Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgalinin üzerinden elli iki yıl geçti; Kıbrıslı Rum tarafının resmi anlatısı hâlâ seçici kalmaya devam ediyor, adanın trajediye giden tarihinin bazı bölümlerini dışarıda bırakıyor. Bu anlatı, 1960’ların kanlı olaylarını ya da Kıbrıslı Rum liderliğinin bir kesiminin Kıbrıslı Türklerin baskı altına alınmasındaki sorumluluğunu tam olarak içine almıyor.
Cunta destekli darbenin ve EOKA B’nin eylemlerinin, Türkiye’nin işgalinin dolaysız tetikleyicisi olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Ankara, müdahalesini anayasal düzenin çöküşünü ve Kıbrıslı Türkleri koruma gerekliliğini öne sürerek gerekçelendirdi; garantör güç olarak yasallığı yeniden tesis etmek için hareket ettiğini iddia etti. Darbe gerçekleşmemiş olsaydı ve EOKA B, Kıbrıslı Türk sivilleri öldürmemiş olsaydı, Türkiye’nin o özel anda askeri harekâtı gerekçelendirmesi çok daha zor olurdu.
Ama işgal, yalnızca 1974 olaylarına bir tepki değildi. O yılın ötesine bakıp tarihsel kaydı inceleyen herkes, bir Türk müdahalesinin uzun süredir bir olasılık olarak var olduğunu görebilir.
Türkiye, Dillirga bölgesindeki Kıbrıslı Türk Mansura-Erenköy (Kokkina) bölgesine yönelik saldırının ardından 1964’te askeri harekât tehdidinde bulundu. Türk uçakları bölgeye napalm bombaları bile attı. Bu müdahale, ABD Başkanı Lyndon Johnson’ın Türkiye Başbakanı İsmet İnönü’ye gönderdiği o meşhur mektubun ardından nihayetinde önlendi.
Kıbrıs, 1967’de bir kez daha işgalin eşiğinden döndü. Köfünye çarpışması Ankara’dan sert bir tepki doğurdu; Türkiye bir kez daha askeri müdahale tehdidinde bulundu. Yunanistan’ın Birleşmiş Milletler nezdindeki diplomatik çabaları, Amerika Birleşik Devletleri’nin baskısıyla birleşince işgalin önlenmesine yardımcı oldu; bu arada Yunan askeri tümeninin adadan çekilmesi konusunda bir anlaşmaya varıldı.
Bu bölümler, resmi anlatıda büyük ölçüde yer almıyor. Sonuç olarak tarihten ders çıkaramıyor ve gerçek bir öz farkındalık geliştiremiyoruz. Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk aşırılıkçıları arasındaki çatışma, kaçınılmaz biçimde felakete doğru ilerliyordu. Uluslararası aktörler defalarca en kötü sonuçların önlenmesine yardımcı oldu, ama asıl sorunun çözülememesi, sonunda Kıbrıs’ın trajedisinin doruk noktasına yol açan koşulları sürekli yeniden üretti.
Bunu trajedinin bir doruk noktası olarak adlandırmalıyız; çünkü Türk işgalinden önce de ölüler ve yerinden edilmiş insanlar zaten vardı.
Tarihin daha eksiksiz bir okuması neden önemli?
Çünkü nedenlerini anlamayı başaramazsak ve tüm enerjimizi yalnızca başkalarını suçlamaya adamayı sürdürürsek, sorun sonsuza dek devam edecek.
Birkaç gün içinde BM Genel Sekreteri, iki tarafı yeniden müzakere masasına getirmek ve Kıbrıs sorununa bir çözüm aramak için belki de son bir çaba olarak Kıbrıs’ı ziyaret edecek. Bu, adayı kan dökülmesine sürükleyen ve zor gerçeklerle yüzleşmeyi reddettiğimiz için çözümsüz kalmaya devam eden bir sorun.
Tarihsel öz farkındalık ilk adımdır. Kıbrıslı Türklerle uzlaşma ise ikinci adım.
Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zeka Claude’dan yararlandık. Yayımlanmadan önce çeviriyi bir Yeniçağ Kıbrıs editörü kontrol etti.
Çeviri: Yeniçağ Kıbrıs / Yapay Zeka Claude
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



