Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1960 yılında kurulması, Kıbrıs tarihinin en önemli olaylarından biri ve bugüne kadar adanın yaşadığı tek mutabakata dayalı çözüm oldu. Ama bu devlet, kuruluşundan itibaren sorunlarla karşı karşıya kaldı. Çünkü onu kuranlar, hiçbir zaman gerçekten ona inanmadı. Bu nedenle devletin işleyişi bozuldu; iki toplumlu yapı zamanla Kıbrıslı Rumların ağırlıkta olduğu bir yapıya dönüştü. Kıbrıslı Türk toplumunun büyük bölümü ise Kıbrıs Türk milliyetçiliğinin dayattığı koşullar sonucunda kapalı bölgelere ve gettolara çekildi veya çekilmek zorunda kaldı.
O dönemde Kıbrıslı Rum halkı, üzerinde mutabakata varılmış yükümlülüklerin yerine getirilmemesine karşı hiçbir zaman gösteri ya da protesto gerçekleştirmedi. Bu durum, ülkesinin aşınmasını pasif biçimde izleyen, sert Makariosçu liderliğin bir yurttaşı ve takipçisi haline gelen, ancak aktif bir vatandaş olmayan bir toplum ortaya çıkardı.
Kuruluş sürecindeki çelişkiler
1959 yılında Grivas’a gönderilen bir mektupta, EOKA’nın Lefkoşa bölge sorumlusu ve daha sonra Makarios’un ilk hükümetinde güçlü İçişleri Bakanı olan Polikarpos Yorgacis’in ifadeleri dikkat çekiciydi. Antlaşmalara karşı çıkan Grivas’ın yanında olduğunu belirten Yorgacis, “bir askeriniz olarak alacağınız her kararın yanında olacağım” diyerek bağlılığını ifade ediyordu. Yorgacis, kendini askeri bir çizgide gördüğünü, siyasi karmaşaya dahil olmak istemediğini ve siyasi liderliğin kaos yarattığını savunuyordu. Londra Antlaşması sırasında yaşananları ise “üzücü şeyler” olarak değerlendiriyordu.
Yorgacis, EOKA mücadelesinin devam etmesi gerektiğine inanıyordu. Ancak örgütün dağılmasından sonra Grivas’ın ayrışma kararına katılmadı ve yeni kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde bakan oldu. Aynı zamanda Akritas adlı yarı askerî örgüt içinde de yer aldı. Böylece iki toplumlu bir devlette görev yaparken, aslında iki toplumlu işbirliğini reddeden bir siyasi çizgiyi sürdürdü.
Benzer bir durum Tassos Papadopulos için de geçerliydi. Birinci Makarios hükümetinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olan Papadopulos, Zürih Anlaşması’nı reddeden isimler arasındaydı. Buna rağmen bakanlık görevini kabul etti. Grivas’a yazdığı mektupta bazı delegeleri eleştiren Papadopulos, aynı zamanda anlaşmayı savunmuş ve halk iradesine vurgu yapmıştı. Daha sonra 2004 yılında Annan Planı’nı reddettiğinde de benzer bir siyasi çizgi izledi.

1960–1963: İki toplumlu yapının aşınması
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında Temsilciler Meclisinde Kıbrıs Türk toplumuna yönelik yaklaşım giderek sertleşti. 1961 yılında Lefkoşa milletvekili Vasos Lisaridis, Kıbrıslı Türkleri “aşırı derecede zayıf bir azınlık” olarak tanımladı ve Meclis üyelerini sert biçimde eleştirdi. Aynı dönemde Petros Stilianu da Kıbrıslı Türkleri “azınlık” olarak nitelendirerek anayasal statülerini görmezden geldi. Makarios da benzer bir söylem kullandı. 1962 yılında yaptığı açıklamada: “Kıbrıs yeni bir devlettir, yeni bir millet değildir. Kıbrıslı Rumlar Yunan, Kıbrıslı Türkler Türk gibi hisseder.” ifadelerini kullandı.
Bu anlayış, iki toplum arasında ortak bir siyasi kimlik ve güven oluşmasını zorlaştırdı.
Belediyeler sorunu ve 13 maddelik öneri
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, iki toplum için ayrı belediyeler kurulmasını öngörüyordu. Ancak bu konuda uzlaşma sağlanamadı. 1962 yılında ilgili yasanın reddedilmesi, anayasal düzenin önemli sorunlarından biri haline geldi. 1963 yılında Makarios’un sunduğu 13 maddelik anayasa değişikliği önerisi ise krizi daha da derinleştirdi. Kıbrıs Türk liderliğinin uyarılarına rağmen ortak bir uygulama sağlanamadı ve iki toplum arasındaki siyasi gerilim giderek arttı.
1963–1964 çatışmaları ve devlet kurumlarından çekilme
1963–1964 çatışmalarının ardından Kıbrıslı Türkler devlet kurumlarından çekildi ve kapalı bölgelere yöneldi. Böylece Kıbrıs Cumhuriyeti’nin başlangıçta öngörülen iki toplumlu yönetim yapısı fiilen değişmeye başladı.
1965 yılında Meclis Başkanı Glafkos Kleridis, Kıbrıslı Türk milletvekillerinin geri dönüş talebini kabul etmedi.
1968 görüşmeleri ve 1974’e giden yol
1968 yılında başlayan toplumlararası görüşmeler sırasında Kıbrıs Türk tarafı önemli tavizler verdi. Rauf Denktaş, Makarios’un 13 maddelik önerisinin büyük bölümünü kabul etmeye hazırdı. Ancak Makarios, yerel özerklik modelini reddetti.
1974 yılında Mağusa’da hazırlanan teknik anlaşma taslağı da uygulanamadı. 15 Temmuz darbesi ve ardından 20 Temmuz müdahalesi, bu sürecin sona ermesine neden oldu.
Ve günümüze kadar
Kıbrıslı Rum reddiyeci çizgi günümüze kadar etkisini sürdürdü. Kıbrıs siyasi hayatının büyük bölümü bu kültürü yeniden üretti ve toplumda yeniden birleşme konusunda güvensizlik yarattı.
1974 sonrasında sunulan çözüm planları reddedildi. Bu durum, Kıbrıs sorununun çözüm sürecindeki en önemli siyasi engellerden biri olarak varlığını sürdürüyor.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



