Artık duymaktan kaçtığım, ama yeni gelip beni vuran bazı görüşlerle hafta sonu sohbeti şeklinde ele almaya karar verdim. Ekranda dolaşırken, sokakta dinlerken, oturup konuşurken ordan burdan veya doğrudan bana söylenen bazı tekerleme gibi tekrarlardan artık usandım. Nitekim birkaç yeni gençle hafta ortasında konuşurken, kullanılan aynı tekrarlardan nasıl sıkıldıklarını bana resmen söylediler. Günümüzün geçmişten geldiğini, ama sanki her şey bugün olmuşçasına geçmiş miti yaratılıp özlem duyulduğunu veya gerçeklerden kaçışın yorumunu da yaptılar. Ben dinledim. Ben dinledikçe, onlar öngörülerini daha fazla örnekle bana aktardılar. Farkında olup ama geçmişle ilgili çoğu resmî siyaset veya sömürgeci kültürleşme nedeniyle tam ulaşamamanın sıkıntısı da vardı. Yine de şikâyet gibi görünen eleştiri, aslında varolanın bahanelerle veya bilmemezliğe bürünerek sıyrılmanın kültürel anlamını bana anlatıyordu.
Gerçekten, ordan burdan, hatta umadığınız anlarda bazı sığınak gibi konuşmalar hep karşınıza çıkar. Örneğin artık iyice vıcığı çıkarılan “geçmişte öyle değildi” ifadesi kurtarıcı ilaç gibi yutturulmaya çalışılıyor. Hem gerçek geçmişten kaçma, hem de gelecek umudu üretemeyip takılıp kalma çaresizliği veya bahane bulma duygusuyla hep tekrar sakızına dönüştürüldü: “Eskiden böyle değildik” denilir. Birçok örnek de sıralanır. Fakat biraz dikkat eden için, eleştirel özlem ile verilen örnek birbirini tutmama durumu da oldukça normal biçimde konuşmalarda akıp gider.
Ben bunları izlerken, hele de eski politikacılar koltukta otururken, bugünü yaratanların adeta kendiliğinden aklanmış gibi “Eskiden böyle değildik, biz gayet dikkat ederdik” demesi ilginçtir. Sonrası da yaptıklarıyla değil yaşlı halindeki geçmişiyle iyiliği örtüştürmeye başlarlar. Sunucu da zaman zaman hiç bilmediğinden, zaman zaman da adet yerini bulsun bakışıyla bu tür kişileri donanımlı örnek diye övmekten geri kalmıyor.
Madem konu geçmişle başladı ve bazı liderlerle sürdürdük, olaya biraz daha dokunarak devam edelim.
Son UBP’den ayrılanlar dahi şu lafı hep kullanırlar. Hele de sunucu da UBP karşıtı ise hemen bu lafla şimdiki zamanı kötüleyip geçmişi de övme ikilemiyle süslendirirler. Başka bir açıdan, eskiden makam sahibi olanlar, şimdi sanki geçmişte o yasaları kendileri çıkarmamış gibi, ayrımcılığı hayata geçirmemişçesine kendi dönemlerini gayet iyi yorumlayıp günümüzün çok kötü olduğunu anlatırlar. Hele de zamanında çevre katliamıyla rant dağıtan, yalan söyleyen, inanılmaz baskılar yapanın kendi döneminin gayet iyi olduğunu, idari şeklini örnek gösterip reklam yapması da işin cabasıdır.
Şimdi lafımızı söyleyelim: Söylenenlerin, özellikle koltukta oturup methiyeler dizenlerin pek de dedikleri gibi iyi olmadıkları ortadadır. Günümüz gökten inmedi; bir birikimle geldi. Uygulanan temel siyasi gerçekle birikerek geldi. Sömürgeci ifadeyle, teslim ola ola ve yetkileri kullanarak günümüzü yarattılar. Konuyu en üstteki olguyla örnekleyelim:
Hep çağdaş demokrasi denilir, hoşgörüden dem vurulur. Ancak artık ayıklık gerektiren güncel yaşananlar nedeniyle eleştiri yapmak ve örnek sunmak, duyarlı kesim için zorunludur. Bir anlamda zevahiri kurtarmak da önemlidir. Konuyu dağıtmadan, oluşturulan koşulların önemini birkaç satırla belirtelim. Bunları bilmeden konu, salt ihtiyaç gideren olgunun sınırını aşamaz.
Ülkemizin özellikle birçok konuda olduğu gibi geçmişi de günümüzde yorumlama durumu, koşulların kökleşmesiyle mümkün olabilmektedir. Örneğin bizde hafıza kaybı yaygın; üstelik bu yaygınlığı bizzat siyasal egemen blok her yönüyle dayatıyor. Öğretiden tutun resmî tarih oluşturmaya dek her alanda yaşatır. Böylelikle güncel resmî ihtiyaca göre bir geçmiş de üretilir.
Bir başka nokta da şu: Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan nüfusun çok önemli bir kesimi, geçmiş denilen koşullarda biriken düşünce ve deneyimlere sahip değil. Onlar buraya şu veya bu nedenle gelmiş ve geçmişi burada duyduklarıyla öğrendiler. Hatta onlar da o geçmişi kendilerince yeni eklerle sistemleştirdiler. Boşuna değil, birçok çevre garantörlüğü KKTC olgusyla savunuyor.
Önemli olan temel olgu ise Kıbrıs’ın sömürge ülkesi olmasıdır. Dönemsel sömürge koşulları da değişiyor. Hele de kültürel süreçlerde farklı sömürge ilişkileri geliştirildi. Klasik sömürgeciliğin son dönemi aynı zamanda Kıbrıs’ta geleneksel kültürün de son dönemiydi. Kıbrıs açık kültürel sürece girerken, farklı alt üst oluşlarla da yaşatıldı. Hem açık kültürleşme, hem yeni sömürgecilik sistemi hem de toplumsal ayrışmayla açık yeni dış müdahale biçimleri yaşandı. Anlayacağınız Kıbrıs’ta kültürel süreç ve sosyolojik konum, tam da geçiş döneminde darmadağın oldu. Devamı da geldi.
İşler öyle olunca, birçok konuda, hele de siyasal önemi olunca, hafıza kaybı silahı çok işe yarar. Korkuyla, baskıyla, zorla ve rızayı da eğitimle sağlayıp kültürleşmemiz yerleştirildi.
Hemen örneğe geçelim; girişte verilen örneğe devam etmek iyi gelir. Çağdaş demokrasi ve hoşgörülü olmak. Eskiden bu yaşamın olduğu, hatta partisinden kaçan vekillerin de partisi için kullandıkları en kolay simgedir. Hâlbuki Kıbrıs yakın tarihine bakanlar, hele de yakın tarihteki “iyi ve hoşgörülü” dedikleri zaman dilimine zahmet edip araştırırlarsa, günümüze göre çok daha sert ve karanlık olduğunu bulurlar.
En basitiyle başlayalım: Kıbrıs’ta 1974 öncesinde doğru dürüst, özellikle liderlik seçimi yaptırılmadı. Bırakın yaptırılmamayı, hep müdahalelerle hem de en üst yöneticiler tasfiye edildi. İlk liderlerden Faiz Kaymak’la mı başlasak… Yok, derseniz, o teşkilat dönemidir, boşver. O zaman gelelim hem de iyi bir anayasacı olan Zeka Bey’e. O da aday olmak istedi, ama baskılar ve tehditler onu da geri çektirdi. Ama o dönemler çok güzeldi! Demokratik, çağdaş, hoşgörülüydü…
Gelelim daha yakına: 1973’e. Kıbrıs Cumhuriyeti’ne göre en üst Türk temsilciliği olan cumhurbaşkanı muavini Doktor Küçük’tü. Küçük, aday olacağını açıkladı; üstelik gelen Türkiye odaklı baskılara da “Benim etim tencerede kayamaz, getir” yanıtını verdi. Verdi de, direnci malum: Ankara baskısıyla teslim olup adaylıktan çekildi. Öteki aday Berberoğlu da diretti; o da öylesine olaylar yaşadı ki geri çekildi. Böylelikle Denktaş en üste çıktı. Tıpkı Kaymak teşkilattan alınırken başlayan üst Denktaş yönetimi gibi.
İsterseniz 1974 sonrasına da kısa bir bakışla devam edelim. Özellikle hafızadan çıkarılmak istenen 1981 başkanlık seçimine takılalım. Resmî olarak o dönem tanıkları, Rızkın seçimi kazandığı inancındaydı; sandıklardan alınan sonuçlar da öyle idi. Ama nedense o gün, itiraz edilecek makam sahibi sıra kadem bastı. Araya sokulan aracılarla bir kandırmaca senaryosu ile oyalama yapıldı. İtiraz zamanı da böylelikle dolduruldu.
Fazla uzatmayalım: 2000’le noktayı koyalım. İkinci tura Eroğlu ile Denktaş’ın kaldığı seçime gelelim. “Çekil, çekilme” tartışmaları sürerken birden Eroğlu’nun evine bomba konulur. Gerçi Eroğlu bunu inkâr etse de resimlerle kanıtlanır. Üstelik “çekilmem” diyen Derviş Bey ikinci tur seçiminden çekilip Denktaş’a devam der.
Bunları uzatmak kolay. Hele de partisinden ayrılırken veya parti onu yerken ardından “geçmişteki demokratlıktan, hoşgörüden” söz etmeler hâlâ moda. Moda da geçmişte olanlar da ortada. Bizde yalanın, yanlışın hafıza kaybıyla imhası kolay. Yeri geldikçe, verecek net örnek yoksa, kendine de yarayacak yalanı söylemek kolaydır. Unutturma ve olmamış gibi davranma teslimiyeti kültürüne dönüştü. Boşuna değil şu övgü ve eksik bırakılma basit yaşamın içinde var. “Bir masada karşıt olsak da otururuz” denir. “Ne kadar çatışsak da biz bir masada eğleniriz” denilir. Bir masada olma övülür, bunun önemli olduğu söylenir. Söylenir de masadan kalkınca birbirini yerme, gerektiğinde ihbar etme de olunca buna ne demeli? Ama işimize gelenle başlayıp kendimizce bir mit oluştururuz. Ona hayata bir şey yapmamamızın bedeli olarak kendimizi de övme adına anlatıp çıkış buluruz. Oysa geçmişin de koşulları vardır; o yaşananlarla bugüne geldik.
Gençlere hep şunu anlatırım: Siz bilmemeye yatarsanız, yanlış yapanlar da rahatlar. Kaç yasa geçip günümüzü teslim aldıysa, “bir ilkesi içinde olanı kapsamaz” kuralı konur. Böylelikle o dönemdeki insanlar kendilerini kapsamayan ama yarınki çocuklarını esir alacak harekete kolayca teslim olurlar. Hele de buna bir de yandaş kayırmayla oraya gelindiyse, o olumsuzluğun ne kadar mükemmel olduğunu da anlatmaktan utanılmaz. 2008 ve 2011 yasalarının kamuda yarattığı durum da buydu.
Bir günlük makale sohbetine şimdilik son vermem gerekiyor. Ama bir dalarsam, şu hafıza kaybıyla nelerin yalanlaştırılıp resmî ideolojiye dönüştürüldüğü, kültürel çıkmazda abartılı övgünün ne anlama geldiğine dair verecek bilgi çok. Şimdilik burada nokta diyelim.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



