yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: Hamasi sarhoşluktan Azerbaycan gerçeğine aralanırken

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamasi sarhoşluktan Azerbaycan gerçeğine aralanırken

Ankara’da Türk devletleri zirvesi toplandı. Tabii kimisi de Türk devletleri adıyla da sunuyor. Fark etmez, adı ne konursa ve değişik şekilde simgelense dahi, öz farklı değildir. Sovyetler varken kurgulanan ve dağılmasından sonra “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” ifadelerle siyasal klişe haline sokulan tutum, birçok gerçeği de baştan ret ederek, yapılanıyordu. Tam da Adriyatik’ten Çin Seddi’ne denilirken, ağızlar dolu dolu “yeni dünyayı şekillendirecek coğrafya” hamasileştirilmesi yayılırken, aradaki gerçekler hep örtülüyordu. Çiller Özbekistan muhalefet liderlerinden Muhamedi korurken ilgili devletle kriz yaşıyor. Azerbaycan devlet başkanını devirmek için teşebbüsler ise son anda engelleniyordu. Ama dedik ya, işler bir başka gidiyordu. Hele salt Türk veya Türki değil, Boşnaklar dahi Türk simgesiyle yeni coğrafya alanına sokuluyordu. Tabii fireler de oradan başlıyordu. Geniş Türkiye devlet ideolojisi dışa vuruldu. Öyle vuruldu ki örneğin Bulgaristan’daki Hak ve Özgürlükler Partisi’yle dahi sorunlar yaşanıp başka bir havaya sokuldu.

Sonuçta girişimler ve Batı’nın yeni pazara ulaşıp Çin’i kuşatma stratejisiyle çakışarak kimine göre Türki, kimine göre de Türk Devletler Konseyi kuruldu. Sürpriz olan Macaristan’ın da Orban döneminde bu birliğe girmesi idi. Doğrusu onca kurgulu ideoloji yaratanlar dahi Macaristan’ı Türk geniş etkin alan içine koymuyordu.

Biz bu gerçekleri Kıbrıs’ta hep yaşadık. Ankara merkezli, Batılı onaylı hayatımızda bolca örneklerle içselleştirilip, kişiliklerimizin dahi şekillenmesini oluşturduk. Ama her ülke K. Kıbrıs değildi. Hele de bolca hamasi şerbetle şerbetlenen Azerbaycan söylemleri, biraz deşilince başka tatlar da çıkıyordu. Yukarıda belirttiğim gibi: Haydar Aliyev’i devirmek için darbe hazırlama dahi yapıldı. Ama laflar hep “kardaşlarım” deniliyordu. Ama liderler dahi seçkilerle karşıt veya dost oluyordu. Özellikle Türkiye’nin yeni şekillenen devlet ideolojisi ile emperyalizmin yeniden dizayn hesaplarıyla çakışınca da kolayca karşılık bulmaya başladı. Örnek: Amerika’nın İran Azerileri oyununda veya başka ülkelerdeki Müslüman azınlıklarının kışkırtmasında Türkiye iştahlı rol aldı. Çünkü 2000’lerde bizatihi siyasi İslam ve Orta Doğu projeli bir stratejik hamlelerle yol alınıyordu. Kıbrıs’ta bunları biz de yaşadık. Ama ses falan çıkmadı. Hatta daha utancı kendine şu veya bu diyenler dahi iş birliği aşkına kendi görüşleri gibi savunuldu.

Azerbaycan bir başkaydı. Özellikle de Sovyetlerin Türkiye komşusu olması da anti-Komünizm ile Sovyetleri yıkma emperyalist çağdaki politika bakımından çok elverişli karşıt ve dostluk karmaşalı bölge idi. Ayrıca başta İngiltere’nin Kafkaslara ulaşmada Türkiye’yi kullanma ile Azerbaycan’a ulaşma çakışması mükemmeldi. Son anda İran da eklendi. Azerbaycan’ı kullanarak, İran’ı hem kuşatma hem de parçalama için önemli malzeme halinde görülüyordu.

