Peş peşe sizi yakın tarih hafıza canlandırmaya odaklaştırdım. 15 Temmuz darbesi, gerçekten Kıbrıs yakın tarihinde önemli bir kavşaktır. Olayın pişirilmesi ve uygulama alanına sokulmasıyla, artık bildik Kıbrıs şekli tarihe karıştı. Sıçrama ile yeni bir yelpazeye oturdu. Ancak, olaylar gelişirken, yeniden üst düzeye sıçrarken, siyasal sistemin aynı kalması, sistemsel çıkarlara göre oluşturulma hamleleri sonucu, yaşananlar, sorgulanma yerine hep unutturulma ile resmi çıkara göre ideolojikleştirme sıkışmasında takılıp kaldı. Sonuçta elli iki yıl sonra adeta unutturulan ve önemi kaybettirilen bir tarihi güne dek indirgendi.
İki makalemde, sizi olayın bir yıl öncesinden yaşanan önemli gelişmeleri hatırlatmakla aktardım. Artık yavaş yavaş 1974 darbesine gelme birikiminiz oluşarak daha kolay anlama olanakları da bence oluştu. Şimdi konuşulan ile o dönem yaşanan gerçeklerin farklılaşması veya silinmesi, resmi ideolojilerin gelişerek devamında yaptıklarıyla artık konunun iyice negatifleşmeğe dek gitmesinin rolü çoktur.
Kısaca şu basit bilgilerle olaya girelim. Aslında 1974 darbesi Kıbrıs’ta en azından darbe siyasal seçkisi bakımından ilk değildir. Yine önceki girişimlerde de olduğu gibi konuda salt Makarios ve karşıtı değil, sistemsel tutumların hatta teşviklerinin de net şekilde rolü vardır. Ancak, her resmi tarih yazılımında en başta adanın sömürgesel gerçeği veya garantörlerin rolü pek de hesaplara katılmıyor. 1974 darbesi de böyleydi.
Ancak tekrar edelim: Kıbrıs’ta darbe seçenekleri ilk değildi. Örneğin 1964 yılındaki Acheson planı sunuldu. Makarios yine imzalamıyordu. Türkiye ve Yunanistan kabul ediyordu. O zaman da bir darbe planlaması vardı. Makarios devrilip yerine Kyprianou getirilecekti. Kyprianou kabul edilmedi. Burada önemli bir siyasal gerçek vardır. Genelde bu hiç konuşturulmaz. Amerika’nın sol paranoyalaşan siyasal tutumlarından söz ediyoruz. Kliridis’in babasının bir solcuyu avukat olarak savunması nedeniyle 1964 darbe planlamasında Kliridis düşünülmedi. Kyprianou seçiliyordu. Bu Acheson planıyla alakalı değişik seçeneklerden biriydi. Makarios Sovyetler lideri Kruşçev’i ve bağlı olduğu Bloksuzları harekete geçirip İngiltere’nin de sonradan tarafsızlaşmasıyla bu darbe engellenmişti. Bunu bilen pek yok…
Gelelim 1974’e: 1974 darbesi bekleniyordu. Hatta mayıs ayındaki Makarios’un Papadopulos’u göndermesiyle planlanan ekim ayı darbe yapma tarihi temmuza çekildi. Üstelik Yunanistan cuntası iyice zayıflıyordu. Sol bir seçenek olma olasılığı da artıyordu. Hatta bugün de yayınlanan belgelere göre Yunanistan EOKA-B ile darbe yaparken kendince güvence alıyordu. Yine yayınlanan önemli başka bir belgede Fileleftheros gazetesi 12 Ağustos 73 tarihinde bu gelişmelere uyarılar yaptı. Darbe yapıldığı takdirde Türkiye’nin Girne’yi ele geçirip belirli bir yere yerleşeceğini de belirtiyordu.
