iktibasYücel ÖzdemirYücel Özdemir yazdı: Mülteciler için 'demir perde Avrupa' dönemi

Yücel Özdemir yazdı: Mülteciler için ‘demir perde Avrupa’ dönemi

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

Pazartesi günü Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler arasında üzerinde anlaşmaya varılan Avrupa Ortak Sığınma Sistemi Paktı (GEAS), AB’de iltica hakkında vurulmuş en önemli darbelerden biri olma özelliği taşıyor. Anlaşmayla birlikte paktın 12 Haziran’da yürürlüğe girmesinin önündeki bütün engeller kalkmış oldu.

Pakt, bireysel iltica başvurularını incelemeksizin, gelen mültecilerin AB sınırlarında veya AB içindeki kamplarda tutulmasını öngörüyor. Yabancıların sınır dışı edilmesini hem hızlandırdığı gibi kitlesel bir boyut kazandırıyor. Bununla da kalınmıyor, mültecilerin sınır dışı cezaevlerinde uzun süre keyfi olarak tutulmasını, başka ülkelere geçişlerini engelleme adına pasaportlarına, nüfus cüzdanlarına el koymayı ve verilen asgari yardımların kesilmesini de içeriyor.

Bir diğer önemli değişiklik ise üzerinde çok durulan “üçüncü ülke” kuralı. AB’ye iltica başvurusunda bulunan herhangi bir ülkenin vatandaşı doğrudan yurttaşı olduğu ülkeye değil, hiç tanımadığı “üçüncü ülkeye” gönderilebilecek.

Bu düzenlemede, ilk giriş yapılan AB ülkesi öne çıkıyor. Örneğin Yunanistan üzerinden Almanya’ya gelen bir mülteci, tespit edildiğinde önce hapse atılacak sonra iltica başvurusu alınmadan hemen Yunanistan’a geri gönderilecek. Dublin II Anlaşması kapsamında daha önce de uygulanan bu durumun kapsamı genişletiliyor. Mülteciler sadece giriş yaptıkları ilk AB ülkesine gönderilmekle kalmayacak. Paktta kastedilen “üçüncü ülke”, mültecilerin daha önce hiç gitmediği, görmediği ülkeler…

Mart sonunda, Avrupa Parlamentosundaki muhafazakar Avrupa Halk Partisi (EVP), aşırı sağcı gruplarla ittifak kurarak “Geri Gönderme Yönetmeliği” için çoğunluk sağlamıştı. Aşırı sağın birçok talebi kabul edildi. Yasa, üye ülkelere sınır dışı edilecek “üçüncü ülkeleri” seçme konusunda serbest bırakıyor. Çocuklu aileler de düzenlemenin kapsamına alındı. “Üçüncü ülkeler”de mültecilerin hangi haklara sahip olacakları veya hangi koşullarda kamplarda tutulacakları genel ifadelerle geçiştirildi. Yani, “Avrupa’dan uzaklaştıralım, ne olacaksa bizi ilgilendirmez” anlayışı kazandı.

Ayrıntılara bakıldığında AB’nin bu insanlık dışı mülteciler politikası birkaç açıdan önem kazanıyor:

1- İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra temel insan hakları arasında yer alan “iltica hakkı” böylece resmen rafa kaldırılıyor. Hangi nedenle olursa olsun, iltica başvurularını AB sınır ülkelerinde kurulacak kamplarda yapması gerekiyor. Dolayısıyla, iltica başvurusu kabul edilene kadar mültecilerin sınırlarındaki kamplarda tutulma esas alınıyor. Avrupa ülkelerine ulaşmayı başaranlar ise bu kamplara geri gönderiliyor. Böylece örülen telden duvarlara, sınır kontrollerine rağmen Avrupa’nın ortasına kadar gitmenin hiçbir anlamı kalmayacak.

2- “Üçüncü ülke” kuralında asıl hedef, mültecileri geldikleri ilk AB ülkesine göndermekten ziyade AB dışında kamplar kurmaktır. 2000’li yılların başından bu yana değişik aralıklarla gündeme getirilen Afrika’da mülteci kamplarının kurulması fikri gerçeğe dönüştürülüyor. Bu konuda ilk adımı İngiltere atmıştı. Ruanda ile 2022’de imzalanan anlaşmada mülteci kampları kurulması geniş tartışmalara ve tepkilere yol açmıştı. Anlaşma, bir taraftan Afrika’dan Avrupa’ya doğru yola çıkan mültecileri bu kamplara yönlendirirken, diğer tarafta İngiltere’ye ulaşan mültecilerin bu kamplara gönderilmesini öngörüyordu. 2024’te Başbakan Keir Starmer anlaşmayı “caydırıcı olmayan bir hile” olarak nitelendirerek yürürlüğe girmeden lağvetmişti. Bunun üzerine Ruanda, tek taraflı feshedilen anlaşma nedeniyle İngiltere’ye karşı hukuki süreç başlatmıştı.

