NATO zirvesi sonlandı. Bol şov, abartıdan abartıya imajlar ve savrulan demeçlerle adeta bir algı operasyonu sahnesi gibi oynandı. Sonuçlar malum. Trump şovunu yaptı. Dilediğine sövgü, kimine de övgü sıraladı. Sıralarken dahi çelişkiler aldı başını gidiyordu. Fakat söyleyen kadar, dinleyip de istediğini alma tutumu da resmin rengini tamamlıyordu. Ama nedense emperyalist gerçekliğe hiç değinilme ihtiyacı dahi duyulmadı. Bol silahlanma ve pazar aşkı adeta sel olup aktı. Sahte imajlarla gösteriş tüm gerçekleri örterken, Ankara’ya da hapishane hayatı ile baskı sopası yaşatıyordu. Trump, kendi söyledikleriyle dahi çelişirken, kimse ona bunu dahi sormadı. Ama bir yanda yaklaştık derken, İran’a yine saldırı düzenlenmesi veya hem de NATO liderlerinden bazılarına ateş püsküren saldırı yapması dahi çelişki lafını duyurtamadı. Çünkü “evet efendimcilik” ile pastadan pay kapma temel hedefti.
Elbet Trump’ın NATO liderlerine de gönderme yapması gerekiyordu. Birisi siyasal duruşu nedeniyle Başbakan Sánchez olurken, kadın duruş özellikleriyle de İtalya Başbakanı Meloni ile de karşılaşma merakları oldukça fazlaydı. Yine de Sánchez hedeften çıkmadı. Hep NATO birliği ve savunma derken daha fazla saldırganlık üretilirken, o birlikteki resmin bir lideri hep sırıtıyordu. Yine de adet yerini bulsun, gazeteciler bu konuyu sorgulamaktan kaçtılar.
Son dönemlerde hem de batı bloku içinde İspanya’nın aldığı kararlar veya yapılan saldırılarla gündeme gelip gidiyor. Üstelik İspanya’nın bazı tutumları kimine göre öteki dünya resminin de mesajı gibi algılanıyordu. Amerikan hem de temel bazı planlarında eleştirisel demeç vermesi dahi Sánchez’i öne çıkardı. Aldığı bazı tutumlarla da sistemsel sorgu yapanlara bir mesaj gibi örnekleşti. O zaman da tekelci sermayenin son dönem politika seçkisi olan Trump da Sánchez’e veriştirip durdu. NATO zirvesinde de aynı tepkiyi gösterdi.
Eleştirisel bakışı ve onca çılgınlaşan kâr dürtülerine karşı duruşla çıkan Sánchez’i arada ele almak da önemlidir. Üstelik tam Türkiye’de yargı operasyonlarını izlerken, İspanya’daki Sánchez yanlılarına karşı oluşan yargısal hareket de konunun daha bir gelişmesini de tetikledi. NATO’da ortaklık ve karşıta saldırı planları pişirilirken dahi Sánchez’in Trump’tan saldırıları almaya devam etmesi tesadüf değildir.
Konuyu daha kolay anlama adına İspanya’nın bazı yakın tarih birikiminden ufak bilgilerle devam edelim:
İspanya yakın tarihte önemli bir noktada rol aldı. 1936 yılındaki iç savaş tarihsel önemdeydi. Savaşın devamında ikinci paylaşım savaşının olup olmayacağına dek etkisi vardı. Nitekim iç savaşı faşist Franco’nun kazanması, Alman-İtalyan faşist blokunun devamında saldırganlaşarak ikinci paylaşım savaşının çıkmasına da yol açtı. Onun için İspanya’daki faşist ve cumhuriyetçi sol arasındaki iç savaş, adeta dünya ayrışmasının da yansımasıydı.
