Dünkü yazımda Azerbaycan-Türkiye sorunu üzerine birkaç söz yazdım. Sabahleyin BRT olmak üzere yerel medyayı izledim. Oldukça Türk Devletleri Konseyi adıyla epey reklamlı yayın yapıldı. Devamında, ikindi bilgisayarda birçok makale okudum. Hem K. Kıbrıs, hem Türkiye hem de uluslararası kesimli yazılardı. Akşam da TC ağırlıklı muhalif kanallardaki yorumları da duydum. Ansızın: Dünkü makalem ekrana düşer. Onu okudum. Okuyucuma da biraz daha yardımcı olma amacıyla, son değil, bırakılan yerden konuya devam etmemin iyi olacağına inandım. Üstelik bir noktayı da eklemeden olmaz: K. Kıbrıs’ta yaşıyorum. Türkiye ile buranın da ilişkileri var. Deneyim de farklılıkları çıkarması kolaydır. Hani bazen değinirim ya: “Bazı konularda K. Kıbrıs’ta olmanın penceresinden bakınca, farklılıklar veya yeni olgular da düşüncede oluşur”..
Bu nedenle konuya kaldığım yerden devam ediyorum.
Konuyu daha iyi anlamak adına bazı noktaları da eklemek şart. Konuştuğumuz dönem kapitalist çağdır. İlişkilerin kurulması, devletler ilişkileri buna göre de yorumlanması önemlidir. Ek olarak kapitalizm dedik ya, bazen yetersiz kalır. Emperyalist çağda olduğumuz, sömürge-sömürülen şekillerden devletlerin demokratik-otoriter olmalarına dek farklı örgütlenme koşulları var. İlişkilerde bunlar da etkin olur. Hatta konuşulanlar buna göre de sınırlanıp genişletilir.
Daha bir daralmayla devam edersek: Olay Orta Doğu ve Kafkaslar çizgisinde iki ülke arasında oluyor. Aynı zamanda sistemin Orta Doğu projesi ile buradan sıçrayıp Kafkaslara geçme süreci içindeyiz. Başka önemli siyaset ise Barak tarafından açıklandı: Artık Amerika Orta Doğu’dan gücünü çekip Pasifik’e doğru kaydırırken, bölge ülkelerine de alanlar açılıyor. Bir şartla, sisteme bağımlılık devam edilecek sınırı da aşmama sonucu olacak.
Barak aynı zamanda Orta Doğu’da demokratik rejimlerin tutmadığını açıklar. Monarşileri ve otoriter merkezi güç siyasal çıkarsamayı yapar. Kullandıkları dâhil devlet dışı örgütlerin de tasfiyesini önerir. Nitekim Suriye ve Irak’ta ilk hamleler yapıldı. Tabii hâlen Orta Doğu projesinin İran halkası tamamlanmadı. Onun için bölgesel savaş sıcak hâlde altına odun beklemektedir.
Daha da daraltırsak, konumuz Türkiye-Azerbaycan ekseninde. Ama bizimkiler yeni bir damıtmayla bunu hamasi havada “üç devlet bir millet”le açıklıyor. Bu da K. Kıbrıs resmî ideolojik tutumun bir sonucu.
Tüm bunları elbet Türkiye-Azerbaycan eksenine koyup, son gelişme ile de açıklayacağız.
Dünkü yazımın tekrarını yapmayacağım. Sadece şu görüntü dahi onca hamasi havanın “kardaşlık” uçuşmasının ne denli doğru olduğunu anlatmada yetiyor. Ankara’da yapılan zirvede konuyla alakalı başkanlardan Aliyev ve Türkmenistan’ın başkanı yoktu. Hadi Türkmenistan Türkmen Bey’in geneldeki katılmamasını normal karşılayalım. Ama Azerbaycan devlet başkanının olmaması ve Azerbaycan’dan gelen resmî yayın bilgileri bir eksiklik olduğunu açıklar. Zaten konu son Azerbaycan kıyafet açıklamasıyla olduğu da su götürmezdir. Dahası, Türkiye devletinin geneldeki birçok ilişkide ağabey veya babalık imajlı açılımları hep sorun yarattığı da kesin. Ancak sonuçta da gideriliyor. Özellikle tek adam dönemine geçilmesi, siyasal İslam çizgisinde tavır konulması, çelişkilerle uçuşan karışık politik tutumlar da hep oluştu. Herhalde Mısır’la Sisi ilişkilerini unutmadınız. Hele de iç politikada dahi kullanımlar hep oldu. Sisi’nin gün gelip İstanbul belediye seçimlerinde, sokaklarda “Ya Sisi ya da Binali” ikilemi kulaklarda hâlâ yeri olması önemlidir.
