.YeniçağyazılarFikret Başkaya yazdı: Hastane mi, kapitalist işletme mi?!

Fikret Başkaya yazdı: Hastane mi, kapitalist işletme mi?!

Orjinal yazının kaynağıyeniyasamgazetesi9.com
Kategori:

“En sonunda insanın ayrılmaz parçası olan her şeyin alışveriş ve pazarlık konusu olduğu zaman gelip çattı. Bu, o zamana kadar el değiştiren fakat ticaret konusu olmayan, erdem, duygu, kanaat, bilgi ve bilinç gibi şeylerin de ticaret konusu olduğu bir zamandır…”

Karl Marx 

Marx’ın 1847 yılında yayınlanan Felsefenin Sefaleti adlı ünlü eserinden yapılan yukardaki alıntı 179 yıl sonra, bu gününün dünyasında ne ifade ediyor? Etrafınıza şöyle bir bakın, şeyleşmemiş, metalaşmamış, nesneleşmemiş, soysuzlaşmamış, parayla alınıp-satılmayan bir şey kaldı mı? Artık bugünün dünyasında ‘sahip olma arzusu insan olma arzunun önüne geçmişken! Şeylere eleştirel bakma yeteneği ve kaygısı olan birinin bu sefil süreci sorun etmemesi mümkün değildir… İster istemez şu soru akla geliyor: Hızla her şey, her seferinde metalaşır, şeyleşir, parayla alınır-satılır ölü metalara dönüştürülürken, bizzat insanın kendisi de bu sefil sürece dahil olup, insanlıktan çıkar mı?

Kapitalizm sınırsız büyüme eğilimine ve dinamiğine sahip netameli bir sistem. Yatay ve dikey olmak üzere ikili bir genişleme yayılma süreci sayesinde var oluyor: Yatay genişleme, halen kapitalist ilişkilerin geçerli olduğu alandan kapitalist olmayan alanlara doğru yayılmadır ki, kapitalizm yatay genişlemenin sınırına bizde Harb-i Umumî denilen, birinci emperyalistler arası savaş arifesinde (1914) ulaşmıştı… Yeryüzünün tamamı birkaç kapitalist-emperyalist-kolonyalist devletin doğrudan veya yarı-sömürgesi statüsüne indirgenmişti… O tarihten sonra, özellikle de 1950’li yıllar sonrasında nöbeti dikey genişleme alacaktı… Büyük Hızlanma denilen 1970’li yıllar sonrasında süreç hızını ve yoğunluğunu artırdı…

Fakat kapitalizm sadece malları değil, toplumsal ilişkileri de metalaştırıyor… Bir şeyin meta haline gelmesi, yalnızca onun satılıp-alınması değildir… Daha derinde, onun değişim değeri üzerinden değerlendirilmesidir… İşte bu yüzden kapitalizm: Toprağı gayrimenkule, bilgiyi fikrî mülkiyete, zamanı çalışma saatine, emeği emek gücüne, doğayı doğal kaynaklara, sağlığı sağlık hizmetine, eğitimi eğitim hizmetine, kültürü kültür endüstrisine… Daha da ötede dikkati de reklamcıların satın aldığı bir kaynağa dönüştürebiliyor… Bu da bu dünyada artık alınıp-satılamayan hiçbir şey kalmadı demektir…

İyide bu sefil süreçte insanın konumu hakkında ne söylenebilir? Bidayette insanın emek gücü meta haline getiriliyor… İşçi kapitalist patrona kendini satmıyor… Belirli bir süre için emek gücünü satıyor… Netice itibariyle insanın yaşam etkinliğinin bir bölümü piyasada satılır hale geliyor… Bunun anlamı insanın bir meta taşıyıcısı haline gelmesidir…

Artık İnsan organları piyasada alınıp-satılıyor… İşte insan böbreği bir ticaret konusu ama bu bütünüyle insanın metalaşması, insanlıktan çıkması değildir… Kapitalizm insanı metalaştırma eğilimine ve dinamiğine sahip olsa da insanı bütünüyle meta haline getirmek mümkün değildir, zira insan son tahlilde irade sahibi bir yaratıktır… Şair Namık Kemal, boşuna: “Muktedirsen idraki kaldır ademiyetten” dememiştir… Fakat insanın giderek daha fazla özelliği, yeteneği ve yaşam alanı hızla metalaştırılıyor… İnsan emeği, insan bedeni, cinselliği, görüntüsü, dikkati, yaratıcılığı, bilgisi, zamanı, kişisel verileri meta haline geliyor…

Tabii sağlık-tedavi alanı da bu sefil sürecin dışında değil… Artık insanların hastalığından da kâr ediliyor… 1980 sonrasında neoliberal gericiliğin dayatılması ve özelleştirme saldırısıyla kamu hizmeti denilenler birer birer tasfiye edildi… Artık burjuva devletin işlevi ikiye inmiş durumda: Sermayenin önünü sonuna kadar açmak ve zenginleri yoksullardan korumak…

