Acayip olup da normal halime gelen bir durumdayım. Yine gece yarısından sonra uykum kaçtı. Bu durum özellikle geçen yıl sırat köprüsünden üç defa döndükten sonra sıklaştı. Parça parça uyuma sürecim başladı. Çabalarıma karşın engelleyememe durumum var. Artık normalleşince de normal olmadığını bilsem de normalleştirdim.
Yine böyle bir gece yaşıyorum. Doğrusu, hep yaşadığımı söylesem yalan olmaz. Uykum aralanıp uyumayınca, hele sessizlik de etrafta kol geziyorsa, bu ortam bana okuma ve yazma davranışını da geliştirdi. Böylesi bir gece yaşıyorum. Sabahı ise biraz endişeli olduğum konuda başıma gelecekler de biraz ürküntü getirmektedir.
Tam da gelişmeleri okurken kafama bir kavramla birlikte sorular gelişti. Bunu takıntı hâle dek getirdim. Parmaklarım hemen hızla ordan oraya olan harflere basarak resmen bir makaleye doğru gelişmeleri sıraladı. Huyum kurusun: Öyle bir yaratma ve birleştirme hızım var ki aklıma getirdiğim konuda önceden aklıma gelmeyen birçok bilgi sıralanıp akan suyun hızlanan sert dalgası gibi gelişir.
Takıntı hâline getirdiğim konu başlıktaki ifadeyle yerini aldı. Bakalım nehir nerelere doğru akacak?
İnsanlar normal olarak yaşadıkları olaylarda da kendine göre yorumlarıyla gerçeklere yaklaşır. Kimisi karşılaştıkları veya sorulan konuya göre kendi yanıtını verir; bu tartışılmaz, en normalidir. Yeterli bilgisinin olup olmaması veya etkilenme dereceleri de elbette olacaktır. Kendi duruşuna göre de yorum yapacaktır. O zaman sorun yok; karşısındaki duranın samimiyeti geçerlidir. Ancak gerçeklerle konuşurken tehlikeli tutum şudur: Karşınızdakinin iki yüzlü olma gerçeği. Genelde insana göre, tutumlara yönelik tercihi olanlar da var; en tehlikeli davranış hâlidir. Durumu ayıklamaya yönelik veya yakın olma tutumları, karşınızdakini anlamada oldukça tehlikeli olgular yaratır. Hele de bu iki yüzlülük tutumu devamında sizin söylediklerinizi alıp başkasına taşırsa epey sıkıntı yaratır. Hem sizi kandırıp yanlış duruma taşır hem de başkasına taşıyıp ona koz yaptırır. En basit ifadeyle güvenirlik sınırını geriye taşır. Ama doğrudan yansıtma ile kişiye göre duruş, tehlikeli iki davranış biçimidir.
Bunlarla fazla oyalanmadan başka bir gerçeğe geçelim: Herhangi bir durumda veya genelinde giderek sayısı artan insan “tarafsızım” der. Aslında düşünmeden alıştırılan algıyla bu da aynen kabul edilir. Ancak o çizilen lafla sınır aslında çoğu zaman bir kaçış olduğunu da unuturuz. Tarafsız olmak ile gerçeklerden kaçma, çoğu zaman özellikle korkan veya çıkara göre davrananlar tarafından da kullanılır. Bunu güncel medyadan örnekleyelim: Çoğu otoriter veya öz sansürlü medya yorumcuları bazı konulara ya hiç el atmaz ya da “biz bu konuda tarafsızız” der. Çoğu da buna denli algıyla tutsaklaşır ki hemen takdir edip över.
Oysa günümüzde artık tarafsızlık, salt basit tutum ve bilerek konuda yansız olmanın ifadesidir. Hâlbuki geliştirirsek, kısa bir inceleme yaparsak, o basitçe yeterli bilgi olmama veya gelişmede resmen kendini ilgilendirmeme sonucu “gerçekten samimi olanlar için geçerlidir”; o zaman tarafsız denilir. Ama özellikle siyasal iklim nedeniyle oluşturulan kültürleşme yapılanmasıyla tarafsızlık kelimesi başka siyasal anlayışlar tarafından da sahiplenildi.
Kimisi olayla ilgili korktuğu ve onu söyleyemediği için tarafsız olduğunu belirtir. Kimisi gerçeklerden kaçmak için lafı kondurur. İhtiyacı var; taraf olmanın ötesine dek gidilir. İlgili gerçeği söylediği zaman kendine tehlike geleceği ve kaybedeceği dürtüsü vardır. Sanırım en basitiyle, bizim genel medyamızın birkaçı dışında Türkiye gerçeklerini dahi haber yapmaktan kaçınması en basit örnektir.
Tarafsızlık kimisi için de bir sığınaktır. Herhangi bir durumda görüş belirtmemek için en kolay fırsattır. “Tarafsızım” diyerek gerçeklerden kaçmanın da silahı hâlindedir. Onca durum varken kendisi yorum yapmamak adına, kendi görüşünün çizgisini belirtme aşkıyla ifadeye sarılır. “Biz taraf değiliz” der. Hatta tarafsızlığı övüp kullanan, reklamıyla da yücelten nice kesim aslında tarafsız değil, resmen taraf olup ötekini söylememe sığınağına çekilir. Karşısında kocaman bir olay varken, görüşler net olurken, kendisi söylememek adına öz sansürle “biz tarafsızız” der.
Elbette teslimiyet veya çıkar korkusu giderek kendini övgüyle de tamamlar: “Biz tarafsız kalarak en iyi medya hâlindeyiz” reklamını da yaparlar. Oysa öyle gelişmeler olur ki söylememek, konuşmamak, adeta varolanı desteklemekten başka bir şey değildir. O zaman en kolay yalan, tarafsızlık zırhıyla örtülür. Çünkü konuşturmayarak adeta gerçeğin bilinmesi de engellenir. Gerçeği engelleyince de açıkça tarafın ta kendisi gerçekleştirilmiş olunur.
Bunları Kuzey Kıbrıs’ta hep yaşadık. Yaşamaya da daha hızla devam deniliyor. Hâlbuki daha basit bir duruş vardır: Gerçeklerden yana olmak. “Biz gerçekleri bilgilendirme adına uyguluyoruz” denebilir. Oysa tarafsızlık kültürleşmesiyle birçok gerçek daha baştan reddedilmiş olunur. İstenilen tarafsız duruş aslında varolanın yeniden kolayca üretilmesidir. Bu yüzden “bilmiyorsam, ben bu konuda yetersizim” demeyi yeğlerim. Oysa gerçekler varken “ben tarafsızım” demek, aslında en baştan işime gelene daraltılmış olmaktır. Onun için gece yarısı bana bu takıntı geldi: Övülerek söylenen “biz tarafsızız” medyasının aslında birçok gerçeği, hem de temel koşulları reddetmenin silahı olarak kullanıldığı nice gerçekler vardır.
Kısaca: Ben tarafsızım, ancak tarafsız kaldığım durumlarda bunu kullanırım. Ama gerçekler varken onları reddederek oluşacak tarafsızlık beni de inkâr eder. Sömürgeciliği, ilhaklaşmayı, öte yönüyle Türkiye’den gelişen genel emperyalist sistemi reddederek konuşturulan Kuzey Kıbrıs gerçeğinden tarafsızlaşıp zırh yaratırsak, reddetmenin de sonucu olarak genele ulaşılamaz.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



