Kıbrıs’ı da genellikle iki kıskaç içinde Ortadoğulu da sayanlar çok. Özellikle siyasal projelerde Ortadoğu derken, mutlaka en azından Kıbrıs’ın kullanılması, gerektiği anda şekillendirilme ihtiyaçlarının da çaktırmadan düzenlenmesi de yaşandı. Bu Kurban Bayramı oldukça Ortadoğu’da krizli, acılar ve öfkelerle dolusu akışla hızla geçti. Kıbrıs tam da konumlanan ismiyle bölgede yaşadı. Kuzey Kıbrıs, Türkiye’deki esen fırtınayı dahi gündemine sokmayarak, sanki hiçbir şey yokmuşçasına donuklaştırma tutumuyla bayramı yaşadı. Güney en azından bölgeden gelen turist azalmasıyla ekonomik eksende hissetmek konumunda kaldı. Ama Ortadoğu fırtınaları Kıbrıs’ı hep vurdu. En azından İran’da bir tırmanmanın bedeli içine Kıbrıs da hep konulmaktan kaçamıyor.
Yine de Kuzey Kıbrıs için önemli bazı farklılıkları vurgulayalım: Bayram öncesi, yazdığımız gibi donuklaşma öncesi hamleler oldu. Elektrik zammı ile geçirilen baskıcı yasalar adeta bayram donukluğunda kendi önemini kaybeder hale sokuldu. Nitekim, daha normale dönmeden geniş Lefkoşa bölgesindeki saatlerce elektrik kesintisi de geleceğin yeni haberi oldu. Gerçi hamasi eksende Türkiye’den gelecek gaz borusu masaları anlatılıp adeta günün gerçekleri örtülmeye çalışılıyorsa da hep bilinmez ve sömürgeleşmenin cenderesinde debelenme devam ediyor.
Ortadoğu BOP projesinin eşbaşkanı olan Türkiye ise bayramı çalkantılarla geçirdi. Bayramın son günündeki ikili CHP karşıtı girişimler her şeyi çoktan anlatmaya yetip artıyor. İlginç bir tarihsel yakınlık da oluştu. İleride tarihçiler Mayıs sonunda CHP operasyonları, mutlak kararları, Kılıçdaroğlu’nun polis gücü plastik mermilerle parti merkezine oturuluşu, devamında karşılıklı açıklama ve eylemlerle iktidara doğru evrilip birinci haldeki CHP’nin sonuçta parçalanarak adeta ikili duruma düştüğünü görecekler. İnsanlar bu gelişmelerle siyasal tarihi yorumlarken de ansızın 2013’teki Gezi direnişinin yıl dönümüyle karşılaşacaklar. Tarihsel sentezle Gezi direnişinden CHP siyasal darbeli ikiye ayrıştırma son yargı mutlak kararıyla buluşacak. Yaklaşık on üç yıldaki siyasi tarihi karşılarında bulup “neden” sorusuna da kolayca yanıt verecekler.
Başlıkta ne dedik: Buruk Ortadoğu Kurban Bayramı geçildi. Nitekim doğu komşularımızdan Lübnan resmen yerle bir edilecek saldırılara tanık oluyor. İsrail önüne geleni yıkıyor; üstelik birkaç defa ateşkes kararı olmasına rağmen. İsrail dinlemiyor, Amerika da destekliyor. Direnen elbette Lübnan koşullarında Lübnan ordusu değil; direnen Hizbullah örgütüdür. Tüm provokasyon ve imha çabalarına rağmen ülkesini savunuyor. Daha da küstahlaşan dünya politik diplomasi oyunu ise saldıran İsrail’e karşın suçlanan direnen Hizbullah olmasıdır. Yapılan görüşmelerde ısrarla Lübnan yönetimine Hizbullah’ı silahsızlandırıp dağıtması dayatılmaktadır. Ama İsrail için en azından işgal ettiği topraklardan çekilmesi, dahası hâlâ süren yoğun bombardımanlarını kesmesi dahi taleplere konulmuyor.
Lübnan bir anlamda Kurban Bayramı’nı İsrail’in “katletme kurbanları” olarak uygulanan ülke olarak yaşadı.
Ortadoğu genelinde krizler ve baskılarla bir bayram yaşatıldı. Hele İran konusu başka bir genel emperyalist politikanın aynasıdır. Sadece Trump’a bakarak ne denli utanmaz iki yüzlülük kullanıldığı resmen kanıtlanıyordu. Trump kendince bir zafer ve barış anlaşması havariliği propagandası yapıyor. Yaptığı anda da ateşkes olmasına karşın İran’a saldırılardan geri durmuyor. Ama hep İran’ı anlaşmalara uymamakla suçlama lafazanlığını da yapıyor. Kurban Bayramı boyunca Amerika hem İran’a saldırılar düzenledi hem de Trump saat oldu anlaşmaya yaklaşıyor, saat oldu gerilimi çağrıştırıyordu. Önemli bir olguyu kimse neden sorgulamıyor: İran’ın özellikle dış ülkelerdeki mal varlığına senelerdir el konuldu. Onun kullanılmasına izin verilmiyor. Kendi parasını dahi kullanmak için şartlar sıralanıyor. Bu tutum aynen başta Rusya gibi karşıt dedikleri ülkelere de uygulanıyor. Resmen rezalet kelimesini sızlatan bir davranış olmaktadır: “Para benim, bana garantiler verip kaynağımı sana aktarıp atırıyorum, ama sen işine gelmeyince bu kaynağıma el koyuyor ekonomik ambargoyla da beni yıkmaya çalışıyorsun.” Şimdilik bizim başımıza gelmediği için bunu kullanma çantamıza koymuyoruz.
Daha sayılacak çok gelişme var. Hele Irak’ta tartışılmaya başlanan gizli İsrail üssü konuların bölgesel kaçınılmazlığını anlatmaktadır. Ayrıca Hazar Denizi’nden Akdeniz’e açıklanan stratejik Ortadoğu haritası ise adeta yeni hedefleri de ortaya koymaktadır. En yakın Ermenistan seçimleri bu projenin yeni kucaklanan ülkesidir.
Kısaca özetlediğimiz bayram ortamı günlük değildir. Siz eğer doksanların ortasında planlanan, iki binlerde resmen pratiğe konulan BOP projesini bilmez, yorumlardan uzak tutarsanız hep yanılırsınız. Örneğin defalarca yazdığım İran’ın hedef olacağı senelerdir yazılıp çiziliyor; projenin son halkalarından biridir. Bu plan şu veya bu şekilde yürütüldü. Libya’dan Suriye’ye, Irak’tan Filistin’e hep planla uygun gerçekleşti. Türkiye de bilmek istemesek de rolunu hep aldı. Libya’dan Suriye’ye Türkiye’nin siyasal duruşuna bakarsanız kolayca anlarsınız.
Bu gelişmelerle de darmadağın yapılan Ortadoğu Müslüman dünyası, siyasal cenderede kullanılarak bedelini ödedi. Kârları da sermayeye teslim ettiler. Böylesi durumda elbette Müslüman bayramı değil, emperyalist planın uygulanması söz konusu olacaktı. Öyle de oldu.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


