Geçen haftaya bakınca, akılda direkt kalması gereken gelişmeler yaşandı. Gelişmelerin önemi kadar, sorgulama yapılacak ve ileride akılda tutulması gereken anlar da direkt gözümüzün içine sokuldu. Hafta içi önemli birkaç sırıtan durumu yorumladım. Fakat, önemli eksikler de kaldığı kesin. Bunları şöylesine birkaç satırla toparlayıp, hem kesinleştirme hem de daha önemli kılıp akılda tutulmasında yardımcı olmayı düşündüm.
Dünya kendi resmini, aslında New York’ta B.M. kürsüsü ile yaşam paradoksunda çekti. Öyle çekti ki renkler epey göz kamaştıracak kadar net idi. Başta Amerika’nın kurdurtulduğu, özellikle savaş suçlarını yargılayacak bir şaşaalı UCM vardı. Bu mahkeme kararıyla tutuklama kararı verildiydi. İşte: bu şahıs “Netanyahu” kürsüye çıkıyor ve konuşuyor. Tutuklanma kararı olmasına karşın yasal zeminde siyasal propaganda yapıyordu. Üstelik de ilgili eyaletin başkanı da tutuklanması gerektiğini açıklayıp yasal gücü olmadığı da anlaşılıyordu.
Şu gerçek çok yanlı paradoksla gerçekleşti. Herkesi ve dilediği suçsuz kişileri dahi yargılatan Amerika ve gölge müttefiki İsrail, dünyada birçok lideri yargılatırken, kendilerine dokunulmazlık kılındı. Adını da ilgili belgeyi imzalamayıp dışta bırakılmalarıdır. Ne güzel değil mi: siz kurdurtacaksınız, herkesi dilediğiniz gibi yargılatacaksınız ve sonuçta siz en kötü suçu işleyip soykırım yapınca da tanımadığınız için imzalamamış halinizle kapsamayacak… Ne güzel kapitalist emperyalist çağ değil mi…
Ekini tekrar gib gelecek: İsrail B.M. kürsüsünden suç kanıtını da göstere göstere sunup övülerek de itiraf yapması da utanmazlık kelimesi yanında çok hafif kalmaktadır. Ama şu fotoğraf da önemli: Netanyahu’yu alkışlayan ülkelerden birkaçı da Azerbaycan ve Kazakistan’dı. Hani canım, üç devlet bir millet hikâyesi var ya. Rumları hep İsrail ile işbirliği deniliş şekli aklımızda ya B.M. salonu bu resmi pratikle sınadı.
Son olarak kendi ülkesinde dahi seçim sonuçlarıyla alakalı parlamentoyu basma açıklaması yapıp gerçekleştirilme dönemi geçiren Amerika’nın başkanının da açık şekliyle dünyayı cehennem yapma kolay itirafına ne demeli? Diyecek olan şu: gerçekten B.M. son eylül başlangıç şovu paradoksal. Onca kürsü atışları ve etkisiz bir kurumsal uygulama ikilemi. Başka neyi mi söyleyeyim: kuklalı ve kendi yağmalama başkanı denilen Mahmut Abbas’a dahi Amerika’nın vize vermemesi de önemli. Kul olmak, işbirliklerle koltukta oturmak bazen yetmez. Filistin davasına verdiği zarar bir yana, işbirlikçi olsan da bazen bıçak sana da dokunur.
Bizim coğrafyamız da bir başka. Gelişmeler çok. Ama gündem yapmak seçkili. Baskıdan otomatik sansüre dek etkili silahlar var. Bir de psikolojikten kültürleşmeğe artık ilgisizlik de önemli kaçış davranışıdır. K. Kıbrıs’ın Türkiye gerçeği ile Ortadoğu gelişmelerindeki sömürgesel ilhaklaşma sürecinde kondurtulacak davranış kültürleşmesidir.
Onca Türkiyeleşme gerçeğimiz, koltukçuların ikidebir teşekkür yağdırması, ilişki ağı dolmuş seyahati şeklini aldığı günlerden geçiyoruz. Ama Türkiye’nin konuştuğu veya uluslararası yer bulan gelişmeleri, buradaki yerel basında dahi bulmak çok zor. Son asrın olayı derecesini dahi aşan fon skandalı nedense burada yer bulmadı. Bazı sorularla da buradan da paralarını kaptıranlar olasılığı benim kafamda artı. Hatta kesinleşti desem yanılmam. Ama kaptıranlar dahi ses çıkarmıyor. Sadece arada dolambaçlı ama acemice endişe soruları sorarak orada kalanlarla ancak ilk mesajı alıyorum.
