Kıbrıs iktibasHasan KahvecioğluHasan Kahvecioğlu yazdı: "İncisini kaybeden istiridyeler" seni hep anacak Sevgül Uludağ…

Hasan Kahvecioğlu yazdı: “İncisini kaybeden istiridyeler” seni hep anacak Sevgül Uludağ…

Orjinal yazının kaynağınoktakibris.com

İstiridye; kabuğunun içine giren küçük bir paraziti, organik bir yabancı maddeyi, ürettiği sedefle kaplayarak kendini korumaya alır.

Çok uzun zaman sürecinde bu madde, “inci”ye dönüşür…

İstiridye, incisini kaybettiğinde ölmez… Ama ölene kadar onun acısıyla kavrulur…

İşte; Kıbrıs’ta “kayıplar” konusunu, insanın damarına zerk eden bir metafor…

Sevgül Uludağ için kayıp yakınları “İncisini kaybeden istiridyeler” gibidir…

Yaşadığımız savaşların, derin ve kalıcı yaralar içindeki insanlarını bu metaforla anlatır…

Savaşların her iki toplum üzerinde bıraktığı derin izleri, bir sözlü tarih çalışması kıvamında tanıklıklarla gözlerimizin önüne serer…

Üstelik bunu yalnızca Kıbrıs’ta yapmaz…

Yalnızca gazetesinin köşesine sığınıp orada beklemez…

Dünyanın bu “gerçeği” içselleştirmesi için çalmadığı kapı, gitmediği ülke, konferans vermediği üniversite bırakmaz…

Kıbrıs’ta; 1963’te, 1974’te; şu ya da bu biçimde öldürülen ve cesetleri bulunamayan BM tarafından listelenmiş 1510 Rum ve 492 Türk kayıp var…

Rumlardan 764’ü, Türkler’den de 305’i kazılarda bulundu ve ortaya çıkarıldı.

Ancak halen 746 Rum kaybın izine rastlanmadı…

Aynı biçimde 187 Kıbrıslı Türk de halen kayıp…

Yani; daha Sevgül Uludağ’ın işi bitmemişti…

Yaşayabilseydi; eminim ki daha birçok “kaybın” bulunmasına, ailelerin acısının dindirilmesine katkıları sürecekti…

Ancak hastalığı buna izin vermedi…

Kendine “misyon” edindiği işi de yarım bırakarak aramızdan ayrıldı…

Onu; bir derin mezar çukurunun başında, ya da bir buldozerin önünde görmek mümkündü…

Kayıpların izini sürmekten hiç vazgeçmedi…

Önceleri, gazetecilik mesleğinde söyleşileri ve haberleriyle öne çıkmıştı…

Ancak; mesleğinin bir aşamasında “kayıplar” trajedisine kendisini kaptırdı ve tüm meslek enerjisini bu alana hasretti.

Konu; çok “insani” bir konuydu ve Sevgül’e çok yakışmıştı…

Kazılarda çıkarılan iskeletlerin Türk’ü, ya da Rum’u yoktu…

İskeletler, etnik kimlikleri ortaya çıkarmıyordu…

Bu ise; Sevgül Uludağ’ın yaşam felsefesine bire bir uyum sağlıyordu.

Sevgül; kayıplarla ilgili yüzlerce hatta binlerce makale yazdı, onlarca söyleşi yaptı, bunların tümünün ortak bir özelliği vardı…

Ölümü de, acıyı da “etnik kimlik”ten uzaklaştırmayı ve “insan hakları” üzerine odaklanmayı “ustaca” başardı…

Ona göre, acının Türk’ü Rum’u yoktu…

Bu yüzden “tabu”ların üzerine yürümekten sakınmadı, tehditlere, hakaretlere aldırmadı…

Kayıplar konusuna yeni yeni eğilmeye başladığı günlerde, onunla mesleki anlamda büyük bir dayanışma içinde çalıştık.

Dohni’de; kocası ile oğlu toplu mezarda katledilen Cemaliye Teyzemi birlikte dinledik, birlikte ağladık.  

Sevgül; Taşkent’te 70’in üzerinde Kıbrıslı Türk’ün katledilmesine mercek tutarken, Paşaköy’de öldürülen 90 dolayındaki Rum’u görmezden gelmeyen bir “insani” çizgide yürüdü hep… İğne ile kuyu kazarak “gerçekleri” önümüze serdi.

“Barış gazeteciliği”nin ne olması gerektiği konusunda hepimize örnek oldu.

Sevgül; olayları gazetesine “rapor” eden sıradan bir haberci olmadı hiçbir zaman…

Geleneksel medyamızda o güne kadar var olan tek yanlı bir anlatımı benimsemek yerine, ortak acılar için ortak bir dil oluşturma çabası içinde oldu.

Gazeteciliği yanında; iki toplumlu ortak kadın hareketinin oluşmasında öncü roller üstlendi.

