iktibasKavel AlpaslanKavel Alpaslan yazdı: Maç sonu yeşeren dünya: İşçilerin Dünya Kupası

Kavel Alpaslan yazdı: Maç sonu yeşeren dünya: İşçilerin Dünya Kupası

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

İtalya’nın başkenti Roma’daki Flaminio Stadyumunun yerinde bir zamanlar ‘Ulusal Faşist Partinin Stadı’ yükselirdi. Bugün 2026 Dünya Kupası’na katılma hakkı elde edemeyen İtalya, formasındaki ilk yıldızı, 1934’te işte bu stadyumda düzenlenen dünya kupası finalinde kazanmıştı. Hem de dillere destan bir finalle: O gün karşı karşıya gelen takımlar, İtalya ve Çekoslovakya oyuncuları maç başlamadan önce ellerini protokoldeki Benito Mussolini’ye doğru kaldırarak Roma selamı verirler. Saha kenarındaki bandonun çaldığı faşist marşlar eşliğinde, Mussolini faşizminin kurumsallaştığı önemli anlardan biri yaşanır.

Artık klişeleşmiş bir ifadeyle söylemek gerekirse: Kağıt üzerinde son derece basit bir oyun olan futbol, sermayenin korkunç savaş makinelerine dahi siyasi meşruiyet tacı vermek için kullanılabiliyor. Egemenlerin sporu -özellikle de futbolu- nasıl endüstriyelleştirip siyasi çıkarlara göre yeniden biçimlendirdiği bilinen bir gerçek.

Bu yorumu doğrularcasına İtalya’nın final maçında hıncahınç tribünler “DU-ÇE, DU-ÇE!” sloganlarıyla stadı inletir. Öte yandan 1936’da düzenlenecek Berlin Olimpiyatları Adolf Hitler’in gövde gösterisine dönüşür.

‘Burjuvaziden ve şovenizmden arınmış gerçek spor’

Her ne kadar 1930’lar isabetli bir şekilde ‘faşizmin yükselişiyle’ hatırlanıyor olsa da akıntıya karşı kürek çekenlerin de sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. Mesela İtalya’daki dünya kupasından iki ay sonra düzenlenen İşçilerin Dünya Kupası’nda olduğu gibi…

Paris’in ‘kızıllığıyla’ bilinen emekçi mahalleleri, diğer ülkelerden gelen işçi takımlarınca düzenlenen bir turnuvaya ev sahipliği yapar: Uluslararası Savaş Karşıtı Antifaşist Sporcular Buluşması. Etkinliğin futbol ayağı öne çıksa da aslında farklı branşlardan yaklaşık 50 işçi takımı katılır.

Daha önce konvansiyonel Olimpiyatlara karşı işçi oyunları Spartakiad’ları örgütleyen Kızıl Spor Enternasyonali (RSI) komünist ağırlıklı bir örgüttür. Ancak Paris’teki futbol turnuvasına sosyal-demokratların Lucerne Spor Enternasyonaline (LSI) bağlı takımları da davet edilir. Organizasyon, sosyal-demokratlarla komünistler arasında yapılacak ‘faşizme karşı birleşik halk cephesi’ formülünün habercisidir. 

Coşkulu açılışa 20 bin seyirci gelir. Açılış konuşmasını, savaş karşıtı yazılmış en güçlü eserlerden Ateş’in Yazarı Henri Barbusse yapar. Toplam 18 ülkeden gelen yaklaşık 3 bin işçi-sporcunun yakasında katıldıkları turnuvanın rozeti vardır: Gamalı haçı ve asker miğferini parçalayan bir emekçi motifi. Fransa Komünist Partisinin (PCF) gazetesi L’Humanité şöyle yazıyor: “Bu büyük günler, kitlelerde işçi sporuna duyulan bir iştahı -her türlü yozlaşmadan, burjuva ruhundan ve şovenizmden arınmış gerçek sporu- ve onları savaşa ve faşizme karşı ayaklandıran ateşli bir enternasyonalizmi gözler önüne seriyor.”

Sahada kimler vardı?

Dört gruplu organizasyonda ABD, İngiltere, Çekoslovakya, Hollanda, İspanya… gibi pek çok ülkenin işçi takımları boy gösterirken Alsace ve Saarland gibi o dönemin tanınmayan iki özerk yönetimi/devletçiği de kendisine yer bulur. LSI’den gelen tek takım Norveç de yine dikkatleri üzerine çeken bir kadroyla isminden söz ettirir. Ancak turnuvanın favorisi Sovyetler Birliği’dir. Sovyetler Birliği, 1946’da FIFA’ya kabul edileceği için zaten İtalya’daki dünya kupasına katılmamıştır. Yine de Moskova, turnuvaya milli takım düzeyinde değil, işçi ağırlıklı bir kafile gönderir.