Türkiye lideri Erdoğan’ın B.M. kürsüsünden gürleyişi burada teşekkürlerle alınıp bildirildi. Ama günlerdir konuşulan ve giderek merkezi etrafta daha da daralırken, nedense patlayan fon borsa balonu K. Kıbrıs’ta haber olmadı. Şimdiye kadar yirmi milyar dolar hesabı deniliyor. Vurguncuların daha da epey olduğu anlaşılırken, milyarlık uçakları, yatları ve yurt dışına çıkarılan milyarlardan bilgiler havada uçuşmaktadır. Hâlâ sürmektedir. Ama burada ses yok.
Daha da bize direkt ilgilenme durumunu yaratan: imzalanan Mekke anlaşması ve Yemen’de Ensarullah örgütünün durumu da burada yok noktasında. Oysa açıkça atılan imza ile kullanılan NATO’nun beşinci maddesi, Türkiye’nin de Suudilerin yanında savaşa girme olasılığı daha yüksek sesle seslendirilip tartışılmaktadır. Zaten konuya kaçışla ve aman dokunmayalımla bakmayan herkes, bunun İran’a karşı kurdurtulduğu ve direkt Amerikan gerçeği olduğunu bilir.
Tabii ki Türkiye’deki yargılamalar artık güncel akışın da ötesinde kabararak sürüyor. Hani Âşık İhsani’nin 12 Mart için yazdığı mektupta vardı ya: “evde, sokakta ne varsa tutuklayıp hapse atıyorlar” sözleri yeniden daha ağır şekliyle yaşanmaya devam edilmektedir.
Bizde seçim havası esip aday profilleri de şekillenirken, kontejan gibi örtüle de normalleştirilen adaylık şekillerine bir net uyarı yine Türkiye’den geldi: Ankara belediye başkanının istifası ve öncesi Erdoğan’la sarayda görüşmesi, çok mesaj veriyor. Neoliberal imaj propagandasının bir örneklemi olan Mansur şimdi önceki belediyelerdeki istifa veya karşı tarafa oy vererek teslimiyetler, herhalde partilerde tercih yapılırkenki dikkati de uyarması gerekirdi.
Üsküdar ve Adalar belediyelerindeki olanlar, Mansur’un durumu, bazı vekillerin transfer şekli hepsi burayı da yöneten Türkiye gerçeğinin içinde var. Bir şey öğrenmek gerekmez mi: dikkat etmek ve seçkilerde önemsemenin olması gerekirken, aman duymasın havasında konuşmama daha risksiz ve kolay haldedir.
Bize gelince: kendi yapımızla başkası kavuruyor. Seçim dönemine girdik. Tabii aman dikkat çok net şekilde çoktan verildi. Onun için birçok gelişmenin normal haberleşmesi dahi kestirildi. Artık koşullara göre koltuk alma dönemi. Rüşvetler, yalanlar gayet normal. Hem de överek de başarı kılmanın da hayati önemi var. Fakat geçenlerdeki Öğretmen sendika başkanının bu defa ilk okullarda fazla öğretmen alarak fazlalık olduğu bilgisi de verildi. Ama dikkat, geçici. Hatta sınavı geçip açılan kontenjan ihtiyacına uygunluk dahi geçiciliğe çevrilip seçim sopası haline sokuldu. Şimdiden başta UBP olmak üzere bazı kelelerin gideceği haberleri telefon akışında dahi oluştu. Muhalefet ise aman dokunma çizgisine dikkatli. Hele de Saray’dan da gereken balansı çoktan aldı.
Bir bakarsınız badadez soyma görevlisi veya balık avlama istihdamları. Kendisi yönetim koltukları çevresini doldururken, ötekini istihdam yapmakla suçluyor. Ama şu gelen konular birden kesildi. Sahte diplomalar bunun başında gelir. Bazı belgeler havada uçuşurken tıslar etrafta dron gibi dolaşıyor. Sahi: bir vekil ısrarla Jeti hatırlatacağını söylemişti. Jet kelimesi, Adapas olayı, akaryakıt ihale durumları neler var neler. Göbels yine mezarda ders kitabına yazacakları mutlaka olacaktır. Hele de ekonomistler şu örneği galiba artık yola koymalıdırlar. Teşviklerle ekonomi, dağıtılan ulufe biçimleri burada iyi bir sömürge tipi yandaş paylaşım şekli halindedir.
Tabii eğer ilgilenen kaldıysa, şu New York yoluna da bakar. Tahsin Bey onca gün ne yaptı? Ne kadar harçlık aldı. Lüks devletin muhteşem makamcıları da iyi iş görüyor. Hele de son anda atananların heyecanı bir başkadır. Kendilerini layık görmenin de zevkini yaşamaktadırlar. Hele de affedilme durumu heyecanı da bir başkadır.
Atama, istihdam, teşvik, af, bekleyiş heyecanı bizim seçim havasının rövançlı şarkılarıdır. Dilemeseniz de dinler gibi yapmak da iyi fırsatçı hale sizi sokar.
İşte size bir hafta özeti. Mutlaka birçok konu dokunulmadan geçildi. Ama değişmeyen gerçek, sistemin ta kendisidir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




