Arnavutluk’ta Zvernec bölgesinde koruma altındaki Sazan Adası’nı da kapsayan Trump ailesi bağlantılı lüks turizm projesine karşı eylemler sürüyor. Ülke çapına yayılan “Flamingo Devrimi” adı verilen protestolar, Adriyatik kıyısındaki projeye karşı başlasa da ekolojik yıkım, özelleştirmeler, yolsuzluk ve ABD ile ilişkileri de içeren kitlesel bir hükümet karşıtı eyleme dönüştü.
ABD Başkanı Trump’ın kızı İvanka ve damadı Jared Kushner’ın da dahil olduğu turizm projesi Sazan Adası’nda lüks oteller, marinalar ve villalar inşa etmeyi planlıyor. Biyolojik çeşitliliği ile önem taşıyan ada çevre koruma yasalarına göre dokunulamaz bir bölge olsa da son yıllarda yapılan yasal değişikliklere Başbakan Edi Rama bölgeyi turizm projelerine açtı.
Rama hükumeti, projenin uluslararası turizmi canlandıracağı, yatırımlar getireceği ve iş imkanları yaratacağını iddia ediyor. Ancak, Kushner’ın kurucusu olduğu Affinity şirketi ile görüşmeleri geçen seneden beri takip eden ekoloji aktivistleri, projeyi “ekolojik emperyalizm” olarak tanımlıyor. Sazan adasının karşısında, ana karadaki Vjosa-Narta deltasında tarım ile geçinen halkın topraklarına erişimlerinin tel örgüler ile engellenmesiyle birlikte ayaklanma yayıldı.
Bir ayı aşkın süredir devam eden eylemleri takip eden gazeteci Elefteria Kousta’ya göre halkın geri kalanı proje konusunda bilgi sahibi değildi ve meselenin ciddiyetini tam olarak anlamamışlardı. Taki Zvernec sakinlerinin bir gecede topraklarına erişimlerini kaybetmelerine ve haklarını savunurken şiddete maruz kalmalarına kadar.
Halkın toprağına erişimi bir gecede elinden alınması ile durumun Arnavutluk için ciddiyeti daha da belirgin hale geldi. 23 Mayıs’ta bölgesel eylemler ile başlayan hareket, haziranda başkent Tiran’a sıçradı, burada her gün eylemler düzenlenmeye başlandı. Kitleler koruma altındaki alanlarda inşaata karşı çıkarken, sözleşmeler hakkında şeffaflık talep etti.
Eylemler devam ettikçe Başbakan Edi Rama’nın istifası talep edilmeye başlandı. Önceki aylarda yolsuzluğa karşı yapılan eylemler de Flamingo Devrimi’nin yön belirlemesinde yardımcı oldu. Korunan alanların inşaata açılmasının hukuksuz olduğu söylemleri ve Rama hükumeti ile muhalefetin de antidemokratik yollarla Arnavutluk’un değerli topraklarının özelleştirilmesini desteklemesi eylemlerin büyümesine yol açtı.
DÜZEN PARTİLERİNE HALKIN ÖFKESİ BÜYÜK
Gazeteci Kousta, “Şubat ayında, dönemin Başbakan Yardımcısı Belinda Balluku’ya yönelik yolsuzluk soruşturması nedeniyle muhalefet partilerinin öne çıktığı yolsuzluk karşıtı protestolar yaşanmıştı. Bu durum, hareketin o dönemde sönümlenmesine neden oldu. Çünkü birçok Arnavut, partilere karşı temkinli yaklaşıyor. İnsanlar ayrıca Sali Berisha’nın Demokrat Partisi’ne ve kurulu düzenin çıkarlarına hizmet ettiği düşünülen herkese karşı da sloganlar atıyorlar” sözleri ile halkın mevcut düzen partilerine olan güvenini kaybettiğini de vurguluyor.
Rama hükümeti, protestoların “dijital histeri” nedeni ile büyüdüğünü iddiasında. “Arnavutluk 4 milyar euroluk yatırım getirecek bir projeden korkmamalıdır” diyerek projeyi iptal etmeyeceğini açıkladı. Kousta, hükumetin ithamını şu sözlerle yorumluyor: “Hareket, saygınlığını kaybetmiş bir hükümetten meşruiyet aramıyor. Arnavutlar, Avrupalılar dahil olmak üzere dünyanın büyük bir bölümünden ezici bir dayanışma görüyor ve meselenin doğru tarafında olduklarının tamamen farkındalar. 48 günlük protestoların ardından hükümetin protestocuların taleplerini tanımayı veya onlarla müzakere etme girişiminde bulunmayı reddetmesi, demokratik gerilemenin endişe verici bir işaretidir.”
BUGÜN ARNAVUTLUK YARIN GAZZE ŞERİDİ
Arnavutluk’taki turizm planlarının benzeri Gazze’de de devrede. Trump’ın “Gazze’yi riveria yapacağım” diyerek duyurduğu “Ortadoğu Barış Planı”nın başında da yine damadı Jared Kushner vardı.
Kousta, Arnavutluk’taki eylemlerin Filistin için de önemini şöyle anlatıyor: “Birçoğu bunun Trump ve Kushner ile ilgili olmadığını, daha ziyade yolsuz hükümetlerine karşı bir hareket olduğunu söyleyecektir. Ancak, hükümetimizin ‘iş ortaklarının’ sicilini görmezden gelmek zorlaşıyor. 3 yıldır Gazze’de yaşanan soykırıma tanık oluyoruz ve birçoğumuz, sıradan vatandaşlar ve sivil toplum mensupları, Sazan ve Vjosa Narta’daki projenin, Epstein dosyalarında adı geçen bir başkanın damadıyla bağlantılı olduğunu, bu kişinin öldürülen Filistinlilerin cesetleri üzerinde Gazze’de “lüks tatil köyleri” planları hazırlamak için bir an bile beklemediğini fark ettik. Arnavutlar olarak, birdenbire “kabul edilebilir” Avrupalılar haline gelmediğimizi biliyoruz. Bu anlaşmada hâlâ sömürgeci alt tonları görüyoruz. Gazze’deki soykırımın adaletsizlik ve cezasızlık sistemini de görüyoruz ve sonuçlarından bizlerin de kurtulamayacağını anlıyoruz. Aslında, birçoğumuzun buna karşı durmanın önemini kavramasının nedeni de bu. Arnavutluk’ta yaşananlar da yalnızca azınlığın çıkarına olan özelleştirme, ekolojik yıkım, toprak gaspı ve halkın mülksüzleştirilmesi gibi dünya çapındaki bir modelin parçası. En büyük arzumuz, biz Arnavutların davamızı kazanmamız ve benzer bir durumla karşı karşıya olan diğerlerine bu güçlere karşı mücadele etmeleri için umut ve cesaret vermemizdir.”
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