Bu süreçte takip edildi, ölümle tehdit edildi…

Ama “mayınlı tarla”da yürümekten hiç ama hiç vazgeçmedi…

Sendikal çalışmalarda, sivil toplum oluşumlarında ön saflarda yer aldı.

“Barış aktivisti”nin heyecanıyla mesleğinin “yansızlık” ilkesini bağdaştırmasını bildi…

Onunla yurt dışında birçok panele, açık oturuma birlikte katıldık…

Sesi; Kıbrıs’ın kuzeyini aşan az sayıdaki gazeteciden, aktivistten biridir.

Yıllarca Politis’te karşılıklı sayfalarda yazılar yazdık.

Kayıplar konusunda yalnızca “yazmakla” yetinmedi. Söyleşi yaptığı ailelerle “duygusal” ama gerçekçi ve sağlam bir “bağ” kurdu…

Onları örgütledi, Kıbrıs dışına götürdü, kayıplar konusundaki “farkındalığın” artmasına büyük katkılar koydu.

Politis’te yazarken, telefonu adeta bir “ihbar hattı” gibiydi…

Birçok kişi, Türk ya da Rum; Sevgül’e yaşadıklarını ya da gördüklerini “gizlice” anlattı. Onlardan aldığı bilgilerle birçok “kayıp şahsın” yerinin belirlenmesine yardımcı oldu. BM Kayıp Şahıslar Komitesi’ne ciddi katkılar sağladı.

2005 yılına kadar, Türk tarafı “Kayıp şahıs yoktur, hepsi ölüdür” politikası yürütüyordu.

Uluslararası örgütlerin bu konuda yaptığı çağrılar, aldığı kararlar görmezden geliniyordu.

Özellikle askeri bölgelerde kazı çalışması yapılmasına Türk tarafı izin vermiyordu.

  1. Ali Talat’ın 2005’te göreve gelmesinin ardından “Kayıp Şahıslar Komitesi”ndeki Türk üye değiştirilmiş ve yerine Gülden Küçük atanmıştı. İşte bu dönemde “kayıplar “ konusunda çok büyük ilerlemeler oldu.

Bu süreçte Sevgül; milliyetçi söylemlerin gölgesinde toplumda oluşturulan “algı”yı yıktı, ortak acıları, unutulan bireysel insan hikâyelerini ortaya çıkardı, medyadaki “tabu”ların yıkılmasına katkı koydu.

Ne yazık ki, günümüzde “kayıplar” konusunda sıkıntılar sürüyor. İşte tam da bu noktada, Sevgül’ün “savaşçı” enerjisinden yoksun olacağız.

Işıklarda uyu sevgili arkadaşım…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Hasan Kahvecioğlu yazdı: 6 Aralık’ta “kirlilik ve rüşvet” kanımıza işledi mi, göreceğiz…

2020 yılının Ekim ayında Akıncı’nın Ankara darbesiyle alaşağı edilmesinin...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: Annamazsınız be amma…

Bilmemek… Bilmediğini bilmek ya da bilmediğini bilmemek… Bilmiyorum… Bilmiyorsun… Bilmiyor… Bilmiyoruz… Bilmiyorsunuz…...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: “İnsülin pompası” her “diyabetli” çocuğun hakkıdır… Bunu sınırlamayınız…

Siz de bir akşam; durmadan idrara çıkma ihtiyacı duyabilirsiniz… Dudaklarınız...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: “Solomon’u öldürmedi… Orada yoktu… Ya 3 gün önce?”

Şener Levent soruyor: “Sen hangi cehennemden çıkıp geldin?” EA yanıt veriyor: “Yaşadığın...

Hasan Kahvecioğlu yazdı: “Sıfıra sıfır, elde var sıfır…”

Lafı “gevelemeye” hiç gerek yok… Olmadı… Yapamadınız… “BM Genel Sekreteri bizim...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,898TakipçilerTakip Et
966AboneAbone Ol

Son eklenenler

Hediye Levent yazdı: Irak’ta işgal bitti! Peki şimdi ne olacak?

30 Eylül 2026 Irak için tarihi bir gün. Yaklaşık...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sabahın seherinde ekim ayına başlarken ki Türkiye

Sabahleyin klasik altı buçuk yataktan kalkma dönemim başladı. Önce...

Ceren Ergenç yazdı: ABD-Çin zirvesinden çıkan geçici barış kime yarayacak?

Xi Jinping geçen hafta üç günlük bir devlet ziyareti...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sıra geldi Brezilya seçimlerine

Bu yıl özellikle Latin Amerika seçimleri önemliydi. Öyle önemli...

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden tekrarlama ihtiyacı

Sonunda New York şovları sonlandı. Tabii ki oraya gidip...

Volkan Yaraşır yazdı: 14 maddede faşizm: Umberto Eco

Yıl 1933, Mayıs ayının 10’u, Berlin opera alanına kamyonlarla...

Özkan Yıkıcı yazdı: Seçim süreçlerindeki ekonomik kullanım

Gerek K. Kıbrıs gerek ise Türkiye seçim süreçlerine şöyle...

Canlı yayın