Azerbaycan ise hem Sovyet geleneği, hem İsrail ile olan tarihi bağları, hem Türki gerçeklikle yakınlaşmaları birlikte harmanladı. Emperyalizmin Kafkaslara çıkış ve Rusya’yı kuşatma istenci, zengin enerji kaynakları koşulları siyasal denklemde yeri geldikçe kendi lehine de kullanıldı. Ermenistan’la olan son savaşlarda önemli güçler eğer Fransa dışında Ermenistan’ın yanında durmadıysa, koşulların siyasal yelpazesine konulmasının bir sonucu idi. Onun için Azerbaycan kendi ekonomik gücüyle de birçok olumsuzluklarına da göz yumulan ülke şekline geldi. Tabii günümüzde yayılan ve Sünni merkezli siyasal İslam ümmeti, kendilerine ters geliyordu. Tarihi gerçekler ile günümüzdeki benimsenen hayat şekli, Azerbaycan’ın Sünni dünyalı ümmet stratejisiyle birleşmesini de engellemek zorunda bırakıyordu.

Oysa Türkiye siyasal İslam çizgisiyle de birçok olguyu siyasal malzeme yapıyor. Suriye’de ittifak yaptığı cihatçılardan tutun türban konusunu her ülkede istediği anda siyasallaştırıp ele alması gayet normal hâl aldı. Tüm bunları bilmeden de en iyisi hamasi şerbetli lafazanlıkla örtme tekniği öne çıkarıldı. İçi boş, dini retorikli, ırkçı garnitürlü bir söylem geliştirildi. Abartılarak da tabulaştırmaya doğru yarınlarla birleştirildi. Fakat hayat gerçeği ile söylem çelişince hep açığa çıkar. Bırakın tarihi gerçekleri veya günümüz farklılıkları, ayrı devlet olma dahi farklı çıkarları da kolayca yaratma zeminini de yaratır. Hele de biri kendini üstün görüp kendine benzetme olunca işler karışık. Tabii K. Kıbrıs gibi bunlardan nemalanarak ilhaklaşmayı kabullenme olan yerlerde bu farklar pratikte duruş olarak kolay kolay ortaya çıkmaz.

Sonuçta, Türkiye ve Azerbaycan iki devlettir. Ayrı kendi koşulları vardır. Hatta yaşama bakışları da çelişkili olur. Ama bunlar karşıt olmayı veya düşmanca davranmak da değildir. Hamasicilik ise bunları örtüp kendi lehine yorma gözlüğüdür. O zaman da tıpkı son olayda olduğu gibi, Türkiye ile Azerbaycan arasında sorun olsa da sanki yokmuş gibi konuşarak yok saydırtma tutumlarıdır. Hamasicilikle birçok gerçek tabusal duygularla örtülebilir. Ancak hayat kendi gerçekleriyle kavrandıkça yol alınır. Çok basit: Son İsrail-Gazze katliamında gördük ki onca ırksal ortaklık nutuklarına rağmen, ortak bir soykırım kararı dahi alınamadı. Başka şekliyle de İsrail ile ilişkiler açık açık sürdürülürken, kendi kendine bakmadan başkalarını suçlayarak tatmin olunuyor. Tabii ki devlete yaklaşım ile duygusal Filistinlilik din ile de örtüştürülüp kitlelerin de uyutulması işin cabasıdır.

Türkiye-Azerbaycan ilişkileri bu dönemde resmen ikili idi. Azerbaycan direkt tavır koydu. İsrail’e hem de Türkiye üzerinden petrol satar. Başka ittifakları da oldu. Ama Türkiye yine ikili oynadı. Hem İsrail’e gidecek petrole izin veriyor, onca yalanlamalara karşın ticareti sürdürdü. Öte yandan da Gazze’nin yanında, Filistin dostu gibi bağırırken, yeni Gazze kolonileştirmeye de katıldı. İnanç bağlı kitleler de sadece söylenenle yetindi.

En son kriz türban üzerinde. Aslında bu politik kullanım Türkiye’de yabancı olunmaması gerekir. Zamanında dinciler Türkiye’de zemin kazanmak için türbanı siyasal kullanımla duygusal şekliyle taban kazanmada kullandı. Aynı politik durumu uluslararası İslamcı çizgilerde de destekleyerek destek aldı. Azerbaycan da bunlardan biridir. Aynısı K. Kıbrıs’ta olmadı mı? Tabii burada başka şekilde ya susuldu veya acayip lakırtılarla geçiştirildi.

Tabii bir kırılma olunca da öteki örtülenler etrafa saçılır. Arada bazı kelleler de yumuşatılma adına alınır. Oktay Bey’in durumu da öyle. Herhalde kısa zaman önce K. Kıbrıs’taki insanlar için söylediklerini çoğu hatırlamak istemez. Ama buradan Oktay’ın kellesi değil, duymamazlık hamasi uyku ilacıyla içildi.

