Arap ülkeleriyle yakınlaşıp ortak tavra sokuldu. Tabii önemli siyasal hamle hep Ortadoğu projesi ve ondan Avrasya-Çin kuşatma hareketi eksenine de oturtulmak istendi.
Burada Ortadoğu projesini unutmamak gerekir. Eğer unutursak, sistemin İran şer eksen saldırganlığını da yok sayarız. Onun için kurulan önemli “Mekke İttifakı gibi” İran’ı kuşatma hareketinin bir hesabı merkezlidir. Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan bu ilkelerle oluştu. Fakat ilk hesap da Yemen’e çıkması tesadüf sanılmasın.
Genel emperyalist Ortadoğu projesini unutmayarak İran’ı karşıt eksene koyduk. Buna son dönem hamlesini de eklemek önemlidir. Barak’ın da açıklamasıyla resmen artık bölgedeki birçok yerel örgüt de miyadını doldurdu. Güçlü merkezli devletlerle yola devam etme dönüşümüne hız verildi. Suriye ve Irak bunun en canlı örnekleri. Kürtlerin başına gelen de öteki yerel veya bölgeselleşmeye çalışan devlet dışı yapıların uğradığı konum örnek olarak gösterilir.
Sıraladığım örnekler, Ortadoğu’daki kayganlıkla siyasal hamlelerin dans etme şeklidir. Belli ki yeni ittifaklarla, çekilen Amerikan askerlerinin rolünü oynama sürecinde özellikle merkezi devletler resmî ideolojileriyle hareket de ederek, kendince siyasal kazanç elde etmeye çalışacak. Türkiye bu konuda başrolde. Bu oyunda ise demokratiklik, özgürlük falan da yok. Her türlü kirli oyun mubahtır. Hele de trilyonlar silaha dökülürse, tekelci askerî sanayi epey sevinecektir.
Boşuna 2006’da Türkiye’deki Amerikan elçilik ile CIA yetkilileri gönderdikleri raporla Türkiye’de tek adam otoritesinin iyi olduğu uyarısını yapmadılar. Ardından Trump’ın Erdoğan’la anlaşmasıyla hızlanan süreç, mühürsüz oylarla da anayasası geçirildi. Şimdi Trump açıkça Erdoğan’ın övgülerini sıralamaktadır.
Elbet boşalan yerlerde ve devletlerin kendi bakışları sonucu da krizler çıkacak. Amerika bunları kontrol etmeye çalışacak. Zaten bazı hamleleri boşuna yapmadı. Örneğin Pakistan’ın seçimle gelen başbakanı İmran Han’ı ordu ve yargıyı kullanıp hapse atarak, ülkeyi kendi istediği kıvama soktu. Suriye’nin başına cihatçıları resmen taşıdılar. Aparat El Kaide ve IŞİD yeri geldiğinde provokasyonla hazırda. Böylelikle Ortadoğu emperyalizmin yeni koşullarıyla oturmaya çalışıyor. Tabii ki hedefin merkezinde İran. Üstüne üstlük Çin’in de bölgede tutunmasını engellemek de uzun zamanın stratejik kuralı.
Tüm bu uygulamalarda artık konulan kurallar, demokratik ilkeler, uluslararası hukuk falan yok. Var olan daha fazla kârdır. O zaman da bu politikaları sürdürme adına güçlü otoriter gerici liderlere hep ihtiyaç var. Onlar da bulunuyor. Hedefe İran kondu. Bu malum. Doksanlar ortasından projeyle de stratejik siyasallaştırıldı. Arada kullanım için çıkan örgütler ise görevini doldurunca tertiplenme dönemine sokuldular. SDG gibi. Esat gidince bu örgütün de rolü sonlandı. Şam’a giren cihatçı El Şara’yla artık merkezi devlet oluşturma süreci başladı. Aynı durum Irak federal Kürdistan, Haşdi Şabi gibi örgütler için de geçerli. Sadece aparat cihatçı örgütler tutulup, provokasyon veya yeni hamleler adına kullanımda hücrelerde korunmaktadır.
Şimdi anladınız mı Mekke İttifakı’nı? Neden İran’a karşı olurken hâlâ araya başka enstrümanlarla melodi çalıp örtülme ihtiyacı da oluşuyor. Mezhepsel ayrım ve uluslararası güç olma ikilemlerinde Ortadoğu’da gericilikle emperyalizm yarını kendi lehlerine kurma adına hamleler yapıyor. Siyasetler geliştiriyor. Yeniden otoriter devletlerle sistemin çıkarlarını korumaya dönüşüm yaptılar. Bakalım bu durum nereye dek gidecek.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




