yaklaşımlarÇağla ElektrikçiPeter İlkesi ve Artı Değer - Çağla Elektrikçi

Peter İlkesi ve Artı Değer – Çağla Elektrikçi

Modern işyerlerinde kapitalizmin çelişkileri günlük hayatta en görünür hâlini alır. Yetersiz yöneticilerin başarısızlıklarına rağmen ödüllendirilmesi, Laurence J. Peter’ın ortaya koyduğu Peter İlkesi ile açıklanır: Bireyler yetkinliklerinin sınırına kadar terfi ettirilir, bu noktada etkisizleşir ama otoritelerini korurlar. Bu durum, işçi sınıfı bilincinin doğuşuna zemin hazırlar. İşçiler, sorunların bireysel değil, sistemik olduğunu fark eder. Marx’ın artı değer kavramı burada merkezi bir rol oynar: İşçilerin yarattığı değer ile aldıkları ücret arasındaki fark, kâr ve statünün temelidir.
Yetersiz yöneticiler, verimsizliklerine rağmen bu sömürüden beslenir. Temettüler ise bu artı değerin hissedarlara dağıtılmış hâlidir. Böylece sistem, verimliliğe değil, sömürüye dayanır.
İşçiler için bu dinamiğin sonucu yabancılaşma ve tükenmişliktir. Yabancılaşma, işçilerin yarattıkları değerden kopması ve bu değerin başkaları tarafından sahiplenilmesi ile ortaya çıkar. Tükenmişlik ise değersizleştirilmenin ve kötü yönetimin psikolojik yüküyle gelir.
Ancak bilinç, bu farkındalığı kolektif eyleme dönüştürür. Sendikalaşma, kâr paylaşımı ve kooperatif yönetim modelleri, artı değeri geri kazanmayı ve yetersizliğin yapısal olarak ödüllendirilmesini engellemeyi amaçlar.

Sosyal Demokrasinin Çıkmazı

Sosyal demokrasi çoğu zaman işçi sınıfının taleplerini erteleyen, belirsiz vaatlerle süslenmiş bir politik çizgiye sahiptir. Bu yaklaşım, işçilerin otonomisini bozar ve elitizmi besler. Marx’ın sözleriyle: “İşçi sınıfı zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur.” Gramsci’nin uyarısı yankılanır: “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için mücadele ediyor.” Ancak bu doğum gecikir; herkes yalnızlaştırılır, emeğin sesi bastırılır.

Gerçek Şiddet ve Kırılganlık

Şiddet yalnızca fiziksel değildir. Foucault’nun iktidar analizinde gördüğümüz gibi, görünmez ağlar içinde işler. İnsanları maddi güçsüzlükle ve yalnızlıkla baş başa bırakmak, en derin şiddet biçimidir. Judith Butler’ın kırılganlık üzerine düşünceleri burada önemlidir: “Kırılganlık, yalnızca bir zayıflık değil, aynı zamanda ortak bir yaşamın imkânıdır.” Neoliberal düzen bu kırılganlığı dayanışmaya değil, yalnızlığa dönüştürür. İşçi, kırılganlığında yalnız bırakılır.

Grevlerin Radikal Anlamı

Grev, bu umutsuzluğun içinden doğan bir öfke şiiridir. Grev:
● Öfkeyi kolektif güce dönüştürür.
● Emeğin değerini yeniden tanımlar.
● Devletin ve sermayenin belirsiz politikalarını ifşa eder.

Arundhati Roy’un sözleri bu noktada yankılanır: “Bir başka dünya sadece mümkün değil, oluşuyor. Sessizce, bir kadının nefesi gibi.” Grev, bu nefesi görünür kılar.

Belki Umuda Doğru

Başlangıçta umutsuz bir çığlık olan grev, sonunda bir umut manifestosuna dönüşür. Butler’ın kırılganlık vurgusu dayanışmanın imkânına dönüşür; Roy’un nefesi yeni bir dünyanın doğuşunu müjdeler. Marx’ın sözleri yeniden yankılanır: “İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır.” Grev alanında yalnızlık dayanışmaya, güçsüzlük kolektif güce, umutsuzluk umuda dönüşür.

Peter İlkesi, artı değer ve temettü kavramları kapitalist örgütlenmenin yetersizliği ödüllendirirken emeği sömürdüğünü gösterir. Sosyal demokrasinin belirsizliği bu sömürüyü gizler, ancak grevler gerçeği açığa çıkarır.