Şimdi Ankara’da Türk Devletler Konseyi zirvesi yapılıyor. Kardeşlik falan deniliyor. Bizim burası ve belirli Türkiye merkez medyası dışında Azerbaycan devlet başkanının katılmamasını söyler. Devamında da nedenlerini sıralar. Üstelik Azerbaycan merkezî yayınlarıyla da belirtilenleri aktarır. Ama bunlar buralarda yok. Dahası kardaşlık ve ortak millet laflarıyla da epey sarhoş havasında vurgulanıyor.

Alıştırıldık gerçeklerden kaçmayı. Duysak da sağırlar diyalogunda dolaşmayı da benimsedik. Hele de güç zehirlenmesi ve bazen cehaletle medya önünde dünyayı dahi fethedenler olur. Fakat yaşam bir başka gerçektir. Ne kadar kaçarsan kaç, gelir seni vurur. Oysa normal olanla başlayan gerçekleri gözetsek, ne böyle bir çelişkiye düşülür ne de kolayca karşıt yapma durumuna gelinir. Bir zamanlar çoğumuz İslam zirvesi veya Arap Birliği denilince, anlamsızlıkları anlatırdık. Böyle ortaklaşma olmayacağını hayatla anlatırdık. Keskin demeçlerin dahi boş olduğunu görürdük. Şimdi İslam konusu olunca dahi ufak anlamsız gözlemcilik dahi büyük başarıyla kendimize yontarız. Hâlbuki devletlerin farklılıklarıyla birlikte ele alsak, nelerin olasılığını doğru yere koysak, hem insanları kandırmaktan kurtuluruz hem de doğruları belirtme sonucu inanırlık yarına dek uzar. Bakalım bizim kravatlı yeni külliye efendisi hangi deryalarda dolaşacak?


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Cumhuriyet bayramlı bir gün yaşadım

Perşembe gününü resmî tatil olarak geçirdim. Doğrusu, havada yağmurun...

Özkan Yıkıcı yazdı: İsrail seçimlerinden Brezilya sonuçlarından bir demet

Hafta sonu Brezilya'da yapılan genel seçimler ve dün gerçekleşen...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sarsıntılarla K. Kıbrıs seçim süreci ilerlerken

Ufak ayrıntıyla başlayalım: K. Kıbrıs koşulları siyasal süreçte iki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Brezilya’dan Sırbistan’dan gelen seçim sonuçları

Pazar gecesi gözlerimi yumarken, pazartesi günü sabahı beklediğim birkaç...

Özkan Yıkıcı yazdı: Avrupa rüzgârında gerçekleri yakalarken

Son haftaların adeta tekrarlanan süreci yeniden yaşandı. Başta Fransa,...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
4,267TakipçilerTakip Et
1,220AboneAbone Ol

Son eklenenler

Fikret Başkaya yazdı: Araba çılgınlığına dair…

‘Eğer hem insanlarla ve hem de doğayla kaybettiğimiz ilişkiyi...

Erkan Çavuş yazdı: Sonumuzun gelmesini mi bekleyeceğiz, ayağa kalkarak kendi kaderimizi ellerimize mi alacağız?

80’li yıllardan itibaren reel sosyalizmin yenilgisiyle birlikte dünyada sağ...

Özkan Yıkıcı yazdı: Cumhuriyet bayramlı bir gün yaşadım

Perşembe gününü resmî tatil olarak geçirdim. Doğrusu, havada yağmurun...

Hediye Levent yazdı: İran, Mekke anlaşmasına neden katılmak istiyor?

Bu yazıyı yazdığım saatlerde Katar, ABD-İran savaşının durdurulması için...

Ceren Ergenç yazdı: ‘Avrupa malı’ duvarı ve Türkiye otomotiv sanayi

Fransa ve Almanya, geçen hafta AB otomotiv politikasındaki uzun...

Kansu Yıldırım yazdı: Brezilya’da sınıf ittifakları, devlet ve sol

Lula da Silva, 25 Ekim 2026'daki ikinci turda Flávio...

Özkan Yıkıcı yazdı: İsrail seçimlerinden Brezilya sonuçlarından bir demet

Hafta sonu Brezilya'da yapılan genel seçimler ve dün gerçekleşen...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sarsıntılarla K. Kıbrıs seçim süreci ilerlerken

Ufak ayrıntıyla başlayalım: K. Kıbrıs koşulları siyasal süreçte iki...

Canlı yayın