Gerçi, Azerbaycan’la açık açık olmadı. İkili ilişkilerde giderilme durumu oldu. Özellikle ortak ekonomik çıkarlar, bunların daha da derinleşmesine hep engel oldu. Azerbaycan’a darbe girişimleri buna dâhildir. Son türban krizinde ise durum ekonomik alana sıçramayacağı da kesin. Ancak şunu basitçe yeniden hatırlatmak gerekir: Azerbaycan bölge koşullarında dikkatli bir politika dengesinde oynuyor. İsrail, Rusya, İngiltere, Amerika ve Çin ile dengeli ilişkiler kurar. Bunu ekonomiden politikaya da yansıtmaya uğraşır. Onun için de Karabağ konusunda kendince başarı da kazandı. Bu yüzden Türkiye’deki çelişkili tutumlar Azerbaycan politikasında net görülmez. Hatta türban konusunda İran’dan tepki beklerken, Türkiye’den gelmesi de şaşırtıcıdır.
Türkiye’nin politikasının ise bizatihi buradaki uygulamalarıyla da biz alışkınız. Bilmemiz gerekir. Fakat bir paradoks var: İşbirlikçilik teslimiyeti buna engel. UBP durumlarına dahi müdahale ortada. Nitekim bırakın K. Kıbrıs’ı, Azerbaycan ilişkisindeki krizde dahi karşı çıkan milliyetçi kesimler “ağabeylik yapma” gibi terimi kullanırlar. İki devlet politik ilişkisi değil. Aynı durum genelde kullanılır. Devletlere ağabeylik ve babalık etme, himayesine alma görüşleri Türkiye dış politikasında hep söylenir. Bu da normal dış politikadaki eşit, ilkeli olma, dayanışma kuralıyla çelişiyor. Üstünlük olmanın bir sonucudur. Aynısı İslam ülkelerine de uygulanır. Hatta sömürgesel Osmanlı döneminde çok iyi olma propagandasıyla kendi iç politikasına malzeme yapılması da doğal hâle sokuldu.
Hâlbuki Azerbaycan’ı biraz bilen için, ne denli denge politikası uyguladığını kolayca anlar. Kendince bir çizgi çizer. Elindeki enerji kaynağını da kullanıma sokar. Kolay değil hem İsrail, hem Rusya, hem Çin ve Türkiye denklemini kurup sürdürmek güç. Azerbaycan tüm anti demokratik yapısı karşısında kapitalist sistemde bu denklemi güzel kullanıyor. Emperyalist kriz dönemli tutumu kendine has gelişmektedir. Nitekim Ermenistan aynı şekilde kullanamadığı için de son savaşta kaybeden taraf oldu.
Elbet Türkiye politikasının ne olduğunu, dış ülkelerde neyi yapabileceği, K. Kıbrıs’ta olanlarla da iyi anlamak kolay. Hatta Türkiye kamuoyu durumunda da nasıl yansıtıldığını da yaşadık. Onun için ne Azerbaycan, ne Mısır ne de önceden Kırgızistan, Özbekistan bana sürpriz gelmedi. Azerbaycan olayı ülke içi koşulların bir anda Türkiye tarafından nasıl dış politik malzemeye dönüştürüldüğü örneğidir. Unutmadan: Son Türkiye seçimlerinde Türkiye muhalefet partileri Azerbaycan’ın Erdoğan’ı destekledikleri bilgileri epey fazla idi. Ortak durum tek adam olma gerçeği de var. Ülke içi muhalefet de bazen bunlarla devletsel reflekse de girer. Oysa tek adam değil de devletsele yayılan kurumsal politika olsa, iç kamuoyunda da konuşulup bazı açıkça olan dış müdahalelere de kamuoyu oluşturulacaktı. Batı Avrupa’da hele de son Fransa protestolarında Fransa açıkça Gazze soykırımı desteklerken, Fransızların elindeki Filistin bayrağı bunun en net örneğidir.
Şunu unutmamak önemlidir: K. Kıbrıs’ta yaşıyoruz. Türkiye ile olan ilişki gerçeğimiz var. Nasıl davranıldığı şimdi de seçimlerde somut şekliyle yaşıyoruz. Aynı zamanda ilhaklaşma ve sömürgeleşmeyi de görüyoruz. Tabii görmek istersek, onun için sorunlara bakarken, bir de hançeri kendimize göstererek örnekleştirmek bazen zenginlik getirir. Ne yazık Türkiye özellikle devlete yakın alanlarda konu yakalarken, aynı Kıbrıs eksiklik ile resmî ideolojik teslimiyeti gördüm. Bu da son nokta olsun.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




