Sabahleyin yerel gazetelere bakınca iki konu ağırlıktaydı. NATO zirvesi ve özellikle Trump-Erdoğan görüntüleri kendi penceresinden ele alındı. Kıbrıs’la alakalı ise Guterres’in yayınlanan konuyla alakalı raporları belirli yer buldu. Her ikisi de doğrusu olan şekliyle değil, resmi şimdiki duruşla yorumlanıp kamuoyuna sunuldu. Tabii ki ek yorumlarda da hem NATO övgüsüyle Erdoğan-Trump duruşları hem de Kıbrıs gelişmelerindeki rapordaki esnek diplomatik dil sonucu dileyen dilediği gibi kullanma şansı da bolca verdi.
Ben konuları dinlerken, kahvaltımı da kendim yaparken, aklıma iki soru hemen takıldı. Guterres Kıbrıs’la alakalı tam da kendine uygun, diplomatik dil ve istenilenlerin dışına taşmadan açıkladı. Gazetelerin başlıklarını dinlerken, şu soru hemen takıldı: acaba şu anda Tufan sarayda olmasa, Sıla başbakanlık hesabına tamamen yoğunlaşmasa, aynı manzara çekilir miydi?
Gelelim NATO resmindeki soruya: Trump bolca şov yaptı. Övgüler sıraladı. Kendince müjdeler verdi. Tam da Türkiye’de şov yaparken, Erdoğan’dan karşılık alırken, aklıma şu soru geldi: Trump’ın dürüstlüğüne veya söylediklerine güven var mı? Hemen eki de yaşandı. İran’da tam anlaşıyoruz deyip kendince övgü yayan Trump, hem de Hamaney cenazesi devam eden törenler sürerken, İran’a karşı saldırı düzenledi. Tıpkı daha önce birçok gelişmede “anlaşıyoruz, ateşkes ilan ediliyor” denilirken yapılan katliamlar gibi. Onun için Trump’ın şovları ve övgülerine ne kadar güvenilir? Tabii papazı da hatırlattığını ekleyelim.
Kıbrıs görüşmeleri ile alakalı Guterres’in raporları yayınlandı. Öyle bir dil kullanıldı ki dileyen dilediğini alıp lehine ve karşıtın aleyhine kullanma kolaylığı vardır. Tabii abartılı önceki konuşmalar, kamuoyuna oynamalardan sonra gelen raporlar sanki kendi kendini yalanlama yarışı zemini gibidir. Kullanılan dil ise diplomatik kelimelerle sıkıştırıldı. Olanlardan çok daha ağırlıklı istenilen ve umut pompalama noktasında yoğunlaştı.
Tekrarda yarar var: Guterres dönemi B.M. için en cılız görünüm olan süreçtir. Sadece Kıbrıs konusunda hamleler olup görünür inisiyatif algısı kullanıldı. Her gelişme sonrasında “İsviçre’deki gibi” yine diplomatik dil ile iki lider daraltısına sıkıştırılıp bırakıldı. Gerçek yerine amaca uygun kendini de aklama dili kullanıldı.
Sadece bir örnek vereceğim: Guterres raporunda karara rağmen yeni kapıların açılmamasından yakınılıyor. Bunda iki lidere gönderme yapıyor. Oysa örneğin Erenköy yolu açmada, Tufan’ın inisiyatif koyma şansı var mı? Genelde gerçekler değil zevahiri kurtarıp, konulara dokunulur gibi olup iki liderle sıkıştırma kelimeleri serpiştirilip bırakılıyor. Bu da sorunun özü değil de günün koşullarına göre politik oyun oynamaktan öteye gidilemez. Oysa daha dün neler sızdırtılıp neler konuşturuldu: planlardan tutun Türkiye’nin açıklamalarına rağmen tersinden yardımcı olduğu havasını ısrarla estirmeğe uğraştılar. Kimisi de Kıbrıs sorununu değil masadan kaçırma hesaplı tutumla özde çözüm istediğini belirtme rezaletini taraftar toplayıp açıklıyordu.
