcı

Son günlerde Türkiye, K. Kıbrıs dolmuşları iyi iş gördü....

Hrant Dink ve Urfalı Hacı Halil’in anısına – Taner Akçam

23 Nisan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş günü, çocuk bayramı olarak...

40. yılında Çernobil ve nükleer meselesi – Bayazıt İlhan

Yaşanan en büyük nükleer felaket olan Çernobil Nükleer Güç Santrali kazasının üzerinden tam...

Annan Planı üzerine birkaç kelime – Özkan Yıkıcı

Yeniden bir yıldönümü makalesi yazmaya başlıyorum. Dünkü yazımda da...

Yıldönümleri havuzundan seçkiler – Özkan Yıkıcı

Bugün Yirmi Üç Nisan... Önemli tarihî günlerin de yaşandığı...

Çernobil’in 40. yılında: Nükleer belaya karşı hafıza ve mücadele – Ecehan Balta

25 Nisan 2026 Cumartesi günü Sinop’ta, Nükleer Karşıtı Platformun...

Diplomaside distopya dönemi ve Türkiye! – Hediye Levent

İran-Amerika-İsrail savaşı zaman zaman sakinleşse de asla durmayan depremlerden...

Canlı yayın