iktibasVolkan YaraşırVolkan Yaraşır yazdı: Fanon: Öfkeyi hatırlamak

Volkan Yaraşır yazdı: Fanon: Öfkeyi hatırlamak

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net

21. yüzyıl toprakların işgali kadar ruhların işgaline de sahne oluyor. Çok boyutlu bir sömürgeleştirme süreci içindeyiz. Hatta bu sömürgeleşme süreci tüm sömürgecilik tarihinin tecrübesiyle birleşen, konsantre olan yeniden bir sömürgeleştirme sürecini ifade ediyor. İktidarın içselleştirilmesi, tahakkümün sıradanlaşması, köleleştirme bu dönemi izah ediyor. Dün zorun yanında barut, mikrop, İncil ve alkol sömürgeleştirmenin temel araçlarıyken şimdi konsantre zor; dijital ve sosyal ağlar ve yapay zekaya benzer işlevler yükleniyor.

Aktüel sömürge toprakları yine soykırım ve mizantropi (insan nefreti) insandan boşaltma merkezlerine dönüşmüş durumda. Modern emperyalist sömürgeciler için herkes artık bir Filistinli, İranlı, Yemenli, Libyalı. Yani “yarı insan, insan altı ve tekabül etmemiş” canlılar. Fanon’un ifadesiyle yeryüzünün yeni lanetlileri.

Bu korkunç çark yoğun depolitizasyon, normalleştirme ve sessizlik üzerinden dönüyor. Yeniden sömürgeleştirme temelde birbirine bağlı ve birbirini besleyen üç alanın sömürgeleştirilmesi üzerinden şekilleniyor. Finans kapital ve yeni kapitalist devlet emeğin, kadının ve doğanın sömürgeleştirmesi üzerinden ontolojisini kuruyor.

Fanon: Militan, felsefeci ve psikiyatr

Böylesi koşullarda Fanon’u hatırlamak en büyük ihtiyaç olan öfkelenmek, öfkeye tutunmak, yeni bir mana dünyası ve varoluş inşa etmek anlamına geliyor. Sömürgeciler ve sömürgeleştirilen özne üzerine en yıkıcı ve en sarsıcı tartışmaları yürüten Fanon,  öfkenin filozofu olarak tanımlanabilir. Peter Hudis son derece kıymetli çalışmasında Fanon’u  “Barikatların Filozofu” olarak tarif eder. Bu tanım Fanon’a çok yakışsa da kanımca yeterli bir izah değil. Bence Fanon öfkenin filozofudur. O öfkenin, dünyayı yerinden oynatacakların öfkesinin filozofluğunu yapar. Yaptığı gerçek manada arkeolojidir.

Fanon sömürgecinin sömürge insanını stratejik enkazlaştırma, köleleştirme, kendine tabi kılma ve onun zihniyet dünyasını işgal etmesi üzerine düşünür. Multi disipliner bir okuma süreciyle teorinin yeniden kurulması, zihinleri ve ruhları işgal edilen zencilerin  ya da siyah insanın tarihsel öfkesini açığa çıkarmaya çalışır. Avrupa merkezli bir teorik çerçevenin nesne bile görülmeyen zencinin varoluşuna ve ruhuna seslenemeyeceğinden hareketle felsefe ve psikiyatriyi devrimci pratikle birleştirerek hareket eder.

Psikiyatrinin Freud, Jung ve Adler’de biçimlenen üç saç ayağına eleştirel yaklaşan Fanon, Hegel ve M. Ponty’nin fenomenolojik yaklaşımları üzerine yoğunlaşır, fenomenolojiyle Marksizm ve özellikle yabancılaşma teorisi arasında rezonans kurar. Sartre da Fanon’un beslendiği kaynaklardan biridir. P. Hudis çalışmasında Fanon’un düşüncesinde fenomenoloji  ve Ponty’nin etkisinin ihmal edilmemesine vurgu yapması manalıdır. Fanon mazlumun, fakirin, ötekinin, yoksulun, hiçin ve insan bile kabul edilmeyenlerin filozudur.

