yaklaşımlarÇağla ElektrikçiÇağla Elektrikçi yazdı: Ucu ucuna yaşamak

Çağla Elektrikçi yazdı: Ucu ucuna yaşamak

COVID-19, yalnızca bir sağlık krizi değil; ekolojik, sosyolojik ve politik bir kırılmaydı. Zoonotik hastalıkların artışı, doğayla kurduğumuz sömürü ilişkisini gözler önüne sererken; savaşlar, eşitsizlikler ve insan hakları ihlalleri bu kırılganlığı daha da derinleştirdi.

Araştırmalar, bulaşıcı hastalıkların yüzde 60’ının ve yeni ortaya çıkanların yüzde 75’inin zoonotik olduğunu göstermektedir. Bu durum, ormansızlaşma, endüstriyel tarım ve yaban hayatının sömürülmesi gibi ekolojik yaraların doğrudan sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Pandemi, doğa ile toplum arasındaki bağın kopuşunun bir göstergesidir.

Savaşlar yalnızca toplumsal düzeni değil, ekosistemleri de yok etmektedir. Ukrayna ve Gazze gibi çatışma bölgelerinde milyonlarca ton CO₂ salınımı gerçekleşmiş, ormanlar ve nehirler tahrip edilmiştir. Askerî faaliyetlerin küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 5,5’ini oluşturduğu bilinmektedir. Politik açıdan bakıldığında, savaşlar çoğunlukla su, enerji ve toprak gibi ekolojik kaynakların kontrolü üzerinden yürütülmektedir. Bu nedenle savaş, hem ekolojik hem de politik bir şiddet biçimidir.

Pandemi, eşitsizlikleri daha da görünür kılmıştır. Çevresel adalet araştırmaları, düşük gelirli ve azınlık grupların toksik tesislere, kirli havaya ve güvensiz suya daha fazla maruz kaldığını ortaya koymaktadır. Bu durum yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda sosyolojik bir sorundur: sınıfsal ve kültürel eşitsizlikler, kimin temiz hava soluyacağını belirlemektedir. Ekoloji burada toplumsal adaletin aynasıdır.

Ekolojik mücadele, politik bir mücadeledir. Dünya genelinde her hafta en az üç çevre savunucusunun öldürüldüğü rapor edilmektedir. Yerli halklar ve taban hareketleri, çıkarcı endüstrilere karşı doğayı savunmakta; ancak baskı ve şiddetle susturulmaktadır. Sosyolojik açıdan bu direnişler toplumsal hareketlerin en canlı örnekleridir; politik açıdan ise ekolojik kaynakların kontrolü üzerine kurulu iktidar ilişkilerine meydan okumadır.

Umudu yeniden kurmak için ekolojiye politik ve sosyolojik bir boyut eklemek gerekir: Yeniden doğallaştırma yalnızca doğayı değil, toplumsal bağları da onarır. Kolektif koruma, özelleştirme yerine toplulukların kendi yaşam alanlarını yönetmesini sağlar. Dayanışma ekonomileri, bakım emeğini ve toplumsal dayanıklılığı merkeze alır.

Sosyolojik olarak bu, toplumların yeniden örgütlenmesi demektir. Politik olarak ise ekolojiyi ve biyoçeşitliliği merkeze alan bir demokrasi anlayışına geçiştir.

Pandemi, ekolojik çöküşün toplumsal ve politik sonuçlarını görünür kılmıştır. Savaşlar, eşitsizlikler ve insan hakları ihlalleri bu kırılganlığı derinleştirmiştir. Ancak ekoloji, sosyolojik dayanışma ve politik dönüşümle birleştiğinde insanlığa yeniden umut verebilir. Ekolojiyi savunmak, insan onurunu ve toplumsal adaleti savunmaktır.

Pandemi sonrası alınan önlemler, karantinalar, sağlık yatırımları, küresel dayanışma çağrıları, ekolojik kökenli bir krizin yalnızca yüzeyini kapatabildi. Zoonotik hastalıklar, doğa ile insan arasındaki kırılgan bağın kopuşunu gösterdi. Ancak bu bağ onarılmadığı için önlemler yalnızca geçici bir nefes alma imkânı sundu.

