1974’ten beridir; BM’nin tüm Genel Sekreterleri bu adaya gelip gittiler…
Kurt Waldheim, Pérez de Cuéllar, Boutros Ghali, Kofi Annan ve Ban Ki-moon…
Şimdi de António Guterres geliyor…
İlk bakışta bu ziyaretin “geleneksel” ve “sıradan” bir ziyaret olduğu söylenebilir…
Ancak “hiç de öyle değil” dedirtecek sağlam ipuçları var elimizde…
Çoğu da “teyit edilmiş kulis bilgisi” niteliğini taşıyor…
Gerçekten bu kez; “farklı” olabilir mi?
Ortalıkta gezinen “çözüm korkusu”na bakıldığında, BM’nin “gonnara toplamadığı” anlaşılıyor…
“Gademici atama bakan” unvanını taşıyan, T. E. adlı kişinin “hezeyanları” yanında, ayrılıkçı ilahiyatçı bakan E.A.’nın arşa çıkmış tedirginliği “hayırlı” haberler niteliğindedir.
Kıbrıs’ta çözüm umudunun kırıntısından bile adeta paçaları tutuşmuş…
Korkudan tir tir titriyorlar…
Bir de “Güllü, baharlı” bir adamcağız var…
Milli mücadele şeyisiymiş…
Hep o aynı fotoğrafıyla ikide bir ortaya çıkıp “aman ha, çözüm olmasın” gibisinden laflar ediyor…
Ama daha da traji komik olan, Türkiye medyasındaki “Kıbrıs’ta çözüm” korkusudur…
Dev ekrana Kıbrıs haritasını yerleştirip, önüne de eski bir general çıkarıyorlar…
Elinde uzun bir deynek, harita üzerinde geziniyor ama belli ki Geçitkale’nin, Limasol’un, Larnaka’nın yerlerini çoktan unutmuş…
Haritası da bir tuhaf…
Girne’yi, Baf’ı, Erenköy’ü bilmesek, bize bambaşka bir coğrafya sunacak…
Adının önünde “Profösör” de yazan emekli Paşa, bir ara “Avrupa Parlamentosu”na da girişti…
Hatta “Bizim oradaki vekillerimiz ne iş yapıyor?” diye de sordu…
Daha da “acısı” aynı programda genç bir “akademisyen”in topa girişiydi…
Bilim insanı unvanı taşıyan bu konuk “Osmanlı tokadını” büyük bir özgüven içinde anımsattı ki, herhalde Avrupa korkudan inledi…
Gerçekten “Kıbrıs’ta çözüm korkusu” bazı çevreleri fena korkuttu…
Ağzından çıkanı kulağı duymayan bir dizi “dinozor” yeniden sahneye çıktı…
Geçen akşam bunlardan birine rastladım…
TV kanallarında “Kıbrıs uzmanı” diye dolaşan, neredeyse her parmağında okkalı bir altın yüzük taşıyan katlı kıravatlı bir Amiral…
Üstelik de profösör…
Hani bizim “iki devletçi”lerin hayran olduğu “mavi vatan” hikayelerinin mucidi…
Adı “C. Y.” olan bu kişi, oldukça üst perdeden “KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a soruyorum ve yanıt bekliyorum” diyerek, yüzüklü parmaklarını bize doğru sallıyor…
Ne demek Kıbrıs sorunu, öyle bir sorun yokmuş… “Kıbrıs sorunu 1974’te bitmiş…”
Türkiye ve Kıbrıs’ta bu statükocu çevrelerde böylesine bir “korku” yükselirken, öte taraftan TC Dışişleri Bakanı Fidan “BM Genel Sekreteri Guterres’in çabalarını destekliyoruz” demez mi?
Guterres’in çabalarını desteklemek; “ayrı devleti” savunan AKP rejiminin Kıbrıs siyaseti ile taban tabana zıt bir tavırdır.
Çünkü Guterres’in Kıbrıs konusunda neyi savunduğu, ne için çaba harcadığı çok net biçimde taraflarca biliniyor.
Guterres, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına bağlıdır ve çözümün parametreleri de çoktan belirlenmiştir. Türk tarafının ortaya attığı “tez”lerle Guterres’in zerre kadar uyumu yoktur, olamaz…
BM Kıbrıs’ta siyasal eşitliğe dayalı bir federasyon kurmak için çaba harcamaktadır.
Guterres bunun dışında, şimdiki “Türk tezlerine” uygun bir tek “kelime” bile etmiş değildir.
Hatta tam üç kez BM kürsüsünden Erdoğan’ın “KKTC’yi tanıyın” çağrılarına bile yanıt vermemiştir.
Görmezden, duymazdan gelmiştir.
Bu yüzden “Guterres’in çabaları destekliyoruz” demek, ayrılıkçı iki devlet iddiasıyla çelişmektedir.
Ancak; Türkiye’nin dış politikadaki “değişken” tavırlarına bakıldığında, bir de Erdoğan ile BM’nin “işbirliği”ni (15 Haziranda görüştüler.) dikkate aldığımızda Guterres’e “farklı bir format” konusunda “göz kırpılmış” olabilir.
Guterres; Kıbrıs konusunda “elle tutulur” projeler üretmiş, ciddi katkılarda bulunmuş bir diplomattır.
Crans Montana sürecindeki 6 maddelik “Guterres çerçevesi” çözüme giden yolu açabilecek bir “manivela”ydı…
Ayrıca; Crans Montana başarısızlığından sonra Berlin’de Akıncı ile Anastasiades’i buluşturup Akıncı’nın deyimiyle “raydan çıkan trenin rayına konmasını” o sağlamıştı.
Kısacası; Guterres, en azından görevi bırakmadan önce, sonbaharda bir gayrıresmi beşli zirve toplanmasına giden yolu açmaya niyet etmiş görünüyor.
Bu; Kıbrıs ziyaretinin “minimum” düzeydeki kazanımı olacaktır.
Ancak Guterres’in Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin karşılıklı “çıkarına dayalı” güven artırıcı “farklı” formüllerle tarafları sıkıştırması da sözkonusudur.
Hatta bunun “beyin fırtınası” aylardan beridir sürüyor.
Türk tarafının hem ekonomi hem de demokrasi bakımından “en zayıf” olduğu bu dönemde, Türkiye’nin AB’den göreceği cılız bir “ışık” bile ülkeye nefes aldırabilir.
Bunun geç de olsa TC tarafından hesabının yapıldığına inanmak istiyorum.
Gerçekten; Sayın Erdoğan Annan döneminde aldığı “büyük risk”e benzer bir çıkış yapar mı?
Guterres, Ankara’dan bir “işaret” almış gibi görünüyor.
Yoksa; bu yola çıkmazdı…
Hem Türkiye, hem de Kıbrıslı Türkler, bu adada her zamankinden çok daha fazla bir “çözüm”e muhtaçtır.
Türkiye bunu “anlamışsa” ve Fidan’ın söyledikleri yeni bir “durum”a işaret ediyorsa, Guterres hoş geldi, sefalar getirdi…
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