Beklendiği üzere final Norveçli ve Sovyet işçilerin mücadelesine sahne olur. Kazanan 3-0’lık net bir skorla Sovyet işçiler olur. Fakat bu finalin ayrı bir anlamı vardır: Norveç takımı Moskova’ya mesafeli sosyal-demokratların ‘şerhine’ rağmen turnuvaya katılır. İşçilerin antifaşist direniş hisleri kendi hareketlerinin önüne geçecek ve bu durum iki yıl sonra Fransa’da kurulacak ‘Halk Cephesi’ gibi uygulamalarla somutlaşır.

Tabii turnuvanın asıl anlamı, İtalya’daki FIFA organizasyonunun aksine kupa veya şampiyonluk değildir. Onlarca farklı dil konuşan işçinin birlikteliği hikayenin ta kendisidir. Çok değil, yaklaşık 15 yıl önce I. Paylaşım Savaşı’nın cephelerinde karşı karşıya gelmiş ve 

emperyalist kasaplıktan öyle ya da böyle sağ çıkmış bu insanlar, şimdi karşıdaki emekçilerle bir başka savaşın içerisinde olduğunu futbol maçından sonra paylaşılan bir masada bir kez daha fark ederler: Cephe hattı ‘dışarıda’ değil ‘içeridedir’!

Mesela etkinliğin en ilginç anlarından biri sosyal-demokrat ve komünist iki Hollandalı işçi takımının Nazi zindanlarına atılan Alman İşçi Önderi Ernst Thälmann için yaptıkları dayanışma maçıdır. Turnuvadan bağımsız bir şekilde düzenlenen bu ‘enternasyonalist dostluk’ maçında işçiler yoldaşları için özgürlük talep ederler. (Hitler’in iktidara gelmesinden hemen sonra, 1933’te tutuklanıp gördüğü işkencelerin ardından hücreye atılan Almanya Komünist Partisinin (KPD) Lideri Thälmann 1944 yılında Sovyet askerleri Berlin’e doğru ilerlerlerken kurşuna dizilecektir).

Maç sonu tokuşturulan bardakta yeşeren dünya

Bugün FIFA’nın ve genel olarak futbol endüstrisinin geldiği korkunç seviye düşünüldüğünde Paris’teki futbol turnuvası dikkat çekiyor. Her şeyden önce bize farklı ve gerçek bir alternatifin neye benzeyeceği, sporun aslında ne olduğunu somut deneyimlerle gösteriyor.

Unutmamak gerekir ki Uluslararası Savaş Karşıtı Antifaşist Sporcular Buluşması türünün tek örneği değildir, benzer pek çok etkinlik organize edilir: Moskova’daki Spartakiad’ı sporun enternasyonal gücünü göstermekle kalmaz aynı zamanda olimpiyatlarda kırılmayan rekorların kırıldığı bir etkinlik olarak tarihe geçer. Ya da cumhuriyet dönemi İspanya’sında General Francisco Franco’nun faşist darbesiyle birlikte iptal edilen Barcelona Halk Olimpiyatı’nın da yeri ayrıdır. 1937 Anvers İşçi Olimpiyatları RSI ve LSI’nin birlikte düzenlediği son etkinlik olması nedeniyle önemlidir.

Kökleri işçi sınıfına giden, fakat daha sonra bu sınıfın elinden alınıp sermayenin oyuncağına dönüşen spor, doğası gereği faşizmin, sermayenin, egemenlerin aracı değildi. Zira bir tarafta faşizm çığlıkları stadyumları titretirken, yoksul işçi mahallelerinde bir araya gelen emekçiler farklı bir dünyanın düşüyle ter döküyordu. Bu tür buluşmalar asıl savaşın, sınıf savaşı olduğunu maçlarla kolayca gösterebiliyordu.

Kimileri durup düşünebilir “İyi güzel de, bütün o enternasyonal dayanışma ne işe yaradı? Faşizm gelip herkesi ezip geçmedi mi?” Kısa ve net yanıt: Hayır. Faşizm, korkunç karanlıkla işçi hareketlerini, halkları, başlı başına insanlığı ezdi ancak sonrasında yenildi. Peki kimdi onların bileğini bükenler? Hem nasıl, hangi hayali taşıyarak bu karanlığı dağıtabilmişlerdi? Hitler’i kilitli bir sığınakta intihara sürükleyen, Mussolini’yi baş aşağı sallandıranlar, her şehirde bulunan o kızıl mahallelerin insanlarıydı.

