Son haftaların adeta tekrarlanan süreci yeniden yaşandı. Başta Fransa, İtalya ve Arnavutluk olmak üzere, ülkelerde sokaklar gösterilerle sarsıldı. Protesto dalgası devam ediyor. Bu arada bir seçim de dikkati çekiyor. Epey zamandır Sırbistan’da olaylar sürüyordu. İstasyon çatısı çöküşü sonrası başlayan, öğrencilerin başı çektiği protestolar sürerken, parlamento seçimleri yapılıyor. Öğrenciler muhalefet hareketine destek değil, kendi adaylarıyla seçime giriyor. Sonuçlar kadar, sonrası da merak konusu olacağı kesin.
Bu hafta sonu da Avrupa’da protestolar yapıldı. Fransa ve Arnavutluk’ta gerilimler de oldu. Artık giderek sorunların sokağa yansımasıyla, sosyal muhalefet ivmesi hâline sokuldu. Tek ülkeden çıkıp birçok ülkeye yayılınca da bir anda genele ulaşma noktasına doğru hareket gibi de algılayanlar oldu.
Sorun değişim değil, iyileştirme amaçlı oluyor. Önemli tepkiler ve siyasal hedefi ikileminde, bu yazımı bazı yorumlamayla yazmayı düşünüyorum.
Son protestoları ve özellikle Fransa’dakileri aynen öncekiler gibi anlamamak önemlidir. Karşı çıkılan ile istenilen seçenek birlikte mutlaka sentezleştirilmelidir. Ne kadar sert veya tersiyle yumuşak geçişle değil, protesto ivmesinin siyasal gerekçelerine de bakmak şart. Duyulan tepki ile sunulan seçenek, sonuçta eylemin kendi özünü belirler. Hele de olayların örgütlü veya örgütsüz olması da hem devamı hem de son bakımından çok can alıcı koşuldur.
Tekil olayla bakalım. Olayları ateşleyen Fransa’yı örnek yorumlamaya koyalım. Fransa’da ben kendimi bildim bileli sosyal patlamalar hep yaşandı. Hatta öğrenci protesto hareketleriyle başta Avrupa’yı da sarmaladığı da tartışılmazdır. Altmış sekiz, doksan sekiz, iki bin on sekiz gibi yıllarda öğrenci protestoları oldu. Bunların elbet sonuçları da ortada. Sonucu etkileyen nokta, hareketin siyasal duruşu ile örgütsel konumu oluyor. Onun için tek tip aynı ilke ile konuya yaklaşmamak önemlidir.
Örnek mi: Altmış sekiz ile günümüz öğrenci protestoları aynı değildir. Hatta Fransa’da doksanlar sonrası ile Altmış sekiz de aynı değildir. Altmış sekiz ve ilgili süreçte öğrenci çıkışı aynı zamanda sistemi de değiştirme hedefi vardı. Siyasal seçenekli sosyalizm umuduyla yeni bir dünya hedefli sokağa çıkıldı.
Hâlbuki günümüze bakın. Liseli öğrencilerle başlayan sokak protestolarının sistemi değiştirme hedefi yoktur. Doksanlar sonunda başlayan protesto benzeri de değildir. Çünkü o dönem Altmış sekizden farkı, sunulan adına da reform denilen yasalara karşı haklarını korumak için eylemler yapıldı. Oysa son liselilerin hareketiyle başlayan dönem resmen var olan eksikliklerin giderilmesi içeriklidir. Sistemi değiştirme, sistemin geri adım atıp hakları gasp etme değildi. Var olan arızaların düzeltilmesi isteniyordu. Sisteme karşı değil, var olan sorunların çözülmesi talebiyle hareket ediliyor.
Görüldüğü gibi sokak protestosuyla bakmak, kolayca yanıltmayı da yaratır. Altmış sekizde amaç değiştirme, daha güzele ulaşma umuduyla hareket edildi. Doksanlar, daha çok gelmekte olan düzenleme ile kaybetmeme direnci vardı. Oysa günümüzdeki eylemler, artık arızaların giderilerek sistemin işleyişi üzerinden sokağa çıkılıyor. Burada siyasal gerekçe önemlidir. Örgütsel konum ile kitlesel katılım ise eylemlerin spontan olup olmayacağının da tahmininde kolaylık sağlar.
Pek fazla konuşulmayan başka olgu da şu: Birçok ülke kapitalist krizi yaşıyor. Kriz nedeniyle karizmatik liderlik daha bir öne çıkıyor. Merkezi partiler ise çatırdıyor. Bir de yine direkt Fransa gözüyle, teknokrat veya merkezi çizgi hikâyesidir. Fransa, Macron örneği ile teknokrat geçmişi ile merkezi siyasal duruşu birlikteliğinin sorunlara yaklaşımda zafiyet oluştuğuna da tanık olduk. Gösterileri şiddet ve umursamayıp bambaşka gözle bakması da alevi yükseltiyor. Oysa İtalya’da başbakan Meloni faşist bir lider. Ama Macron’a karşın kendi eylemleri başlayınca hemen görüşmelere geçti. Gerçi başarılı olmadı. Ama siyasetten gelmesi, teknokrat gözle bakmaması, en azından tepkilerle ilişki kurma sürecine hemen geçti. Bu da bizdeki teknokrat masalı güzellemelerine bir yanıt örneği hâline geçti.
Kısaca: Avrupa kaynıyor. Kendi yarattığı sorunlar şimdi sokakta protestolarla sıralanıyor. Konut kirasından okullardaki kalabalık sınıflara, öğretmen eksikliğinden hayat pahalılığına varan yaşananlar, karşıtı protestoyu da güçlendirdi. Fakat hâlâ siyasal seçenekleşme yok. Üstelik krizi örgütlü şekliyle kullanan faşist dalga, krize uygun liderlerini de yaratarak, kapitalizmin ikinci yüzü olarak kitleselleşiyor.
Bu gelişmeleri dikkatle izlemek gerekir. Hele Sırbistan’daki seçimle öğrenci hareketinin seçime girme girişimi veya Brezilya seçiminde faşizmin kazanma konumu, kapitalist dünya içinde hoşnutsuzluk ve seçenekleşme kriterlerinde rulet oynama dönemine geçtiğimizin de mesajıdır.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.