Beklenen NATO zirvesi de Ankara’da başladı. Silahlanma, saldırı, karşıt düşman, Rusya-Çin gibi kuşatma hareketleri hepsi var. Ama demokratikleşme, barışçıl olma, iyice bozulan iklimlerin düzeltilme tedbirleri hiç yok. Şovu bol. Geldiği günden beri yapmadığı kalmayan, kendi konuşmaları dahi çelişkili Trump ise adeta abartının da ötesinde karşılandı ve konuşturuldu. Kendince müjdeler verdi. Kimse şu basit gerçeği aklına getirmedi: aynı yasakları koyan birinci Trump dönemiydi. Aynı andaki İran politikası çelişkisi dahi uyarıcı rol alamadı. Ama NATO zirvesi Ankara’da gerçekleşiyor. Birçok silah anlaşması yapıldı. Saldırılacak ülkeler sıralanırken, sıkılmadan da güvenlik-savunma kelimeleri konuluyor. Şu Rusya gerçeği çok çarpıcı: anlaşmalara rağmen Doğu Avrupa’ya yayılındı. Ukrayna’da Rusya’yı tamamen kuşatma hareketi gerçekleştirildi. Şu koşula bakın: NATO zirvesi gerçekleşirken, daha başlamadan önce Ankara adeta ablukalı karanlığa ve gelişigüzel tutuklamalara hız verdi. NATO protestoları engellendi. Yapılmak isteneni de saldırılarla boğdular. Ama NATO savunuluyor. Geleceği belirleme kararlarıyla karanlık günlerin mesajı veriliyor.
Önemli bir gösterge de şu: Türkiye’de bazı medyalar 2016’yı hatırlattı. Amerikan görevlilerin Türkiye ile alakalı raporu yayınladılar. Türkiye için demokratik ve kuvvetler ayrımı değil, tek adam yönetiminin daha iyi olduğu mesajları Amerika’ya hep sunuldu. Zaten Ortadoğu valisi gibi davranan Tom Barrack boşuna açıkça ılımlı monarşi önerisi bölge için en iyisi diye yapmadı.
Kurumsal ilişkiden giderek kişisel ilişki kurma politikası, otoriterliği de artırıyor. Bunlar NATO zirvesinde hep yaşandı. Şov vardı. Abartı çok. Kişisel imajlar oldukça fazla. Verilen sözler yine uçuştu. Ama yapılan anlaşmalar, gidilen daha da faşistleşme süreçleri tehlike dahi görülmedi. Emperyalist rekabetin yeni döneminin sinyalleri bolca verildi.
İlginç bir hatırlama durumu da aktaracağım. Sol Haber’de Fatih Yaşlı, Deniz Göktaş konusunu işlerken, emperyalist özüyle de genişletirken, Çorum olaylarına dek gidildi. Çünkü Deniz’in babasının Çorum olaylarında olduğu ve bazı suçlamalar da yapılıyordu. Dosyalarda öyle bir şeyin olmadığı net. Ama emperyalist kirletme politikası hep işletiliyor.
Sonuçta Fatih, kiminin unuttuğu Çorum katliam girişiminin önemli bir yaşananını yeniden yazdı. O zamanın içişleri bakanı Güneş’e Amasya valisi bölgede bir Amerikalının dolaşıp bilgi topladığını bildirir. Güneş takip edilmesini söyler. Amerikalı Çorum ve Amasya’da Sünni-Alevi veya işçi-işveren farklılıklarını incelediğini söyler. Nitekim kısa zaman sonra Çorum’da mezhepsel kullanımlı katliam girişimi başlar. Aynı kişinin örneğin Maraş’ta da katliam öncesi gezdiği de anlaşılır. Sıkı durun: Fatih Yaşlı’nın da belirttiği gibi ilgili Amerikalı CIA çalışanıydı. Kıbrıs’ta da görev yaptığı belirtiliyor.
Buyrun size NATO ve Kıbrıs makalesi.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


