Garip gelecek, ama gerçek. Hesapta NATO’ya karşıymış gibi konuşanlar, birden NATO’cu umutsever hale geldi. Tüm yaşananlara karşın, çözüm beklentili havada NATO medeti enjekte ediliyor. Ek olarak, yeniden tüm yaşatılanlara karşın, yine Kıbrıs çözüm havasıyla AKP’li olma hazırlığı da açıkça söyleniyor. Aynı eksen ne acıdır ki Kıbrıs Cumhuriyeti’nde de var, hem de tüm yaşananlara rağmen. Bir ufak hatırlatmayla girişi tamamlayalım: özellikle Yetmiş dört darbesiyle başlayan ikinci harekatla ada fiilen ikiye ayrılma süreci sonrası, bir provokatif haberle insanları geri Maraş’a gönderip kaybedilmesi ertesinde, tüm sorunlu NATO ve Amerika görülmesi öfkesi, Amerika’nın Lefkoşa elçisinin vurulmasıyla sonlandı. Devamı malum.
Şimdi seneler sonrasında bir dönemin NATO karşıtlığı gibi bazı duruşlar nedeniyle direkt açık üs kuramayan Amerika, üs olarak Kıbrıs’a yerleşti. NATO zirvesinden, oluşan bazı hesap noktalarına da dayanarak, Kıbrıs’a bir şeyler yapılacak beklentisi pompalandı. Buna şimdiye kadar kendi kararlarını uygulayamayan Güvenlik Konseyi temsilcisinin de görüşmeleri tetikleme yardımı yapılıyor. Üstelik NATO Ankara’da toplanıyor. Böylesi koşullarda gelecek hesabı da kalmayanlar, artık NATO’dan medet umma derecesinden beklenti savurmaktadır.
NATO zirvesi Ankara’da gerçekleşecek. Günler sayılı kaldı. Ama hatırlatmakla devam edelim: NATO zirvesi ilk defa Ankara’da yapılmadı. Bu ikinci zirve oluyor. Üstelik birçok soru da var. Ama daha başlamadan haftalar öncesinden Ankara darmadağın. Resmen kontrolü işgal kent görünümlü yasaklar ve tam tersi gösteriş için binalara varan makyajlama abartısı da birlikte ilerliyor. Türkiye halkı öyle bir Ankara dönemi yaşıyor ki ansızın tutuklanıp, adını duymadığınız örgüt üyeliği ile karşılaşmanız normal hale sokuldu. Birçok değişik alanlardan tutuklamalar oldu. “Yapabilir mi” garip kuşkusuyla tutuklamalar gerçekleşti. Bunlar ikili emperyalist sistemin genel NATO ile Türkiye zirvesindeki Ankara’nın renklerini yan yana getirmesi de tesadüf değildir.
Bu defaki Ankara zirvesinde, yeni bazı hamleler bekleniyor. Kendilerince bir iki diye başlayan sürece, bu defa üç diye neyin ekleneceği soruları yaygınlaştırıp konuşturuyorlar. Bir de Trump’ın elbet hesapları önceden beklenen davranıştır. Trump ise daha gelmeden Erdoğan’a övgüler yağdırıp göndermeler yapıp kendi gerçeğine bağlı tutumunu sergilemektedir. Hatta daha ileri gidip, zirveye Erdoğan’ı öne çıkarıp örgüt gereksinimini ikincil yaptı. Tabii aynı nakaratı tekrarlıyor: herkesten harcamalarını artırmasını istiyor. Eskisi gibi onları tek başına koruyamayacağını net tehdit derecesinde hâlâ söylüyor. Ama Türkiye’ye övgülerde kusur yok. Ankara da imaj ve meşruiyet adına kabul ediyor.
Birinci Ankara NATO zirvesinde de önemli kararlar alındı. Ama hem de açık NATO karşıtlığı dalgası daha güçlü olmasına rağmen, Ankara böylesi kuşatılmış, önemli hâllerle davranış sergilemedi. Yine de ilk toplantıda NATO bazı stratejik hamleleri netleştirdi. İkinci dönem adını alan hamlelerde en önemlisi de Türkiye’nin Ortadoğu projesinde eş başkanlığa görevlendirilmesi idi.
Şimdi üçüncü aşama deniyor. Yeniden NATO içi tartışmalar ile Asya açılımlı strateji birlikte ele alınacak. Yeni noktayla savunmadan yayılmaya hamleleri göreceğiz. Tabii iş NATO olunca da üstelik Ankara zirvesi denilince de Kıbrıs’ta bir hava, gelip konan kuş gibi esmeye başladı.
