Bugün 15 Temmuz. Hem Kıbrıs hem de Türkiye için yakın tarih dönemeç noktası. Elli iki yıl önce Kıbrıs’ta Yunanistan cuntası destekli, Amerikan onaylı ve İngiliz kabul edilişli askeri darbe yapıldı. Başlangıç sonrası gelişmeler, planlanan enosis değil de yıllar öncesinden fiilen uygulamaya sokulan Kıbrıs’ın bölünme sonucuyla tamamlandı. On yıl önce ise klasikleşen Türkiye devlet içi bloklaşmaların yeniden paylaşım dönemi yaşandı. Adına da darbe kalkışması konuldu. Siyasal İslam ekseninde Fethullahçıların tasfiyesi, ırkçı kesimin de bloka katılmasıyla yeni denklem hegemonyasına da hızla geçildi. Adına da “tek adam rejimi” olarak konuldu.
Ben bu iki dönemden bizimle daha direkt alakalı olan elli iki yıl önceki askeri darbeyi yeniden hatırlatma dizili makale bölümlerine ayırdım. Dün, bu konuda ilk yazımı da yazdım. Konuyu fazla geri çekmeyerek, 73 yılı yaz sıcağıyla başladım. Darbe öncesi siyasal koşulları özetlemeğe başladım. Direkt Kıbrıs’la alakalı olan salt yerel değil, garantörlerin durumu ve genel emperyalist sistemin yaşadığı can yakan durumlarını kısaca özetledim. Şimdi konuya kaldığım yerden devam ediyorum.
Klasik Kıbrıs tekrarı gibi olacak: yine de belirtmeden olmaz. Bakacak olursanız o dönem Kıbrıs’ta koşullar iyice yumuşadı. Buna karşın başta sistemde önemli tedirginlikler ve genel enerji ağırlıklı kriz yaşanıyordu. Ama Kıbrıs’ta altmışlar ortası görülen gerilim ve çatışma koşullarından söz edemeyiz. Hatta zaman zaman gelen Yunanistan-Türkiye gerilimleri olurken, kontrollü emperyalist bölgesel kriz yaşanırken, Kıbrıs’ta pek direkt yansıması olmuyordu. Hatta Türkiye-Yunanistan, özellikle Ege krizi yansıtılırken, Kıbrıs’a aynen gelmiyordu. Hatta örneğin Rum portakal bahçelerinde çalışan Türk kadınların, kriz nedeniyle işe gelmeme düşünceleri dahi oluşurken: Rum işveren ile araya konulan Türk kişiler çalışanları işe gelmek için ikna etmeyi başarıyordu. Çalışan kadınlara hem de bölgede yaşayan Türk insanlar “biz bunların içinde yaşıyoruz ve korkmuyoruz. Bize ne Türkiye-Yunanistan geriliminden” dedikleri de oluyordu.
Ancak, Makarios ile Yunanistan krizi büyüyordu. Batılılar kendi kurdukları eksenin yok olmasını istemiyorlardı. Üstelik Kıbrıs ve civarı enerji haritaları da çıkarılmıştı. Makarios kendi iktidarını sağlamlaştırırken, NATO’nun isteklerini de yerine getirip Amerika’yı gücendirmediğine kanaat getiriyordu. Ama ilk bölümdeki gelişmeler ve sol paranoyası başta Amerika’da hep kuşkulu idi.
Makarios’un Sovyetleri ziyaret etmesi kuşkuları artırdı. 73 ekiminde Günaydın gazetesi ilginç bir karikatür yaptı. Bir fahişe kadın bacaklarını kaldırıp, ona tecavüz ediliyordu. Fahişe Kıbrıs simgesiydi. Sovyet ziyareti kuşkuları tetiklerken, ardından Makarios’un adada bulunan danışman konumundaki Yunanistanlı askerlerin altı ay içinde Yunanistan’a dönmelerini istemesi, cini iyice şişeden çıkardı. Üstelik adada kaldıkları takdirde, turist muamelesi göreceklerini de ekledi. Bu Yunanistan’da iyice kızgınlık yarattı. Üstelik Yunanistan’da kasım ayındaki öğrenci direnişi de cuntayı epey sarstı. Amerika da cunta için çıkış arıyordu. Genelde ise Kıbrıs’la alakalı garantörlük sisteminin yıkılmasına dek gidilme tehlikesi de olası hale sokulmuş bir durum vardı.
Artık sokaktaki insan Kıbrıs’ta darbe ve Türkiye’nin adaya çıkıp yarısını alma geleceğini açıkça konuşmaya başladı. Biz dahi yarım yamalak görüşümüzle darbe ile müdahale sonucu adanın parçalanmasına inanır hale getirildik.
