Önümüzdeki seçim sonunda hükümet olması en muhtemel olan iki partiden CTP ve UBP’nin bazen benzer, bazen de farklı nedenlerden yola çıkarak, KKTC’deki seçimleri boykot ederek sandığa gitmeyenleri suçlayıp eleştirdikleri bir vakıa.
CTP ve UBP, her iki parti de suçu boykotçulara atarak kendi başarısızlıklarını veya oy kayıplarını örtbas etmekte ortaklar. Yine her iki partiye göre sandığa gitmeyenler hükümet olacak siyasal partiye hizmet etmekte.
Ve yine her iki parti de bu suçlamalarını, sanki boykot edenler basit bir matematik hesabı yapmaktan acizlermiş gibi, oy yüzdesi hesaplarına başvurarak yapıyorlar.
Denktaş ile kurucusu olduğu UBP’nin ve oğluna kurdurduğu DP’nin, her seçim döneminde sandığa gitmeyecekleri “ulusal davaya zarar vermek”, “devlet düşmanlarına koz vermek”, “Rumların ekmeğine yağ sürmek” ile ilgili nefret söylemleriyle eleştirmesi, suçlaması henüz hafızalarımızdaki tazeliğini yitirmiş değil. Ancak Denktaş ve sağ cenahın, “çözümsüzlük ve ganimet düzeni” üzerine kurulu bu statükoda dönen kirli işlerin üzerini örtmek için yıllardır dağıt dağıt bitmek bilmez bir ganimetin, yetmeyince rüşvetin, yolsuzluk ve peşkeş çekmenin ve de benzeri pek çok siyasi rezaletin üzerinin “vatan-millet-bayrak” üzerinden “milli dava” ve “hain” söylevleriyle örtüldüğünün pek çoğumuz artık farkında…
Öte yandan radikal sol söylemlerle sandığa gitmeyecek boykotçuları “gizli sağcılık” ve “statükonun devamına olanak vermek” ile suçlayan CTP’ye gelince.
Denktaş, UBP ve statüko yanlısı milliyetçi parti ve gruplar, matematik yüzdelere başvurup sandığa gitmeyip oy kullanmamanın rejimin, yani statükonun onaylanmayıp yara alacağından şikâyet ededursunlar; CTP de boykotçuların sandığa gitmemekle sağ partilerin oylarını artırıp hükümete gelmesine neden oldukları ve böylece “statükonun devamına” onay vermiş olacaklarından şikâyetçiler.
Özetle sağ statükoyu zayıflatacağı, sağ statükoya hizmet edeceği için boykotçuları eleştiriyor.
Hâlbuki YKP geçmişte gerek milletvekili gerekse yerel seçimlere katılmış bir partidir. Seçime seçim deme koşulları ortadan kalktığında ise gücü oranında seçimleri boykot etmekten kaçınmamıştır.
Ve her iki partinin iddia ettiği gibi, YKP ve radikal solun seçim boykotu, iki merkez partiden CTP’nin iddia ettiği “kimin oyu kime yarar?” ya da “sol oylar bölünürse sağ kazanır” gibi basit matematik seçim hesaplarından yola çıkmaz.
Geçmişte YKP’nin sandığa gitmeme tavrı, “hükümet olunca siyasi iktidar olamamakta rüştünü ispat eden” rejim partileriyle ilgiliydi. İşlevsiz, yetkisiz ve iradesiz bir parlamento yapısına meşruiyet kazandırmamak, sanki de “burada işleyen bir demokrasi varmış” algısını sarsmak içindi. Statükoya meşruiyet sağlayacak oy katkısında bulunmamak içindi. Kritik siyasi kararlarda Ankara’nın emrine amade, her yanı tel tel dökülen bir rejimin sunduğu sahte seçeneklerin tamamını reddetmekti. Gerçek siyasi meşruiyeti, sonucu baştan belli sandıklarda değil, bu düzeni kökten değiştirecek siyasal iradede gördüğü içindi. Ve en başta da “seçime seçim denecek koşullar” ortadan kalktığı içindi.
Kendini solda tanımlayan parti başkanı ve adayların söylevlerinin ötesinde, adada çözüm ve barış konusunda söylemleri, yakın geçmişteki icraatları ve hükümete gelince siyasal iktidar erki de olabileceklerine dair güven ve de seçime hangi koşullar altında girileceği, sanırım radikal solun seçimlerdeki siyasi tavrında öne çıkan konular olacaktır.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