‘Şehir hastaneleri’ denilenler, tıp alanındaki metalaşmanın, paralılaşmanın, soysuzlaşmanın boyutları hakkında fikir veriyor… Aslında Şehir Hastanelerinin herhangi bir kapitalist işletmeden (şirketten) farkı yok… Verili durumda hasta/hastalık bir üretim girdisi… Zira, hastane bir kapitalist işletmeye dönüştüğünde, hasta da artık bir ‘üretim girdisidir’… Hasta ne kadar çoksa kâr da o kadar büyüktür. Kârı büyütmenin de iki yolu var: Hasta (müşteri) sayısını artırmak ki, o alanda sorun yok… Zaten insanların yedikleri, içtikleri, soludukları havayı, yaşadıkları ortam veri iken, hasta olmaması mümkün değil… Velhasıl birer kapitalist işletme olan hastanelerin ‘müşteri sorunu yok’ ve ikincisi de her hasta için harcanan zamanı kısaltmak… Hasta başına harcanan zaman yarı-yarayı azaltıldığında kâr da aynı oranda artar…

Bu vesileyle, neden yüzyıllık birikimi, deneyimi olan güzelim hastaneler kapatıldı veya işlevsizleştirildi sorusu akla gelir… Devasa Şehir Hastanelerine ‘müşteri bulmak için o yola girildi… Bir kapitalist işletme ne kadar büyükse kâr da o kadar büyüktür… Oysa, devasa bir ‘Şehir Hastanesi’ için gerekli kaynakla, ihtiyaca uygun 30-40 hastane yapmak gayet mümkündür…

Şehir Hastaneleri ‘Kamu-Özel İş birliği’ denilene göre kuruluyorlar ama aslında orada kamunun esâmesi okunmuyor! Kamu Özel İş birliği, bütçeyi ve hazineyi yağmalamanın, talan etmenin aracı… Geçen yıl (2025) Şehir Hastanelerine bütçeden 111,1 milyar TL ödenmiş… Velhasıl, Şehir Hastaneleri insan sağlığıyla, tedaviyle ilgili kaygılardan çok, sermeyenin değerlenme ihtiyacıyla ilgili… Zira artık kapitalizm yeteri kadar değer yaratmakta zorlanıyor…

Bu vesileyle, bu “özelleştirme saldırı” karşısında hekimlerin tavrını da hatırlamamak olmaz… Tıp etiğine külliyen yabancı, insanların hastalığından kâr etme amacı taşıyan, sağlık alanını metalaştıran, paralılaştıran, özelleştiren, varlık nedenine yabancılaştıran bu saldırı karşısında hekimlerin ne yapması gerekirdi? Ettikleri Hipokrat yemininin bir gereği olarak, “Bu bizim varlık nedenimize bir saldırıdır, tıp etiğinin bir gereği olarak, bu dayatmayı kabul etmemiz mümkün değildir “demeleri gerekmiyor muydu? Zira, yeminde: “Hekimlik mesleğinin onurunu ve saygın geleneklerini bütün gücümle koruyup geliştireceğime” deniyor… Maalesef tepki çok sınırlı kaldı ve atı alan Üsküdar’ı geçti… İnsan hastalığından kâr etmenin hiçbir mantıkî ve etik gerekçesi olamaz… Ve maalesef kapitalizm dahlinde başka türlü yapmak da mümkün değildir… Şeyleri tartışırken hiçbir zaman akıldan çıkarılmaması gereken bir şey var: Kapitalizm dahilinde asla bir gelecek yok… Ya vakitlice kapitalizmden çıkılacak ya da insanlığın ve uygarlığın bir geleceği olmayacak… Kimse kendini aldatmasın…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Fehim Taştekin yazdı: Mekke üçlüsünün cemaziyelevveli*

Öyle bir ittifak kuracaksın ki ‘kutsal’ olsun. İmzaların Riyad...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Hiperpolitika çağı

Siyasete ilgi ve toplumsal muhalefet büyürken kalıcı örgütlenmeler neden...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Dilara Devranoğlu yazdı: CRISPR teknolojisi ve tarımda kullanımı

Bakterilerin virüslere karşı geliştirdiği doğal bir savunma mekanizmasından ilham...

Serdar Değirmencioğlu yazdı: Borçlanma ve militarizm eğitimi yok ediyor

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) geçtiğimiz...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,907TakipçilerTakip Et
929AboneAbone Ol

Son eklenenler

Volkan Yaraşır yazdı: Neoliberal bireyin anlam kaybı ve varoluşsal boşluğu

Neoliberalizm sürekli karşı devrimci politikaları içeren bir süreçtir. Küresel...

Özkan Yıkıcı yazdı: İngiliz’de oyun bitmez!

Kıbrıs deneyimlerimiz bize öğretti ki gerçekten İngiltere'nin siyasi oyunları...

Antonis Polydorou yazdı: Ne Mağusa Bizi Bekliyor Ne de Tarih

Yine herkes Mağusa’yı hatırladı. İkinci harekâtın 52’nci yılı vesilesiyle...

Evren Balta yazdı: Türkiye ve İsrail neden karşı karşıya geliyor?

18 Ağustos’u 19 Ağustos’a bağlayan gece İsrail savaş uçakları,...

Özge Güneş yazdı: Trump’a karşı mücadelede ilerici program arayışı

ABD’de 2026 ön seçimlerine kazanan adaylar kadar onların etrafında...

Özkan Yıkıcı yazdı: Doğu komşuların kuzeye doğru gelişen denklemi

Belli ki daha Suriye'deki gelişmeleri, bölgesel ve giderek sistemsel...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Libya-Türkiya İlişgileri Neçün Gıprız İçün Önemlidir?

Libya 2011 yılında Kaddafi'nin devrilmesinden soğra do'u ve batı...

Niyazi Kızılyürek yazdı: Etnik Nefret Çok, Uzlaşma Kültürü Yok!

Adanın iki yakasında da etnik nefret ve öfkeyle “tanışan”...

Canlı yayın