yaklaşımlarÖzkan YıkıcıYalnızlığımda, düşünürken -Özkan Yıkıcı

Yalnızlığımda, düşünürken -Özkan Yıkıcı

Neoliebralizim denen sistem, zamanla bizimle epey içeleşti. Düşüncelerini de yerleştirdi. Öyle yerleştirdi ki resmen bile bile imkarlar, artık doğru algısalaşma derecesine geldi. Bilim adamları dahi önemli kısmı sırf siyasal olmasın diye tüm deyerlendirmelerini, birçok kavramdan yalıtarak gerçekleştiriyor. Sanki batı ekseninin her konuyu doğru vurgular gibi tabulaştırır. Kolayca algı operasyonlarında bilimselcilik oynanır. Herhalde şu tuhaf gelmemenin temel nedeni de Neoliberalaşmenin sonucudur. Nedense en başta Kıbrıs değerlendirmelerinden güncele hep sanki normal ülke gibi vurgu yapılır. Bir sepete koyup, Türkiye, ABD İngiltere ve Kıbrısın iki tarafı hepsi ayni simgeyle ele alınır. Sıkılmadan “iki toplum lideri” imajını nornaleştirdiler. Örneğin hiçbir zaman sömürgesel ilişkiler, sömürge olmanın sonucu, belirleyicilik ve emperyalizmi kulanamazsınız. Faşist biçimleri, ilhaklaşma adımlarını da söylemeden bir Kıbrıs deyerlendirmesi yapmanız gerekir. Bu gayet normal şekilde yapılır. Eğer kazara sömürge ilişkileri veya demokratik olmayan şekilerden değerlendirmelere katarsanız, hemen size “siyaset yapmayın” öcü sölerle durdurulmanız başlanır. Önemsizleştirme ve başka sıfatlarla suçlanırsınız.

Kısaca, her güncel konuda dahi siz sistemin temel işleyişlerini, siyasal neden sonuçlarını sisteme dokundurtmadan ve adına da bilimselik koyarak da deyerlendirme sağlanan bir Neolibral tutsağa geldik. Denilen demokrasinin adı yokken, siz varmışçasına savunmaya, sömürgecilikten bağımsız olduğunuz algısını kulanmanıza sağlarlar. Sonrada bir bakarsınız faşist rejimelri dahi demokrasi diye bilimsel adıyla savunduğunuz da ortaya çıkar. Üstelik basın özgürlük denip memleketin kendisini dahi yazamadan normal hale gelmenin de imgesiyle övünür halde yakalanırsınız.***

Neoliberal süreçte genelin yanında yerelde de onca yaşanana karşın hala demokrasi ve bağımsız demenin de heycanını yaşıyoruz! Öyle dokunulayan ve siyasal saydırtılmayan durumlardanörneklerle devam edelim…

Günlük konuşulan mahşetler veya lakırtılarla girişi ilerletelim. Bugün çoğu yerde şu konuşma eleştirelliğine kapıldım. Özel okular fiyatları asronomik şekilde artırdı. İsyanlar var sanırsınız. Oysa ortak paydada dahi tepkide buluşulmadığına tanık oluyordum. Halbuki kırk yıl önce ben ayni bulunduğum yerde, okuların özeleşeceğini, eğitimin metalaşacağını söylerken, şu anda dinlediğim kesim veya büyükleri, isyan ediyordu. “imkansız” diyorlardı. Ama, şimdi onlara kamu eğitimi desem, hemen başka gözle savunacaklar. Üstelik o kutsal dedikleri anayasanın da kamusal eğitim ve bedava olması kuralı da varken. Ama, bu çelişki bariz şekilde yaşıyor. Ek olarak Öğretmen akademisi ile DAÜ özeleştirilip özünden kopartma hamleleri de arada havada yakalanan yel gibiydi…

İkinci konuya girmeden ufak bir inca hatırlatma yapacam: hani derdik ya ve yine ısrarla dilimizi kabartarak vurguladığımız “yüce yargıdan” söz edecem. Bir hatırlatma dokunuşuyla konuya girecem. Kısa zaman önce Ersin Tatarın istihtam yaptığı bazı işilerin yasa dışı olduğu ve Ersinin başbakanlıktan ayrıldıktan sonra gerçekleştirdiği uygulaması, malum yüce yargımıza taşındı. Karar da alındı. Fakat, süresiz ertelendi. Oysa karar önemli olması gerekirdi. Nitekim, yine seçime günler kala şimdi de yine istihtamlar yüce parti paylaşımı ile yapıldı. Üstelik idiyalara göre ilginç kişilikler de var. Bu sokakta normal karşılandı. Çünkü uygulamada normalleşti. Bununla alakalı dur durak diyen yok. Seçimde yandaşa ve hat da hanedan tipi paylaşımın istihtam ayaklı kayırmanın ta kendisi oluyordu. Hani temel ilke herkes eşitdir var ya, yerlerde sürünmeğe devam deniliyor. Sonra en basit soruda yanıtdan yine kaçınılıyor: torpil ve yandaş kuarlıyla işe gerenden normal kurumsal yapılanış beklenip kayırmasız kamu uygulaması istenir.. Baksanıza, Yargı kararı dahi açıklanmadı. Ama işe devam deniliyor.

Bu basit iki örnek bizde sömürgesel gerçek yanında, nasıl yönetilme  ilkelerinin kurallarını gösteriyor. Elbet normal şekil beklenmeyecekti. Ama, eski nesilin de neden İngiltere sömürgeciliğinin özlemini uygulamalarda ve birokraside beklendiğinin de farkını anlıyoruz. Demek ki biz hem sömürgecilikte yaşamayı hem de neoliberal kurallarla yola devam etmeği ile ilhaklaşma yanında yandaşla işbirlikçilerin ödüllendirilmesini de öğrendik. Ama, bilimsel alana dahi sokulurken, sadece devlet ismi denip yukarda belirtiğim yönetim şekilrini yok sayarak bir bilimsel olgu oluşturulması da öğretimdeki teslimiyetin kültürleşmesidir.

Kısaca, neoliberalizim hem evrensel hem de yerel bizi resmen tutsak aldı. Sorgulamadan onu istediği kuramlarla gerçekleri savunur halde kaldık. Sistem erleşip kendi ilkeleriyle de devam ederken, elbet deyişim de güç. Yalan söylemeği ödüllendirerek işe almaya dek indirgenince, sanki dünya hep böyleymiş gibi de yerleşti. Bundan dolayı dyeilmi ki onca krize karşın daha ileri gitme değil de faşizim yükseliyor konumdadır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özkan Yıkıcı yazdı: İspanya-Fas hattında neler oldu

Bir haftadır İspanya'nın Afrika topraklarındaki küçük bir yerleşimindeki gelişmeler,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Trafik katliamından genel sistem gerçeğine

Normal yaşamla en anormal kötü koşullar kolayca dönüşür. Sanki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Unutulmaması gereken ülkelerden biridir: Irak

Yakın tarihle Ortadoğu tamamlanınca, emperyalist çağın planlarıyla alakalı uygulama...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,914TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın