iktibasVolkan YaraşırVolkan Yaraşır yazdı: Modern çitleme: İlk ve son sömürge kadınlar

Volkan Yaraşır yazdı: Modern çitleme: İlk ve son sömürge kadınlar

Orjinal yazının kaynağıyeniyasamgazetesi9.com

Kapitalizm sınıflı toplumların en yıkıcısı ve son derece yok edici bir sistem. Sömürü, acı, gözyaşı ve kanla şekillenen sistem, kendini sürekli olarak bu “pratikler” üzerinden üretiyor. Kapitalizmin ilk 180 yıllık kesitinde dokuz nesil tükenmiş, 5 yaşında ve biraz üstünde çocuklar işçi olarak ağır biçimde çalıştırılmıştır. Leo Huberman, 5 yaşın altında çocukların dahi çalıştırıldığından söz eder. Özellikle kadının sömürgeleştirilmesi, bu sürecin en önemli parçasıdır. İhmal edilen ve görülmek istenmeyen bu boyut; kadının beden, emek ve ruh olarak sömürülüp, köleleştirilmesi anlamına gelir.

İlksel birikim ve onun pratik biçimlerinden biri olan çitleme hareketi,  kapitalizmin doğuş koşullarını hazırlayan; yoğun emek gücü yaratması yanında sermaye birikimine yol açan yıkıcı “operasyonlardır”. Marx konuyu Kapital I’de kapsamlı bir şekilde ele alır. İlksel birikimi kapitalizmin ana çekirdeği olarak görür ve kapitalizmin ortaya çıkışı ve varlığını sürdürmesi için bu ilk birikime yaşamsal ihtiyacı olduğunu belirtir.

İlksel birikim ve kapitalizm

Marx ilksel birikimi kapitalizmin tarihsel bir önkoşulu, ekonomi ve ekonomi dışı zor yöntemleriyle sermaye birikiminin gerçekleşmesi üzerinden tanımlar. Ve sermaye birikiminin koşullarını hazırlayan temel faktör olarak görür.

İlksel birikimin en başta emeğin emek gücü olma yönünde şiddetli bir hamle olduğunu vurgular ve bunun en somut biçimlenişinin, emekçinin üretim araçlarından koparılması olduğunu yazar. Köylülerin ortak ya da komünal topraklardan sürülmesi ve mülksüzleştirilmesi bu adımın bir parçasıdır. Yine aynı toprakların fiilen gasp edilmesi ve özel mülkiyet haline getirilmesi izlenen yöntemlerden bir diğeridir. Başta Amerika’nın ve diğer sömürgelerin yağmalanması bu sürecin parçasıdır. Afrika halklarının köleleştirilmesi ise sermaye birikimi için olağanüstü olanaklar  sağlamıştır. Ayrıca emeğin disipline edilmesi kapitalizmin doğuşunu ve gelişimi hazırlayan gelişmelerdir.

Kısacası kapitalizm varlığını mülksüzleştirme ve sömürü üzerinden gerçekleştirir. Ve bu süreç Marx’ın ifadesiyle  tepeden tırnağa kan ve pislik içinde gelişir. Marx ilksel birikimi kapitalizmin doğuş koşulları üzerinden tanımlarken, Rosa Luxemburg ve  David Harvey ilksel birikimi bu aşamayla sınırlamaz. Sistemin genişlemesinin ve yeniden üretiminin bir parçası ve krizleri aşma yöntemi olarak  ele alırlar. Harvey aktüel biçim alışları spesifik olarak inceler.

İlksel birikimin görülmeyen yüzü

İlksel birikim üzerine teorik çözümlemelerde en fazla gözardı edilen nokta kadınların sömürgeleştirilmesidir. İlksel birikimin kapitalizmin şafağında ve aktüel kapitalizm koşullarındaki bu boyutu, feminist düşünürler dışında ele alınmamıştır. Emek, beden ve ruhun sömürgeleşmesi olarak gerçekleşen ilksel birikim süreci aslında ilk ve kök sermaye yaratması yanında, emek gücünün yeniden üretimini oluşturan çok boyutlu bir olgudur. Yani yok sayılan devasa bir sorunsaldır.

Marx, ilksel  birikim üzerine son derece kapsamlı açılımlar yapmasına karşı, ev içi emeği üretken olmayan emek kategorisinde ele alır ve yaşadığı konjonktürün de etkisiyle toplumsal yeniden üretimdeki rolü üzerine yoğunlaşmaz. Proleter ailenin kapitalizmin gelişmesi sonucu çözüleceğini ve kadının ücretli işçi haline geleceğinden dolayı ev içi işlerinde rol almayacağı varsayımından hareket eder. Gerçekten de Marx’ın yaşadığı dönemde durum alenileşmemiştir. Ev içi emeğin kapitalist devlet ve sermaye açısından görülmeyen emek haline getirilmesi kapitalist gelişmeye bağlı pre-Taylorist ve Taylorist üretim tekniklerin devreye sokulduğu 19. Yüzyılın sonlarına tekabül eder.

Marx’ın kapital çalışmasında izlediği yöntemin de bu yaklaşımda rolü olacaktır.

