iktibasVolkan YaraşırVolkan Yaraşır yazdı: Doğanın kalbini söken sömürü: Ekstraktivizm

Volkan Yaraşır yazdı: Doğanın kalbini söken sömürü: Ekstraktivizm

Orjinal yazının kaynağıyeniyasamgazetesi9.com

Türkiye’de kapitalist sistem emek sömürüsünü derinleştirirken, çok boyutlu ekstraktivist uygulamalarla doğayı ve doğaya bağlı insan yaşamını da parçalıyor.

Türkiye kapitalizmi 1990’lı yılların ortalarından itibaren, özellikle 2000’li yıllarda yeniden yapılanma sürecine girdi. Gelişimi iki aksta biçimlendi. Bunların birincisi küresel emek, değer, meta zincirinin parçası olarak konumlanmasıdır.

İkinci aksı ise kendini yeni devlet ve alt emperyalist yönelimler olarak dışa vurmaktadır. Bu süreç bir başka ifadeyle alt emperyalist hamlelerle iç içe geçmiş geç-yeni faşizm düzenlenmeleridir.

Türkiye kapitalizmi uluslararası yeni iş bölümüne uygun olarak küresel emek, lojistik ve tedarik odağı olma yönünde hızlı adımlar attı. Bunun en somut göstergesi Anadolu ve Kürt illerine yayılan bugün sayıları 400’ü aşan organize sanayi bölgeleri ve yine sayıları 30’a yaklaşan özel endüstri bölgeleridir.

Önümüzdeki yıllarda sayının orantısal artması bekleniyor. Bunun anlamı Anadolu’nun kapalı, geleneksel illeri dahil, Kürt illerinin proleter kentlere dönüşmesidir. Bu durum proleterleşme sürecinin bir yansıması olduğu kadar sınıfsal antagonizmanın şiddetlenmesine yol açmaktadır. Bu gelişmelerin bir başka boyutu sınıfa yönelik despotik emek rejimlerinin devreye sokulmasıdır. Maksimum sömürü ve sınıfın atomizasyonunu hedefleyen despotik emek rejimleri, despotik siyasal rejimleri ve despotik bir devleti koşullamaktadır.

Bu politikalardan ayrılmaz biçimde hayata geçirilen bir diğer uygulama ise ekstraktivizm diye ifade edilen çok katmanlı kaynak sömürüsüdür. 2008 kapitalizmin genelleşmiş krizi sonrası derinleşen bu sömürü küresel düzeyde finans kapitalin stratejik yönelimlerinden biridir.

Agresif sermaye birikimi ve ekstraktivizm

Ekstraktivizm dar anlamda ele alındığı gibi sadece maden çıkarma ya da petrol üretimi değildir. Böylesi bir yaklaşım finans kapitalin çok boyutlu saldırısını daraltmak anlamına gelir.  Sermaye, emeği emek gücü haline getirerek artı değer sömürüsünü gerçekleştirir. Artı değer sömürüsü sermayenin ontolojisini oluşturur. Kapitalist sistem genişleyerek yeniden üretim üzerinden işler ve bu işleyişin bir parçası emek gücünün genişletilmesine dayanırken, diğer parçası ise doğanın, doğal kaynakların metalaşması ve sömürgeleştirilmesidir. Yeni kapitalizm ve kapitalizmin yapısal krizi bu sömürüyü olağanüstü derinleştirdi.

Doğanın sömürgeleştirilmesi sermaye için muazzam bir değer transferi anlamına geliyor. Ekstraktivizm nehirlerin, ırmakların, derelerin, toprağın, madenlerin kaynak olarak sömürülmesi yanında özellikle yerli, yoksul köylülerin, komün halklarının yaşam alanlarından çıkarılıp, bu alanların kaynak ya da meta haline getirilmesini kapsar. Ayrıca tarımın tasfiyesi ve dönüştürülmesi, yani kar amaçlı hale getirilmesi ve tarımda tekelleşme de bu sürecin parçasıdır. Bu adımları tarımda geleneksel ekim ve tohumların terkedilerek, monokültür ekiminin yapılması izler.

Süreç çok katmanlıdır. Kapitalist devletin tüm toplum sözleşmelerini devre dışı bırakarak gerçek manada şirket devlete dönüşmesi, işleyişin parçasıdır. Hukuk ve zor aygıtları yeniden yapılanır. Yasama, finans kapitalin arzularını gerçekleştiği ve meşruluk kazandığı bir alana dönüşür. Otoriter düzenlemeler kitleleri ve işçi sınıfını bloke etmeyi hedefler. Bir bütün olarak  kapitalist devlet sermaye birikiminin aktif, düzenleyici ve operasyonel bir unsuru olarak devrededir. Yeni devlet aynı zamanda “kolektif kapitalist” olarak devletin aktüel biçimine dönüşür. Ve uluslararası sermayenin akışı ve güvenliğini sağlayan düzenleyici ve kolaylaştırıcı bir aygıt olarak işlev görür.