Anlayacağınız: darbe öyle anlık değil, göstere göstere geldi. Hem de sonuçları da ilanın malumuyla gerçekleşti. Sadece ince bir nokta vardı. Amerika’ya göre, daha doğrusu darbede rol alan Amerikan çevrelerine bakarsanız Makarios’un öldürülmesi isteniyordu. İngiltere ise öldürülmemesinden yanaydı. Nitekim, darbe anında Makarios kaçırılıp önce Baf’a, oradan da Akrotiri üssüyle Malta’ya, oradan da İngiltere’ye getirildi.
Darbeyi gençlik rüzgârımla yaşadım. Hatta darbe günü Lefkoşa’ya gitme niyetim vardı. Fakat uyku tembelliği nedeniyle kalkmadım. Radyoyu açıp o sabah ses yıldızı olarak Cem Karaca’yı dinlemek isterken, Türkçe yayın yapan Kıbrıs radyosunda marşlar çalıyordu. Giderek penceremin etrafında kadınlar konuşmaya başladı. Hiç aklıma gelmeyen durum, eskiden nasıl oluyor da haberlerin hızla yayılma durumunun yaşandığı idi.
Sonuçta, askeri darbenin olduğunu duyduk. Yunan subaylar ve EOKA-B’nin Makarios’a karşı darbe yaptıkları anlaşıldı. Peşinden ilk açıklamalarda hep Makarios’un öldürüldüğü bilgileri veriliyordu. Hatta yine kaçırılan bir tutumla, darbeciler hemen Kliridis’e koştular. Onu saraya koymak istiyorlardı. Yine sonradan çıkan belgelere göre de aslında seçeneklerden biri Kliridis’i başa getirip Denktaş’la bazı anlaşmaların yapılmasıydı.
Etraf böyle gelişirken, Baf’ta yayın yapan bir radyo -ki Kıbrıs Rum radyosunun şubesiydi- Makarios’un ölmediğini, sağ olduğunu ve salı günü konuşma yapacağını açıklıyordu. Bu durum adeta yayılan bilgileri tersyüz ediyordu. Hızla gelen “ölmedi” haberi ise peşinden Kliridis’in de başa geçmeyi reddettiği haberiyle tamamlandı. Bunun üzerine Nikos Sampson başkan ilan edildi.
Çatışmalar devam etti. Makarios beklenen konuşmayı yaptı. Baf-Limasol eksenli direniş beklendi. O da sonradan vazgeçildi. Artık darbeciler adanın kontrolünü hızla gerçekleştiriyordu. İki günde etkin oldular.
Bu arada İngiltere elçiliğinde çalışan bir Türk -iznini almadığım için adını şimdilik yazamıyorum- o sabah, yani darbe günü elçiliğe gittiğinde onu sarayın önüne gönderdiler. Kendisi korktu. Ama ona bir kart verip korkmamasını önerdiler. O da bombalanan sarayın önüne gitti. Kartı gösterince, yani İngiltere elçiliği görevlisi oluşu nedeniyle kimse ona sert davranmadı. Fakat belirli bir zaman kimse bir şey demedi. Sonradan bir tankçı komutan tenhalaşan ağaçlık yerde yaklaşıp, Makarios’u kaçırdıklarını söylediğini anlattı. Bunu sadece bana değil, o gün sendikada olan bazı kişilerin yanında da belirtti.
İngiltere elçiliğine gidip haberi verdi. Elçilikte rahatlama oldu. Sonradan haberi Türk tarafına bildirmesi için Lefkoşa’nın Türk tarafına gönderildi. Bazı kişilere şimdilik söylenmemesi uyarısı da ısrarla belirtildi.
Benzer bazı bilgileri o dönem Amerikan elçiliğine giden görevli kişiler de anlattı. Bir farkla, darbeyle Makarios’un öldürülmesi isteklerinin olduğunu ekleme gibi bir çelişki de vardı. Yani: askeri darbe öyle denilen şekliyle dar bir hesap değildi. Önceden bilinen, kandırmacalarla da güvence verilen gerçeklerle göstere göstere geldi.