Zor olan şu: gerek güney gerek kuzey, hatta Türkiye konuyla alakalı söyledikleri, hâlâ inandırıcılık kuşkulu duvarına çarpmaya devam ediyor. Daha da anormali, kelimelerden fetişizm çıkarıp, kendine yontarak haklılık arama siyasetinin alevlenmesidir. Fakat insanlar buna kapılırken şunu hep göz ardı etmeye, ne yazık ki onca yaşanana rağmen tekrarlanıyor. Hatta kuzeyde daha da ironikleşen görüntüler artıyor. Kendini onca Türkiye’nin hizmetine sunan, sayesinde makama gelen kişiler dahi konudan öyle koptular ki olanları değil kendi ezberleriyle atıp tutuyorlar. Hem “Türkiye’nin dediklerine imza atarım” derken, peşinden söylenene bakmaksızın da eleştiri yapıyorlar. Bir tuhaf işbirlikçilik kronik hastalığa kapılıp gidiyoruz. Sanki hiç yaşanmamışçasına hareket ediliyor. Koltuk alma ve eleştiri sınırında bazen anormallikler daha bir yüceleşiyor. Ama acı olan karşımızda: yalan olduğunu bile bile yalana inanmanın ötesinde savunmaya geçilirse, gerçekler değil yanlışlarla kendi kendini tatmin etmenin dışına çıkılamıyor.
Halbuki Kıbrıs yakın tarihi, NATO kurulduktan sonra doğu Akdeniz’e ulaşınca Kıbrıs da eksene girdi. Üstelik İngiltere de klasik sömürgecilikten yeni sömürgeciliğe geçiyordu. Açık işgalden gizli işgale geçiş olarak anlamak yeterlidir.
Nitekim yeni strateji için Türkiye’yi Kıbrıs sorununa İngiltere ve Amerika çekti. Hatta işleri yoluna koyma adına 6-7 Eylül provokasyonu da oldu. Dahası: bu provokasyonu da NATO ve Amerika’nın Türkiye’deki ilk eylemi olarak da isimlendirdiler. Başarılı iş yapıp Türkiye resmen Kıbrıs konusuna çekildi. Aynen Kıbrıs’ta kurdurtulan örgütlerde iki ülkenin gladyolarının rol aldığı da tartışılmazdır. Bunu kitaplardan öteki belgelerde bolca kanıtı var. STK ve sonrasında Özel Harp Dairesi veya Türkiye’deki simgesel Kontrgerilla olarak Kıbrıs’ta hep yönetme şekliyle yerini aldı.
Adanın parçalanması ta baştan bir NATO planı olarak vardı. Birleşik değil ayrışma da temel uygulanan plandı. Garantörlüğün özünde adanın Batı bloğunda kalması hâlidir. Bunlar hep bilinir de bilinmezlikle örtülüp geçiştirilir. Hatta öyle bir olay da oldu ki Makarios bloksuzları seçer. Oysa garantörler adanın NATO’ya girmesini ister. Bu kırılma sonrası adada yeniden patlamalar, provokasyonlarla iki kesim çatışması pişirilir. Yetmiş dört darbesi ve darbe sürecinde Kissinger gerçeği de başka bir gerçekliktir.
Şimdi zirve Ankara’da. Türkiye’nin durumu açık. NATO için üçüncü dönem deniliyor. Bazı taşların oynaması ve Ortadoğu’dan Asya merkezine kayış planları da konuşulacak. Tabii ki onca taşlar oynatılırken, daha militarist oluşumlarla askeri sanayi daha bir güçlendirme peşindeyken, siyasal oynamalar da olması ihtimal. Ama Kıbrıs’la alakalı hâlâ net bir şey yok. İhtiyaçla oynatmalar olması da olası. 2004 Annan Planı bunun somut gerçeği. Ama sonuçta Kıbrıs sorunu birleşik değil daha bir ayrıştırma dönemine de sokuldu. Bunları hatırlamak önemlidir. İzlemek ve olanları doğru aktarmak da zor ama ihtiyaçtır. Bakın: Annan Planı veya AB konuşulurken, örneğin Danimarka’da imzalanan AB giriş protokolüne Türkiye toplantısı sonrasında atılmayarak şimdi eleştirilen tek yanlı giriş oldu. Böylelikle Annan Planı’nda ortak AB konusu da düştü.
Yine AKEL evet deme eğiliminde iken güvence ister. Gül Moskova’ya gider. İngiltere ile görüşülür. Güvence verilmeyerek, Annan Planı’nın uygulanmama tehlikesinin sonucu da AKEL de hayıra kaydı. Bunlar unutulunca da “biz evet, onlar hayır dedi” ezberiyle kendi kendimizi haklı çıkarırız. Veya AB iki yüzlüdür, Rumları aldı bizi almadı yalanı da çok tatlı zehir gibi düşünceleri teslim aldı.
Kısaca: Ankara’da NATO toplantısı var. Üçüncü aşama deniliyor. Ama NATO’nun ne mal olduğunu varın Ankaralılara sorun. Yakın tarihi karanlık ve kirli işlerle dolu yapıdan demokrasi falan da olmaz. Öyle ya, zirvenin bu koşullarda yapılmasının dahi dersi net. Emperyalist çağın askeri bloku yaptığı karanlık kirli uygulamalarla doludur. Ama utanmadan da demokrasi diye başlayan lafı koyarlar. Kıbrıs ise yıllardır beri NATO’nun gölgesinde oynatılıyor. Olanlar malum. Amerikan dışişleri bakanı Özal’a ne dediydi: eğer Kıbrıs’tan çekilecekseniz bize haber verin. Siz orada NATO gücü olarak bulunmaktasınız. Daha ne desinler.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


