Kıbrıs iktibasLevent AtikoğluNostaljik erotik hallenmelerim - Levent Atikoğlu

Nostaljik erotik hallenmelerim – Levent Atikoğlu

Bedenin de, aşkın da, direncin de bir son kullanma tarihi var mı?

Bu sorunun cevabını, belki de en çok kadınların çığlıkları veriyor. Sezaryen dikişleri patlayan bir kadın, düşük yaptığında, yardım eli aradığında ama bulamadığında, sadece kendi değil, hepimizin yarasını açığa çıkarmıyor mu? Kadın bedeni, doğumla ölüm arasındaki en keskin çizgiyi taşırken, toplumun sessizliği de bu acıyı daha da derinleştiriyor. Üzüm ve kirazın gizli boşluğu soğutuyor kızışan yarayı.

Bir zamanlar koşulsuz denilen sevgiler artık koşullara bağlandı. Fenalara saptık ve eğrilere bulandık. Sevmenin, sevilmenin bile şartları vardı aşk şiiri yazarken. Saf bir duygunun peşine düşmek, neredeyse imkânsız hale geldi şimdi. Çünkü her duygunun ardında bir gölge, her samimiyetin ardından da bir şüphe beliriverdi tropikal şehvetlerde. İnsan kendini başka biçimlerde, başka bağlamlarda düşünmek zorunda kalıyor yeri geldiğinde. 

Yabancılaşma sadece sokakta, işte ya da siyasette değil gözümüzün aynadaki rahatsızlığında gizli.

Birer birer ölen Hasanlar, Kemaller, geriye kalan Ahmetler… Arkalarında kalan kadınlar, bu ölümlerden sonra hep “fazlalık” gibi hissettirildi bize ve biz gibi olana.

Faydasız, zararsız, ziyansız olmanın bir tür kurtuluş olduğunu sandık sevişirken. Oysa bu sadece büyük bir yanılsamaydı. Çünkü kadınların ve toplumun yükünü hafifleten hiçbir şey olmadı: acılar sadece ertelendi, bir sonraki kuşağa aktarıldı.

Doksanlı yıllar, bu çelişkilerin belki de en yoğun yaşandığı dönemdi. Bir yanda sabah namazının huzuru, diğer yanda akıl ishalinin utancı. Bir yanda sahte ihtişam, diğer yanda açlık ve yokluk.

Ertelenmiş hazlar, gecikmiş adaletler, yarıda kalmış hayatlar… Öksüz çocukları doyuran memeler kadar gerçek, üçüz doğurtan ama hep yarım kalan umutlar kadar kırılgandı o yıllar.

Şimdi geriye dönüp bakınca, görüyoruz ki “Son Kullanma Tarihi” yalnızca bir şiirin adı değil. 

Aynı zamanda bir kuşağın, bir toplumun, hatta bir coğrafyanın ortak hikâyesi. Kadın bedeniyle toplumun yaraları, aşk ile korkunun birbirine karışması, geçmişin yüküyle bugünün çaresizliği… Hepsi aynı tabloda buluşuyor. Bir coğrafi kimlik imkansızlığı gibiyim kuyruksokumuma batan ayrıntıda.

Belki de asıl soru şu: Bedenin, sevginin, adaletin gerçekten bir son kullanma tarihi var mı?

Yoksa biz mi onları, tıpkı rafta bekleyen bir gıda ürünü gibi, zamana terk ederek çürütüyoruz?

Çürürken sevişiyoruz. 

Şimdilerde ise gözlerime bakmayı ihmal etmeyen bir sevgili gibi arıyorum adaleti ve vazgeçiyorum üstünkörü yaşamaktan. 

Bir ben oluyorum beni anlatanlara. Kokusu yetiyor nostaljik ve erotik hallenmelerime…

Eğreti gelsem de yaşıyorum sıkılmadan.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

“Uyuz Guduz Alameti Da Çok” – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesinde yıllardır kurulan siyasal düzeni anlatmak...

Denizaşırı Odalarda Aklanan Muhalefet: Bir Enkazın Anatomisi – Levent Atikoğlu

Türkiye’nin bütün dertlerinin, kirinin, pasının, her türlü rezilliğinin ve...

21 Aralık propaganda tarihi değildir – Levent Atikoğlu

21 Aralık 1963 ve bu hafta, milliyetçiliğin utanmaz diliyle...

3 Aralık Dünya Engelliler Günü: Hesaplaşma ve yüzleşme vakti – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ta, Türkiye’de, ihmal ve istismar üzerine kurulu işgüzar sistemlerde...

Derya’dan Erhürman’a kapsayıcı barış dili ayarı – Levent Atikoğlu

Canlı yayınların en çarpıcı yanı, samimiyete ve çoğu zaman...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,898TakipçilerTakip Et
969AboneAbone Ol

Son eklenenler

Ecehan Balta yazdı: Halkların İklim Zirvesi

COP31’e bir ay kaldı. Antalya, hükümetlerin, diplomatların, uluslararası kuruluşların...

Özkan Yıkıcı yazdı: Halk TV üzerindeki kayyım ataması

Her zamanki gibi Çarşamba sabahı da gözlerimi açtım. Klasik...

Ceren Ergenç yazdı: Çin ve AB barıştı mı?

Coen kardeşlerin Okuduktan Sonra Yak filminin ünlü kapanış repliği “Sorunu...

Fikret Başkaya yazdı: Teknik bilim kapitalizmi neden kurtaramaz?

Gezegenlerin birinden bir seyyahın yolu Dünya’ya çıksaydı, her halde...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamam Böcekleri sokaklarda dolaşıyor!

Dünya neoliberal krizle tükenmişliklerde debelenip duruyor. Yerine geçecek yapı...

Volkan Yaraşır yazdı: Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

Marx kapitalizmi “yaşayan metafizik” olarak tanımlar. Faşizm bu metafiziğin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gariplik vardır!

Son günlerde Suudi merkezli çelişkili algı yaratacak haberler dünyada...

Canlı yayın