Pazarın sıcaklığı yükseldi. Boğucu hâle daha da tetikledi. Beyinler bir denli tembelleşip düşünme zafiyetine dek gelme olasılığı oluştu. Hep yazdığım makamda değil de daha basit bir makale yazma fikri aklıma yatıyor. Böylelikle hem aslında gözetilmeyen, hem de basit bilgilerle yine sorgulama yazışı şeklinde olması da kaçınılmazdır. Çünkü her alanda sistemsel gerçeklik kral çıplak kadar kesin.
Uzağa da gitmeyeceğim. İyice yeniden ısınan Amerikan saldırıları veya Trump’ın saçmalık derecesiyle kabul edilip politikleşen konuşmalarından da sıyrılma peşindeyim. Bizim çarşıda kalacağım. Gündem olup kaçırılan bazı basit durumlarla da yetineceğim. Dedik ya: basit noktada olmasını amaçladığım bir yazı yazma niyetindeyim.
Hafta sonuna doğru Cevdet Bey yine dolmuş yolcusu gibi tekrardan adamıza geldi. Normal ülkede makamcıların yapacağı yatırım ve açılışları, direkt kendisi yaptı. Elbet söylemleri de bir başkaydı. Hazırolda duran bizim makamcılar da teşekkürden talimata uyma sözlerini savurdular. Bazen uyum ile işbirlikçilik uyuşmazlığı da dil kelimesinde yansıdı. Olsun, olan memleketin ta kendisidir. Her ne kadar “egemenlik eşitlik” dense de.
İlan edilen yeni konulardan biri de gaz boru hattıydı. Olayı fazla derine sokmayalım. Bilinmesi gereken basit bilgileri de şimdilik öteleyeceğim. Sadece basit bir hatırlatma yapacağım. O da basit yüzeysel bir örnekle yetinerek olacak elbet.
Su boru hikayesini de yaşadık. Bol bol yine hem içecek su, hem de ucuz olacak ifadeleri havada uçup sonsuzluğa gidildi. Ama her şey bir yana, hat sonlanıp borularla Türkiye’den K. Kıbrıs’a geldi. Tabii coşan Tatar, Külliye’ye yeni aşkıyla da “Rumlara da su verilecek” demeyi ihmal etmedi.
Birçok konu var. Ama basit olanlara bakıp kalacağım. Hani derler ya, temiz su çeşmelerden içilecek. Türkiye’deki konuya uzak olanlar, hatta burada yaşayıp Türkiye’ye gidenler, ısrarla K. Kıbrıs’ta çeşmelerdeki suyun içildiğini belirtmeye devam ediyor. Oysa basit olan içme suyunu hem de yüksek fiyatla satın aldığımızdır.
İkinci noktaya gelelim: suyun ucuzlayacağı hep söylendi. Ama daha ilk su akışından kat kat arttığına tanık olduk. Tabii ki su parası ödeyenler için. Çünkü, bizde su parası ödemeyenler de var. Üstelik seçimlerde de sözlerinin dinlenip su parası alınmayan bir kesim halindedirler.
Bunun nedeni basit: hele de K. Kıbrıs’ta rant oluşturma veya farklı davranmanın yandaşlamasını bilenler şaşırmaz. Gerçi her şey açık olmasına rağmen, suyun belediyelere verilme fiyatı ortada oluşuna karşın, neden bu denli kâr yapılarak insan hakkı olan suyun satılmasına tepki dahi konmadı.
Olan şu: denilen şekliyle su ne içilir hâlde, ne de ucuz oldu. Ama derebeyleşen belediyelerimiz buradan dahi sineği sıkıp yağ çıkarırcasına astronomik kâr koyarak, hem de temiz suyu kullanılır kılmadan fiyatlandırıp kendi mali hesaplarıyla istihdam partizanlığında kullanıyorlar. Kimse yalandır diyemez. Üstelik belediyeler derebeyleştikçe, gelişigüzel şişirilip istihdamdan tutun kullandığı suyu ödemeyenler potansiyeli oluşturdukça, en normal içilebilecek suyu dahi fahiş fiyatına alıp da peşinden içecek suyu satın alan yurttaş şekline geliriz.
Onun için ucuz gaz veya başka hikayeler inandırıcı değil. Propaganda algı operasyonuyla başlayıp yalakalıkla koltukta kalma sahnesindeki oyuncu sahnelenenden başka bir şey değildir.
Gelelim ikinci konuya: asgari ücret. Öyle fazla derine dalmayacağım. Zaten ilk anlamaya çalışmadan şu gerçekle yüzleşmek kolay. Burada yoğun kesim asgari ücretle çalışıyor. Hatta kaçak olanlar bunun da altında. Yine asgari ücret üzerinden sigortalı ödenenlerin çoğu yurttaş dahi değildir. Başka bir durum da şu: sanki asgari ücretle çalışma mahkûmiyeti var. Örneğin çalışan biri zaman içinde maaşı yükselir. Hep asgari ücret üzerinde kalmaz. Ama bizde hele de çoğu dıştan getirilen ve taşeron şekline sokulan çalışan olunca senelerce aynı asgari ücret noktasında kalıyor. Daha utanmazlığı, asgari ücreti enflasyon ölçeğinde dahi vermeme normalleşme savunma şekli de karşılık görüyor.
Elbet sunulan rakamların doğruluğunu hiç sorgulamayacağım. Bunu daha önce bolca yazdım. Bir başka durum da şu: yanlış algı ile uygulama normalleştirme de yaşatılıyor. Örneğin, asgari ücret yükselirken, altı veya dört ayın toplamı doğru veya yanlış enflasyon rakamıyla ölçülüyor. Bir anlamda geçmişte yapılan zamlar, belirli zaman sonrası yansıtılır. Oysa çoğu kesim farkında olmadan, sanki alınan artışın sonrası görüşü takıntısı var. Doğrudur: bazı ülkelerde asgari ücret gelecek enflasyon beklentisiyle hesaplanır. Bizde o değil.
Şimdi piyasaya bakın: daha asgari ücret belirlenmedi. Gidilen her markette fiyatlar durmadan değişir. Astronomik şekiller de olur. Ama bunlar hem asgari ücret açıklanmadan, hem de açıklandıktan sonra devam eder. Beyinsel bir bahaneyle zam yapma tekniği normalliğe sokuldu. Tabii denetimsizlik ve vahşi kapitalizmin hırsını açıklamaya gerek dahi yok.
Son sıcak günlerimiz böyle geçiyor. Beynin düşünmeye pek niyeti yok. Hamaset aldı başını gidiyor. Üstelik 20 Temmuz’a da zaman az kaldı. Külliye mükemmel işliyor. Tabii bir de seçimler var. Şimdiden istihdam yandaşlama hesapları çoktan düşünüldü. Bazı arpalıklaşan kurumlar veya öğretmenden öteki kamusal alana tercihli geçicilikle adeta teslim alma kitlesel potansiyeline oynanacaktır. Fakat, gerçeklerin gündemleşip sorgulanması, bir başka bahara kaldı. Çünkü sonbahar seçim dönemine girileceği için, memnun etme ve teslimiyet baş enstrüman olmaya hız verecektir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