Ve Fransa’da ya da Yugoslavya’da bir Nazi trenini patlatan partizan, Almanya’da toplama kamplarında öldürülen bir militan, ya da Berlin’e giren bir Sovyet askeri… tüm isimsizler hepsi en az Duçe’nin stadını dolduranlar kadar 1930’ların insanıydı. Ve zafer Roma’daki değil; Paris banliyölerinde yeşil sahada beraber terledikten sonra maç sonunda bardaklarını tokuşturan işçilerin içlerinde yeşerttikleri dünya sayesinde kazanıldı.

Bugün hemen hemen hepsi toprağın altında. Ancak paylaştıkları hatıra her karanlıkta siyah beyaz fotoğrafları biraz daha renklendiriyor. Bu da geleceğin hiç olmadığı kadar puslu hale geldiği bir dönemde futbolu tekrar düşünmek için güzel bir fırsat.


Kaynaklar ve daha detaylı bilgilerin yer aldığı yazılar

https://www.lemonde.fr/sport/article/2016/04/28/le-sport-sous-le-front-populaire_4910593_3242.html

https://www.retronews.fr/sports-et-loisirs/echo-de-presse/2022/11/17/1934-coupe-du-monde-du-football-ouvrier

https://www.arbeiterfussball.de/statistik/international/arbeiter-wm-1934


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Köroğlu Sovyetlerde nasıl popülerleşti? — Kavel Alpaslan

Bolu Beyi’ne karşı verdiği mücadelesiyle hepimiz Köroğlu efsanesini gayet...

‘Özgürlüğü seven herkesin Kızıl Ordu’ya ödeyemeyeceği bir borcu var’ – Kavel Alpaslan

Heykeller neredeyse her zaman ‘bilindik’ insanları işler. En fazla...

Antikomünizmin kazara komünist propagandaya dönüşümü – Kavel Alpaslan

Ahşap döşemeli geniş bir salondan içeri girdiğinizi düşünün: Karşınıza...

Her dalga iz bırakır: 1 Mayıs’ın anlamını takvimlerden dışarı çıkarmak – Kavel Alpaslan

“O dalgalar gelir, rollerini oynar ve giderler. Ama hepsi...

Enver Hoca’nın son heykeli: Görünmez olsa da eksik değil – Kavel Alpaslan

Sosyalist Arnavutluk 1990’ların başında çökerken geçmişin sembollerine karşı bir...
4,498BeğenenlerBeğen
1,572TakipçilerTakip Et
3,954TakipçilerTakip Et
856AboneAbone Ol

Son eklenenler

Gözde Bedeloğlu yazdı: Medeni Kanun’un parça parça tasfiyesi

Eşitlik İçin Kadın Platformu’nun (EŞİK) uzun süredir dikkat çektiği ‘Medeni Kanun’un...

Özgür Gürbüz yazdı: Rüzgâr, güneş artıyor ama emisyonlar düşmüyor

Enerji Bakanlığı bir süredir Türkiye’nin yenilenebilir enerji santrallarının kurulu gücünün...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Suçları göç etmek

ABD’de göçmenlere kapsamlı yönelik saldırı sürüyor. Doğrudan ABD başkanına...

Fehim Taştekin yazdı: Lübnan’ın yeşil yolu: Düşmanın kollarında intihar

İran, ABD’yle olası anlaşmanın ilk maddesine “Lübnan dahil tüm...

Aras Coşkuntuncel yazdı: Yeni düzenin yükselmesi Küba’dan geçiyor

Filistin’de soykırım, Lübnan’da işgal ve etnik temizlik; İran’a karşı...

Özkan Yıkıcı yazdı: Birkaç denemeli Kazakistan makalesi

Kazakistan'la ilgili birkaç defa yazı yazmaya çalıştım. Yazıyı gönderdim...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Adil bir dünya mümkün

Ülkenin ve dünyanın gündemi ister istemez hep iç karartıcı...

Elif Görgü yazdı: Trump’ın yolu Paşinyan’dan geçiyor

Ermenistan 7 Haziran Pazar günü parlamento seçimlerine gidiyor. Sadece...

Canlı yayın