Kısaca, emeğin disipline edilmesi, her boyuttaki örgütlenmelerin dağıtılması ve  resmi sendikalarla kontrolü, komün halklarının, yoksul köylülerin topraklarından sürülmesi, toprakların gaspı ve yaşama alanlarının sömürgeleştirilmesi yaygın ekstraktivist uygulamalar olarak dikkat çeker.

Doğanın sömürgeleştirilmesi ve ekolojik yıkım

Neoliberal yeniden yapılanmanın bir yansıması olan bu gelişmeler, özünde küresel sermayenin yeni istila ve talan stratejileridir. Ve yeni bağımlılık ilişkilerinin dışavurumudur. Türkiye’de çok boyutlu ekstraktivist uygulamalar hayata geçiriliyor. Anadolu ve Kürt illerinin maden ocaklarına çevrilmesi, Giresun’un bir il olarak maden alanına dönüşmesi, yeni maden yasaları ve kamulaştırma adımları, enerji rejimi, su kaynaklarının gaspı gibi yıkıcı politikalar devreye sokuluyor. Bu adımlar aynı zamanda ekolojik yıkım anlamına geliyor.

Yaşanan konjonktür özellikle yoksul köylülerin topraklarının gaspına, maden ocağına çevrilmesine ve yaşam alanlarının yok edilmesine karşı ekolojik temelli mücadeleleri yükseltirken, özellikle maden işçilerinin ücretler dahil en temel haklarının yeni devletin gölgesindeki mafyatik ve yağmacı şirketler tarafından gaspına karşı ayağa kalkmasına yol açıyor.

Artık Akbelen, İliç, Kaz Dağları ekolojik direnişleriyle, Polyak, Doruk, Eti Gümüş, Volcan maden işçilerinin direnişleri, mücadelenin içinde kesişiyor. Kavga ve öfke birleşiyor. Daha geniş anlamda emek özgürlük mücadelesiyle, ekolojik mücadelenin ve kadın özgürlük mücadelesinin rezonansının bütün nesnelliği doğmuş durumda. Emek, kadın ve doğa mücadelesinde biçimlenen bu üç anti-kapitalist dinamiğin devrimci bileşkesini yaratmak, bütün Anadolu coğrafyasında anti-kapitalist bloğun inşası anlamına gelecektir.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Volkan Yaraşır yazdı: Guy Debord: Yağma mı metanın değer yitimi mi?

2008 sonrası yeni bir isyan dalgasıyla karşı karşıyayız. Önce...

Volkan Yaraşır yazdı: Kötülüğün sıradanlığı ve Hannah Arendt

Naziler bir mayalanma döneminin ardından sokakların fethiyle iktidara geldiler....

Volkan Yaraşır yazdı: Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

Marx kapitalizmi “yaşayan metafizik” olarak tanımlar. Faşizm bu metafiziğin...

Volkan Yaraşır yazdı: Adorno, Minima Moralia ve faşist salgın

Frankfurt Okulu’nun ya da Eleştirel Teori’nin kurucusu ve en...

Volkan Yaraşır yazdı: 14 maddede faşizm: Umberto Eco

Yıl 1933, Mayıs ayının 10’u, Berlin opera alanına kamyonlarla...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
4,268TakipçilerTakip Et
1,270AboneAbone Ol

Son eklenenler

Nevzat Hami yazdı: İki Nene, İki Kitap, Bir Sofra

Bir sofranın etrafında toplanan insanlar yalnızca yemek mi yer?...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Savaş düzenine hayır

Cuma günü başta Roma, Milano, Torino, Bologna, Napoli ve...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Redif Nurel ve “Dreams come true in Northern Cyprus!”

Rumun bayra'ını sallayacaglarsa Rum tarafı o tarafdadır. Ezan sesine...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kalınan yerden Azerbaycan konusuna aralanırken

Dünkü yazımda Azerbaycan-Türkiye sorunu üzerine birkaç söz yazdım. Sabahleyin...

Miquel Pellicer yazdı: Lula’nın dijital zaferinin anatomisi

Brezilya’da Luiz Inácio Lula da Silva’nın 25 Ekim 2026’da...

Fikret Başkaya yazdı: Araba çılgınlığına dair…

‘Eğer hem insanlarla ve hem de doğayla kaybettiğimiz ilişkiyi...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamasi sarhoşluktan Azerbaycan gerçeğine aralanırken

Ankara'da Türk devletleri zirvesi toplandı. Tabii kimisi de Türk...

Erkan Çavuş yazdı: Sonumuzun gelmesini mi bekleyeceğiz, ayağa kalkarak kendi kaderimizi ellerimize mi alacağız?

80’li yıllardan itibaren reel sosyalizmin yenilgisiyle birlikte dünyada sağ...

Canlı yayın