Kapitalizmin çelişkileri, kurumsallaşmış yetersizlik ve grevlerin radikal anlamı üzerine yapılan tartışmalar, iki farklı sonuç doğurur. Birincisi, sistemin kendi iç mantığına dair karanlık bir teşhis: Peter İlkesi, artı değer ve temettü kavramları, kapitalist örgütlenmenin verimsizliği ödüllendirirken emeği sömürdüğünü gösterir. Bu sonuç, işçilerin yabancılaşmasını ve tükenmişliğini kaçınılmaz kılar. Sosyal demokrasinin belirsizliği ise bu sömürüyü gizler, işçiyi yalnızlaştırır ve kırılganlığını dayanışmaya değil, yalnızlığa dönüştürür.

Ancak bu karanlık teşhisin yanında bir başka sonuç daha vardır: kolektif bilincin ve dayanışmanın doğuşu. Judith Butler’ın kırılganlık üzerine düşünceleri, ortak yaşamın imkânını hatırlatır. Arundhati Roy ise yeni bir dünyanın her koşulda sessizce doğmakta olduğunu müjdeler. Grevler, bu doğuşun en somut ifadesidir. Başlangıçta umutsuz bir çığlık olan grev, sonunda bir umut manifestosuna dönüşür. İşçiler, bilinci kolektif eyleme dönüştürerek değeri geri kazanır ve işyerini yeniden şekillendirir.

Bir yanda yetersizliği ödüllendiren ve emeği sömüren sistem; diğer yanda dayanışma ve kolektif bilincin doğurduğu yeni bir dünya. İşçiler için mesele yalnızca dayanmak değil, direnmek; yalnızca umutsuzluğu görmek değil, umudu da inşa etmektir. İşçi, her sermayeden bağımsız var olandır ve tek dayanağı kamunun eşitlikçi olması umududur.

Ne kadar kazandığınız, dayandıklarınızla ölçülür. Tek kalan sağlığımız, aşımızdır…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Çağla Elektrikçi yazdı: Persepolis’i Bugün Okumak: Siyah-Beyaz Stil, Direniş ve Hafıza

Marjane Satrapi'nin Persepolis adlı eseri, çarpıcı siyah-beyaz görselliğiyle hemen...

Ekonominin Kör Noktaları — Çağla Elektrikçi

Görünmez emek, yalnızca ev içi bir mesele değil; aynı...

Ekoloji ve İnsan Hakları Aynı Hikâyenin İki Yüzüdür — Çağla Elektrikçi

Karın kutsallaştırıldığı, doğanın ve insanın ise çoğu zaman "maliyet...

Özne, Demokrasi ve MENA Bölgesinde Tarihsel Mücadele – Çağla Elektrikçi

Baf’ta 105 yaşındaki bir kadının oy kullanması, yalnızca bir...

Kıbrıs’ta Bölünmüşlük ve Dayanışma Arasında 1 Mayıs – Çağla Elektrikçi

1 Mayıs, yalnızca takvimde bir gün değil; işçi sınıfının...
4,501BeğenenlerBeğen
1,573TakipçilerTakip Et
3,954TakipçilerTakip Et
856AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Etiyopya seçimleriyle ülke gerçeği

Bazen güncel haberle kalınınca, hem anlık yetinme hem de...

Çağla Elektrikçi yazdı: Persepolis’i Bugün Okumak: Siyah-Beyaz Stil, Direniş ve Hafıza

Marjane Satrapi'nin Persepolis adlı eseri, çarpıcı siyah-beyaz görselliğiyle hemen...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Türk Yerleşimci Kolonyalizmi Bağlamında AKP Temsilciliyi ve Selimiye Meydanı

Lefgoşa’da Selimiye Meydanı olarak bilinen Lefgoşa’nın eñ önemli meydanı,...

Niyazi Kızılyürek yazdı: 1958’in “Kara Haziran’ı” (I) provokasyon ve şiddet

1958 Haziranı’nın yakın Kıbrıs tarihinde apayrı bir yeri vardır;...

Gözde Bedeloğlu yazdı: Medeni Kanun’un parça parça tasfiyesi

Eşitlik İçin Kadın Platformu’nun (EŞİK) uzun süredir dikkat çektiği ‘Medeni Kanun’un...

Özgür Gürbüz yazdı: Rüzgâr, güneş artıyor ama emisyonlar düşmüyor

Enerji Bakanlığı bir süredir Türkiye’nin yenilenebilir enerji santrallarının kurulu gücünün...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Suçları göç etmek

ABD’de göçmenlere kapsamlı yönelik saldırı sürüyor. Doğrudan ABD başkanına...

Kavel Alpaslan yazdı: Maç sonu yeşeren dünya: İşçilerin Dünya Kupası

İtalya’nın başkenti Roma’daki Flaminio Stadyumunun yerinde bir zamanlar ‘Ulusal...

Canlı yayın