Türk kesiminde Bayraktarlık baskısı artıyordu. Özellikle ilk grevlerini yapan öğretmenler sendikası hedefteydi. Elbet sosyolojik siyasal gelişme de oluyordu. Makarios Kıbrıslı Türklere pasaport verip onların yeni yer olan Avustralya gibi ülkelere gitme kolaylığını sağlıyordu. Türk bölgelerinde ise Bayraktarlık baskısı artıyordu. Denktaş, Küçük’ün de tasfiyesi sonrası daha bir otoriterleşti. Dengesiz gelişmeler oluyordu. Ama Amerika Küba paranoyası ve Vietnam’da yaklaşan yenilgisiyle adeta adayı “Akdeniz Kübası” gibi konuşmaya hız veriyordu.
Sonradan yapılan Kıbrıs dosyası tartışmalarında, belgelerle hem Güney’de hem de Yunanistan’da Kıbrıs’ta Yunanistan cunta merkezli darbenin yapıldığı kabulleniyordu. 1974 sonbaharında darbenin olması planı dahi oluşturuldu. Fakat 1974 mayısında yapılan bir toplantıya Makarios’un kendisi değil de dışişleri bakanını göndermesi sonucu, darbe daha yakına çekildi. Üstelik Yunanistan cuntası için bir moral ihtiyacı vardı. Elbet darbe sonrası değişik planlar da yapılıyordu. Amerika Makarios’un öldürülmesini de düşünürken, İngiltere öldürülme olayına karşı duruyordu.
Seçenekler değişikti. Makarios’un yerine Kliridis konulup son aşamasına gelinen anlaşmanın imzalanması veya ikinci Acheson planının uygulanması düşüncesi vardı. Terslikte ise direkt darbe sonrası Türkiye’nin adaya çıkarma yapması da seçenek haline sokuldu. Nitekim; Can Dündar’ın kontrgerilla belgeselinde o dönemin Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın Ecevit’ten kaynak istemesiyle de somutlaşıyordu. Özel Harp Dairesi’ne kaynak deniliyordu. Ecevit bunu bilip bilmeden değil, kendince hesabı ile çizgisinde olduğu Kissinger’in de katkısıyla bu konuyu anlamaya başladı.
Zaten, İngiltere Kıbrıs planında ta 1955 yılından beri adanın fiilen ikiye ayrılma hedefini taşıyordu. Zaman zaman aksasa da adımlar duraksama haline sokulsa da yolunda ilerleniyordu.
Ek not: gerek Özel Harp Dairesi başkanlarından Yirmibeşoğlu gerekse Doğru Yol’un savunma bakanı Ayaz’ın açıkça, Özel Harp Dairesi’nin Kıbrıs politikasını yürüttüğünü belirttiler.
Hatta rahmetli Uludağ’ın da son makalelerinden birinde yazdığı gibi “Ecevit gönderdiği bir mektupla Makarios’u darbenin olacağı konusunda uyardı.” Makarios ise önemli bir koşulu yanlış yorumlama hatasındaydı. Çünkü, daha önceleri de 1964 yılında Türkiye’nin müdahale etme durumu veya Amerika’nın Acheson planı vardı. Makarios Acheson planına karşı çıkarak imzalamadı. Daha sonra başta Sovyet lideri Kruşçev’i ve Bloksuzlar liderlerini harekete geçirdi. Kruşçev Johnson’a mektup yazıp uyardı. Johnson da İnönü’yü mektupla uyardı. Bu gelişmeler Kıbrıs’ta çıkara göre kopuk kopuk anlatılıp lehine oynanma kartına çevrildi.
Makarios’un doğru okumadığı koşul şu: Sovyetler altmışların Sovyeti değildi. Bloksuzlar ise Sovyetsiz etkisi azdı. Ayrıca Kissinger için geliştirilen yeni sömürge ülkenin ötekini işgal politikası için de Kıbrıs iyi bir örneklemdi. Onun için uyarıları dikkate almadı, aynen şimdi emperyalist sistem içi gelişmelerin hiç dikkate alınmaması gibi…
Sonuçta, Mayıs’taki toplantı tutumuyla da Makarios’un ipi çekildi. İş girişime kaldı. 1974 sıcağında temmuzun ortasında Kıbrıs kaynarken, yaşanan koşulların bir daha yaşanmayacak dönüşüme gelmesi için bir işaret bekleniyordu. O da 15 Temmuz’da oldu.
Bu bölümle de artık darbe gününe geldik. Yarın darbe günleriyle devam etmek umuduyla.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