Benzer bir anlaşmayı İtalya, Arnavutluk ile yapmıştı. Aşırı sağcı İtalya Başbakanı Meloni’nin girişimi sonucu, Arnavutluk’ta kurulan kamplara mültecilerin gönderilmesi daha sonra mahkemeler tarafından iptal edilmişti.

Bu iki başarısız denemeye rağmen, AB de GEAS paktı ile bu yönde adımlar atmak istediğini açık olarak ilan etmiş bulunuyor. Almanya İçişleri Bakanı Dobrindt, bu yılın sonuna kadar mülteci kamplarının kurulacağı ülkelerle anlaşmaların imzalanacağını açıkladı. Kampların kurulacağı potansiyel ülkelerin Ruanda, Uganda, Libya, Mısır ve Etiyopya olduğu de şimdiden Alman basınında yer almaya başladı.

Pakt yürürlüğe girdikten sonra Türkiye’den Almanya’ya iltica etmek üzere gelen mülteciler kendilerini hiç tanımadıkları Ruanda, Uganda, Etiyopya ya da savaşın sürdüğü Libya’da bulabilirler. Bu, Avrupa’ya ilticayı imkansız hale getirmekten başka bir şey değil. AB sınırlarını koruma adına hazırlanan pakt, böylece insanların yurttaşı olduğu ülkelerde kalarak zulme uğramaya, hapse atılmaya, savaşta ölmeye devam etmesi anlamına geliyor.

3- İltica hakkını fiilen rafa kaldıran paktın yürürlüğe gireceği dönem ise dikkat çekici. Sınır dışılar rekor düzeye ulaşmış, iltica başvuruları alınan önlemlerden ötürü minimuma düşmüş durumda. Avrupa Komisyonu verilerine göre, 2025’te AB’den ayrılması gereken mültecilerin yüzde 28’i sınır dışı edildi. Bu arada AB’de sığınma başvurusu rekor düzeyde düştü. Almanya’ya iltica başvuruları geçtiğimiz mayıs ayında 2020’den bu yana en düşük seviyeye geriledi.

12 Haziran’da yürürlüğe girecek Avrupa Ortak Sığınma Paktı’nın savunucuları bunun “Düzensiz göçü azaltacağını” ileri sürse de gelişmeler, asıl maksadın insanlığın tarihsel bir kazanımı olan hümanist iltica hakkını yok etmek olduğunu gösteriyor. Avrupa gericiliği, kazanılmış hakları, mültecileri hedef göstererek gasbetmek istiyor. Bunu yaparken, kendi devletlerinin de eseri olan savaşlar, sömürü ve otoriter rejimlerden kaçmayı imkansız hale getirerek yeni bir barbarlık sayfası açıyor.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

BaşlıkYücel Özdemir yazdı: Faşistlerle ittifak

Almanya “eylül dönemeci”ni yakın geleceğe damga vuracak izlerle geride...

Yücel Özdemir yazdı: Berlin seçimlerinin ardından: Kamulaştırma korkusu ve kirli kampanya

Berlin’de Elif Eralp ve Sol Parti’nin sandıktan açık arayla...

Yücel Özdemir yazdı: Almanya’da aşırı sağ yükselirken sol ne yapıyor?

Avrupa ve dünya aşırı sağcı, ırkçı Almanya için Alternatif...

Yücel Özdemir yazdı: Almanya’da aşırı sağ neden ve nasıl kazandı?

Almanya’nın 2,1 milyon nüfusu ve 1,7 milyon seçmeni olan...

Yücel Özdemir yazdı: Ukrayna ve İran’da son sözü kim söylüyor?

Ukrayna ve İran savaşlarının kısa sürede bitme olasılığı her...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
4,268TakipçilerTakip Et
1,270AboneAbone Ol

Son eklenenler

Nevzat Hami yazdı: İki Nene, İki Kitap, Bir Sofra

Bir sofranın etrafında toplanan insanlar yalnızca yemek mi yer?...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Savaş düzenine hayır

Cuma günü başta Roma, Milano, Torino, Bologna, Napoli ve...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Redif Nurel ve “Dreams come true in Northern Cyprus!”

Rumun bayra'ını sallayacaglarsa Rum tarafı o tarafdadır. Ezan sesine...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kalınan yerden Azerbaycan konusuna aralanırken

Dünkü yazımda Azerbaycan-Türkiye sorunu üzerine birkaç söz yazdım. Sabahleyin...

Miquel Pellicer yazdı: Lula’nın dijital zaferinin anatomisi

Brezilya’da Luiz Inácio Lula da Silva’nın 25 Ekim 2026’da...

Fikret Başkaya yazdı: Araba çılgınlığına dair…

‘Eğer hem insanlarla ve hem de doğayla kaybettiğimiz ilişkiyi...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamasi sarhoşluktan Azerbaycan gerçeğine aralanırken

Ankara'da Türk devletleri zirvesi toplandı. Tabii kimisi de Türk...

Erkan Çavuş yazdı: Sonumuzun gelmesini mi bekleyeceğiz, ayağa kalkarak kendi kaderimizi ellerimize mi alacağız?

80’li yıllardan itibaren reel sosyalizmin yenilgisiyle birlikte dünyada sağ...

Canlı yayın