Marx, Kapital’de kapitalist sistemin doğuş koşullarını, işleyiş yasalarını, çelişkilerini analiz ederken bir soyutlama yöntemiyle hareket eder ve sermayenin kendini nasıl ürettiğine bağlı olarak temel bazı kategorileri baz alır. Teorik boşluğun doğduğu yer de tam burasıdır. Ev içi emek ya da kadınların karşılıksız emeği objektif olarak bu süreçte yoktur, soyut emek olarak görülmez. Kategori dışıdır. Marx ev içi emeği somut emek olarak yani kullanım değeri üreten emek olarak gördüğünden dolayı, her ne kadar  emek gücünün yeniden üretiminin üzerine açılımlar yapsa da, bu olgunun asıl kaynağını es geçer.  Bu nokta niyetten öte Marx’ın cinsiyet körlüğüne delalettir. Ataerkiyle sermaye birikiminin bağının kurulamaması ya da gereken önemin verilmemesi anlamına gelir.

‘Caliban ve Cadı’

“Caliban ve Cadı” Marksist feminist Silvia Federici’nin ilksel birikim

ve kadının sömürgeleştirilmesi üzerine yazdığı son derece kıymetli bir kitaptır. Federici, çalışmasında Marx’ı ve ilksel birikim üzerine yazdıklarını önemser. Ama aynı zamanda Marx’ın kapitalizmi üretici güçleri geliştirmesiyle, kendi mezar kazıcıları olan proletaryayı yaratması ve komünizmin gerçekleşmesini sağlayacak toplumsal maddi koşulları ortaya çıkardığı savıyla övmesini ve kapitalizme ilericilik addetmesini şiddetle eleştirir.

Böylesi bir anlayışın cadı avlarıyla başlayan, milyonlarca kadının ve kadın bedeninin sömürgeleştirilmesini ve denetimlerindeki komünal toprakların ve müştereklerin gaspı üzerinden gerçekleşenleri görmemek olduğunu haklı olarak ileri sürer. Kapitalizm hiçbir dönem ve ontolojik olarak ilerici olamayacağının altını çizer. Bunun yanında  Marx’ın ev içi emeği ve bu emeğin yeniden üretimde oynadığı stratejik rolü ihmal etmesinin kuramın en büyük zaafı olduğunu belirtir. Federici, feminist hareketin geliştirdiği toplumsal yeniden üretim teorisinin anti- kapitalist bir kopuşun yaratılmasındaki önemine vurgular yapar. Marksizm, feminizm ve müşterekler arasında kurduğu bağ ve diyalektik de son derece çarpıcı ve düşündürücüdür. İlk ve son sömürge olan kadınların yüzyılları kapsayan birikim, deneyim ve mücadeleleri ve teorik üretimleri, yaşadığımız konjonktürde sistemi sarsıcı kolektif bir öznenin ve kolektif aksiyon yeteneğinin ortaya çıktığını gösteriyor. Yani kadınlar, tarihsel kökleri, hafızaları ve öfkelerinden besleniyor.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Diğer yazıları

Volkan Yaraşır yazdı: Hakikat arayışı ve John Berger

John Berger’le, 1985 yılında romanı “G.” romanını okuduğumda tanıştım....

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Volkan Yaraşır yazdı: Faşizmin normalleşmesi: Geç faşizm ve geç emperyalizm ilişkisi

Liberal devlet teorisine göre faşizm, kötülüklerin simgesidir ve tarihi...

Volkan Yaraşır yazdı: Doğanın kalbini söken sömürü: Ekstraktivizm

Türkiye’de kapitalist sistem emek sömürüsünü derinleştirirken, çok boyutlu ekstraktivist...

Volkan Yaraşır yazdı: Wittgenstein, dil oyunları ve yapay zeka

20. yüzyıl felsefesinin en etkili ve en özel kimliklerinden...

Son eklenenler

Serdar Değirmencioğlu yazdı: Nükleer silahlanma varoluşsal tehlike

Günümüzde dünyada olan bitenleri anlamak zor. Olan bitenler akla...

Hediye Levent yazdı: Suriye’de bir küçük üs ve bölgesel yeni düzen

İsrail Suriye’de Türkiye sınırına yaklaşık 70 km mesafedeki Ebu...

Ceren Ergenç yazdı: Çin kültürel hegemonyayı öğrenirken

Türkiye’nin bu yılki Oscar adayı açıklandığında tartışma filmin niteliğinden...

Özkan Yıkıcı yazdı: Emperyalist yeni dizaynda, Suriye gelişmeleri

Tekrar edelim: olayları tümüyle ele almadıkça, net gerçeğe ulaşmak...

Bulut Ünvan yazdı: Neşe Yaşın: Tarihin Çatlağındaki Üzgün Kız

"İnsan, sınırları aşarak konuşmak zorundadır, her kelimenin içinden sınırlar...

Özge Güneş yazdı: Siyasal özne: Mücadele içinde, mücadeleler arasında

Siyasetin öznesi üzerine tartışmalar bugün yeniden yoğunlaşıyor. Türkiye’de siyaset, 12...

Özkan Yıkıcı yazdı: Karışık işler, vesselam!

Yazıyı yazdığım an, 18 Ağustos günüydü. Siz ne zaman...

Canlı yayın