Siyah Deri, Beyaz Maskeler adlı çalışması sömürgeleştirilmiş özne üzerine yapılan muazzam bir çalışma ise, son kitabı olan Yeryüzünün Lanetlileri bu öznenin kendi varoluşunu fark etme olanaklarını inceler, sömürge toplumunun bağlamını ele alarak bu zincirin nasıl kopartılacağı üzerine düşünür.  En ihmal edilen çalışması bence  Cezayir Bağımsızlık Savaşının Anatomisi’dir. Savaşın ve isyanın köle bir halkı nasıl özgürleştirdiğini, aşağılık komplekslerini nasıl parçaladığını, “beyaz maskelerini” nasıl söküp attığını ve bunun ilk olarak zihinlerde başladığı vurgular. Yine savaşın ve ayağa kalkışın kadının özgürleşmesinde olağanüstü rolünü ortaya koyar. Bu adımlar yüzyılları kapsayan pederşahi düzenin parçalanışını ifade eder. Dünün nesnesi ve hiçi olan kadın, Cezayir Şehir Savaşı’nda artık bir şehir gerillasına dönüşmüştür. Özgürlüğün savaşçısıdır. İkili bir mücadelenin militanına dönüşür. Cezayirli kadın bedenini ve zihnini kavganın içinde özgürleştirir. Aynı savaş Fanon’u da devrimcileştirecek ve FLN’nin militanına dönüştürecektir. Aslında tüm sömürge halklarının yolu Fanon’la bir yerde çakışır. Kürt siyasal hareketinin gelişiminde de Fanon’un düşüncelerinin dolaylı ve direkt etkilerini görebiliriz.

Fanon’un hatırlattıkları

Fanon sömürgeleştirilmiş insanın içine düştüğü girdabı, yabancılaşmayı, ruhunun ve kişiliğinin parçalanmışlığını, efendiye riayetini, aşağılık kompleksini, sömürgecinin inşa ettiği anlamlandırma ve göstergeler rejimini aşmanın ancak mücadele ve kavganın içinde gerçekleşebileceğinin altını çizer. Özellikle sömürgeci şiddetin zavallılaştırdığı insanın karşı şiddetle bir katarsis sürecine girebileceği ve bu şiddetin meşru olduğunu belirtir. Bu yaklaşımı yıkıcı etki yaratacaktır. Ve Fanon’un en speküle edilen argümanıdır. Fanon’un  en başta şiddete yaklaşımı bir politik stratejinin parçasıdır. Ve Fanon devrimci bir örgütü ve ideolojiyi dıştalayan yaklaşım içinde değildir. Aslında vurgusu sömürgeleştirilen öznenin, ruhunun derinliklerinde saklı olan öfkeyi açığa çıkarmaktır. Her ne kadar sınıfsal olarak lümpen proletaryanın ve yoksul köylülüğün devrimciliğine vurgu yapsa da bu tanımlamalar hem marksizmle mesafelenmeyi, hem de bir anlam karışıklığını ifade eder. Ama aradığı öfkenin çıplak ve uzlaşmaz biçimde hangi sınıfsal kesimlerde kristalize olacağı ve devrimci anların nasıl olanağa dönüşeceğidir. Bu manada da kıymetli arayışlardır.

Son olarak Fanon’da bugüne seslenen iki önemli vurgu vardır: Kadın özgürlük mücadelesinin  gizli öznelikten çıkıp kolektif özneye dönüşmesinin yolları ve anti kapitalist mücadelenin her zaman ihtiyaç duyduğu öfkenin dinamiklerinin nerede saklı olduğu… Yani aslolan, her öznenin yüreğinin acıdığı yere dokunmak ve oradaki öfkeyi açığa çıkarmaktır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Volkan Yaraşır yazdı: Faşizmin normalleşmesi: Geç faşizm ve geç emperyalizm ilişkisi

Liberal devlet teorisine göre faşizm, kötülüklerin simgesidir ve tarihi...

Volkan Yaraşır yazdı: Doğanın kalbini söken sömürü: Ekstraktivizm

Türkiye’de kapitalist sistem emek sömürüsünü derinleştirirken, çok boyutlu ekstraktivist...

Volkan Yaraşır yazdı: Wittgenstein, dil oyunları ve yapay zeka

20. yüzyıl felsefesinin en etkili ve en özel kimliklerinden...

Volkan Yaraşır yazdı: Küba Devrimi ve Barbudos’lar

20. yüzyılın en sarsıcı ve en özgün devrimlerinden biri...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,909TakipçilerTakip Et
920AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Kıyas yapma örneği: Kolombiya

Kolombiya, son yıllarda değişik yönleriyle gündemde oluyordu. Özellikle solcu...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gelişmelerde gündem oluşturma sırrı

Bir ufak soru sorsam: Türkiye'deki gelişmeleri buradaki medya kaçı...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hızla çerçeve yasası geçerken

İki yıldır konuşturuldu. Algılarla epey propaganda yaptırıldı. Algılar diyorum:...

Özkan Yıkıcı yazdı: Çerçeve yasası meclise gelirken

Sonuçta bilinmeyen ama üzerinden bol bol yorumlar yapılan yasa,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Canlı yayın