Yetmişlerde yine İspanya önemli bir örneklem oluyordu. Yetmişler ortasında artık dünyada neoliberal yapılanmaya geçilmeye başlandı. O zamanki adıyla AET, şimdiki gelişmiş hâli AB, Avrupa’nın dört ülkesine neoliberal geçişle üyelik önerisi yapar. Bu dört ülkeden birisi İspanya, ötekisi de Türkiye idi. Türkiye önerilen üyeliği iki defa Demirel ve Ecevit tarafından ret edildi. Peşinden 12 Eylül darbesi gelip yine neoliberalleşmeye geçildi.
İspanya’ya iki öneri vardı. Hem Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üye olup neoliberalleşmeyi daha sancılı yaşaması, hem de NATO’ya etkin katılımla batıyla tamamen bütünleşmesi talep edildi. İspanya’daki o zamanki sosyalist yönetim AET üyeliğini belirli tartışmalarla kabul ediyordu. NATO’ya ise karşıydı. Fakat, seksen başında peş peşe İspanya ordusu darbe girişimleriyle işaretleri çaktı. Bunun tehlikelerini yaşayan, Franco geçmişinin de izleri olması sonucu, İspanya yönetimi biraz da zorunluluktan NATO’ya katıldı.
Doksanların başında çözülen Sovyetler bloğu ile dağılan iki kutuplu dünya sonrası sistemde bazı ayarlamalar ve çözülmeler oldu. Derin devlet veya Gladiolar açığa çıkarıldı. İlk Gladio tipi örgütleri sorgulayan İspanya oldu. Yargılayıp eski bazı bakanları dahi hapse yolladı. Ne yazık ki sosyalist partiden de İspanya’daki adıyla GAL üyesi olup karanlık işlere katılındığı da yargı kararıyla cezalandırıldı.
İspanya böylesi zengin ve çeşitliliklerle dolu bir yakın tarih yaşadı. Yansımaları da hep oldu. Hem sağ hem de sol bloklaşmalar yanında daha alt düzeyde Katalonya ve Bask gibi eyalet federal siyasal eksenler de oluştu. İki bin dokuzda iyice gerilen finans kapital krizi İspanya’yı da vurdu. Almanya ve Fransa bunu Güney Avrupa pazarını ele geçirme hamleleriyle kullandılar. Yunanistan ve Kıbrıs bunun en net kanıtları. İspanya ise yaşanan, özellikle Yunanistan örneğinden sonraki uygulamaların AB merkezli değil kendisinin uygulama kararıyla bedel ödese de kendi direnç eksenini de gösterdi.
Söz konusu İspanya şimdi de son gelişmelerle gündem. Öyle bir gündem ki Filistin katliamına nadir karşı çıkan Avrupa ülkesi oldu. İsrail’e karşı tutumlar aldı. Hatta Eurovision gibi şarkı yarışmasından çıkarılmasını istedi. Filistin’e yönelik eylemleri de destekledi.
Amerika’nın savunma yükünün %5’e çıkarılmasına uymayacağını net şekilde açıklayan yine NATO ve Avrupa ülkesidir. Trump’ı çok kızdırdı. Amerika’nın İran’a karşı saldırganlığını da sorguladı. Katılmayacağını net şekilde bildirdi.
Sıraladığımız bu birkaç olay dahi sistem içi muhalefet olma şimşekleri üstüne çekmeyi başardı. Amerikan başkanı Trump açıkça Sánchez’e demediğini bırakmadı.
Tam da bunlar olurken, Türkiye’de başta İstanbul Belediyesi davalarında inanılmaz şeyler normal halde yaşanırken, İspanya’da bir mahkeme Sánchez’in çevresindeki kişileri yolsuzlukla suçlamaya başladı. İstifası istendi. Elbet dünya küçüldü. Türkiye benzeri yaşananlar genelde sistemin darbe yerine yargı darbeleriyle siyasal rejim düzenleme yapma siyasal seçkisi sonucu, İspanya’daki yargının tutumu da kuşkularla karşılandı. Hele de yükselen Sánchez eleştiri saldırılarının da artırıldığı dönemde.
Şimdi anladınız mı: Ankara’daki NATO toplantısında dahi neden Trump’ın Sánchez’e saldırdığını.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