Peki tılsım nasıl yeniden şekillendi: Makarios’un kurtulup adadan ayrılmasından sonra, etrafta bir şaşkınlık beklentisi esintisi vardı. Hatta Güvenlik Konseyi’nde konuşan Türkiye temsilcisi Osman Olcay ve lider Denktaş, 17 Temmuz gazete sayfalarında bunun Rumların iç işi olduğu açıklamalarını yapıyordu.
Ama 17 Temmuz öğleden sonrası bir başka rüzgâr esti. Amerikan Ankara elçisi ve sonradan dışişleri bakanı Kissinger’in yardımcısı Ecevit’le görüştüler. Kıbrıslı Türklerde yeniden hava değişerek daha bir hazırlıklar yoğunlaştı. Amerikan elçisi Ecevit’le yapılan görüşme sonrasında onu İngiltere’ye gönderip o zamanın İngiltere Başbakanı Callaghan’la görüştürüp ortak veya yalnız müdahale temaslarına yönlendirdi. Konu yeniden kayıyordu.
Tüm bu gelişmelerde, darbenin olup da yaşanan anlarda hep Kissinger’in adı geçti. Amerikan onaylı olduğu anlatılıyordu. İngiltere daha sessiz olup, yine de Makarios’u kurtarma hareketinde rol alıyordu. Değişmeyen gerçek, Kıbrıs’ta hem de bir garantör devletin direkt katkısıyla darbe yapılmasıydı. Artık kaçınılmaz öteki hamle bekleniyordu: Türkiye’nin adaya çıkması. Bunun zemini de hızla sağlanıyordu. Hele Makarios’un İngiltere’deki çağrıları, Sovyetlerin bu defa sonuçtan memnun olmaması, işleri 1964 koşulundan başka bir alana çoktan kaydırıyordu.
Darbe günlerinde konuşulan bir konu da şu: herkes darbenin olacağını bildiği halde Makarios’un bu denli hazırlıksız ve dirençsiz yakalanmasıydı. O dönem en çok direnen kesim EDEK’çilerdi. Öylesine darbe aldılar ki partinin sol kanat militanları özellikle katledilerek parti sol başlangıç özünden koparıldı. Nitekim Kıbrıs meclisinde yapılan Kıbrıs dosyası tartışmalarında Acheson planından 1974 darbesine kadar en sert eleştiren EDEK, boşuna değildi.
Tek bir gerçek vardı: Kıbrıs’ın sömürgesel yakın tarihinde hep NATO ekseninde kalması planı vardı. Küba devrimi sonrası ise ada paranoyalı yaklaşımla da tetiklendi. Makarios Amerika’ya onca kolaylık yapmasına rağmen, hiçbir zaman 1961 yılında NATO yerine Bloksuzları seçmesi affedilmedi. Öyle ki daha 1964’te darbeyle devrilmesi düşünülerek pek de rahat bırakılmadı.
Kısaca, gerçekler yakar. Hele sömürge olmanın da bedelleri vardır. Hep Kıbrıs’ta garantörlük denilir. Fakat hep yaşananlarda garantörlerin rolü de tartışılmazdır. Adanın toprak bütünlüğü falan diye başlayan sözlerin birer masal değeri olduğu hep kanıtlandı. Hele 1974 darbesi öncesi adada en yumuşak dönem yaşanmasına rağmen, nasıl garantörlük hesabıyla darbeyle adanın ikiye ayrılma sonucuna gelindiği hep yaşanarak kanıtlandı. Ancak, sistem aynı kaldığı için bunlar sorgulanarak, yüzleşilerek gereken dersler alınma yerine, silinerek yeni döneme devam edilmesi gerçekleşti.
Yarınki son bölümde, 1974 darbesinin önemli sonuçlarıyla bu bölüm bitirilecektir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