Toplumlar pandemide büyük fedakârlıklar yaptı: izolasyon, ekonomik kayıplar, sosyal bağların kopması gibi. Buna rağmen eşitsizlikler derinleşti. Çevresel adalet perspektifiyle bakıldığında, düşük gelirli gruplar hâlâ kirli hava soluyor, güvensiz suya erişiyor ve en kırılgan koşullarda yaşıyor. Eşitsiz dağılım, toplumsal hayal kırıklığını daha da besledi.

Pandemi sonrası politik sistemler, ekolojik ve toplumsal dönüşüm için radikal adımlar atmak yerine statükoyu korudu. Savaşların ekolojik etkisi devam etti; enerji, su ve toprak gibi kaynaklar uğruna çatışmalar sürdü. Politik düzeyde alınan önlemler, insanlara yalnızca “ucu ucuna yaşamak” imkânı sundu; kalıcı bir dönüşüm yaratmadı.

Bunca önlem ve fedakârlık, insanlığa yalnızca kırılgan bir yaşam sundu. Bu durum, kolektif çabanın boşa gitmiş gibi görünmesine yol açıyor. Hayal kırıklığı buradan doğuyor: İnsanlık, pandemiden sonra daha adil, daha ekolojik ve daha dayanışmacı bir düzen kurmak yerine aynı krizlerin içinde sürüklenmeye devam ediyor.

Pandemi sonrası dönemde alınan önlemler, insanlığa yalnızca “hayatta kalma” imkânı sundu; “yaşamanın anlamını” yeniden kuramadı.

Ekolojik bağlantıların restore edilmemesi durumunda yeni krizlerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Sosyolojik eşitsizlikler giderilmediği sürece yapılan fedakârlıklar adil olmayan bir nitelik taşımaya devam edecektir. Politik dönüşümün sağlanamaması hâlinde alınan önlemler yalnızca geçici çözümler olarak kalacaktır.

İnsanlık, hâlâ ucu ucuna yaşamak için mi mücadele etti? Eğer öyleyse, bu hayal kırıklığı radikal bir dönüşüm çağrısına dönüşmelidir.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Çağla Elektrikçi yazdı: Güvensiz Yolculuklar, Kolektif Yas

Girne feribotunun alabora olması, can kayıpları ve parçalanan ailelerle...

Çağla Elektrikçi yazdı: İlhan Erbil’in vefatı, Kıbrıs’ın sessizliğinde yankılanan bir boşluk gibi

İlhan Erbil'in vefatı, Kıbrıs'ın sessizliğinde yankılanan bir boşluk gibi....

Çağla Elektrikçi yazdı: Kırsal sessizlik bir atmosfer değil, politik bir tercihtir

My Way Home, İngiltere'nin siyasal-ekonomik dönüşümünün kritik bir eşiğinde...

Çağla Elektrikçi yazdı: İnsanları sınıfın ötesinde değerlemek, siyasal ve etik bir projedir

Modern toplumlar hâlâ ekonomik statü ve sosyal prestijle iç...

Çağla Elektrikçi yazdı: Sevgül Uludağ’ın ardından: Ölüm sosyolojisi ve kolektif hafıza

Sevgül Uludağ'ın ölümü ve cenazesi, Kıbrıs toplumunda yalnızca bireysel...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,905TakipçilerTakip Et
959AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Bu ne biçim dünya hale geldi

Ufak bir normal ilgiyle başlamak, yeterli gelecek. Nasıl bir...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: “Gipriz Cumhuriyeti’ndeki Haglarımız” Söylemi Üzerine

Gıprızlıca gonuşan Gıprızlıların genelde üş tip vatandaşlıgları vardır. Bunnardan...

Neşe Yaşın yazdı: Yaslı Deniz Manzarası

1964-1967 yılları arasında Lefkoşa enklavında büyümekte olan bir çocukken...

Fehim Taştekin yazdı: Yalınayak kamalılar, biçare ağalar

İran’ın müttefiki Ensarullah hareketinin liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri karşı...

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Vijay Prashad yazdı: Göçmen karşıtlığının arkasındaki ekonomik gerçekler ne?

Bugün dünyanın neresine gidersek gidelim, Küresel Kuzey'den Küresel Güney'e,...

Aras Coşkuntuncel yazdı: Neoliberalizm, 11 Eylül ve faşizm

25 yıl önce uçaklar ikiz kulelere çarpınca hemen anlaşılan...

Canlı yayın