Libya’da aslında Kaddafi sonrası kaosla yaşam şekli sürmektedir. İki önemli ama beş alanlı değişik yönetim birimlerine dağıldı. Başlangıçta Kaddafi katledilirken ülke epey gündemdeydi. Kaos döneminde ise haberler daha bir tarafçıl oldu. İçteki darmadağınıklık ile müdahil olan devletlerin fazla olması, çıkar çakışmasını da engellemekteydi. Aynı zamanda ülkenin de kendilerince birleşmesini de takozlamaktaydı. Fakat Libya’da petrol vardı. Deniz kıyılarında gazdan söz ediliyordu. Sömürgeleştirme hesapları çok boyutlu hâldeydi. Öyle bir zemin ki kaygan şekilde hem müdahil hem de iç kesimler her an değişme olasılıkları da yaşanıyordu.
Ancak tüm çabalar ve yazılı anlaşmalara rağmen de ülke toparlanamıyordu. Karışık çıkarlar ve oluşan parçalar, Libya adıyla var olan ama gerektiğinde milis farkıyla da savaşan acayip bir yer hâline sokuldu. Katakulliler ise darmadağınıklığı besliyordu. Başrolde İngiltere’nin ise adı dahi söylenmiyordu. Fakat İngiltere her katakullide Türkiye’ye de alan açmasıyla da tarafçıl fırsat da kullandırıyordu.
Bu koşullarda artık Libya fazla gündem olmuyordu. Çatışmalar veya yapılıp zamanı gelen seçimlerin yapılmaması da sorgulanmadan geçiliyordu. Yine de zaman zaman önemli hamlelerde veya kaygan zeminde yer değiştirmelerin yankıları pratikle tamamlanınca, Libya gündeme düşüyor. Son gelen haber, sıraladığım bitiş kuralının ta kendisidir. Düne dek Trablus kesiminin Türkiye ile imzaladığı deniz anlaşması haber oldu. Ama Bingazi veya öteki doğu kesimdeki temsilciler meclisi hayır dedi. İşte son haber, yedi yıl sonra temsilciler meclisinin Trablus’ta imzalanan deniz sahası anlaşmasını onayladığı haberi yayıldı. Hatta anlaşma sonrası iki yıl ötesinde temsilciler meclisi anlaşmayı onaylamayacağını karara bağladı. Şimdi Libya’yı bilmeyenler için ufak gelecek prosedür anlatılıyor. Hükümetin imzaladığı anlaşma temsilciler meclisince kabul edilip yasalaştı algısı yayıldı. Hatta Türkiye ekseni sevinirken, öteki çevreler hatta AB dâhil bu anlaşmanın uluslararası hukuka aykırı olup kabul etmediklerini belirtiyorlar. Şimdi de Libya yeni hamleyle hem haber hem de krize yeni boyutlar katmaya başladı.
Önemli olan şu: Libya gerçeğini bilmeden salt bu haberlerle hem de durmadan çelişen ittifaklarla pek anlamak mümkün değildir. Öteki gerçek de şu: hep kullanılan uluslararası hukuk lafını biraz deşince, örneğin Türkiye uluslararası deniz hukuku anlaşmasını imzalamadı. O zaman nasıl olur da uluslararası hukuk denir, o da günümüz politikasının bir gerçeği. Zaten Kıbrıs’ta yaşayan biri olarak bolca uluslararası hukuk ve anlaşmalar laflarını savunma adına duyarız. Ama son Sayın kravatlı Tufan’ın düştüğü çukur da bu. Maraş konusunda iki toplum liderinin anlaşması olmasına, B.M. kararlarına karşın sanki yokmuş gibi konuşup hamasi işbirlikçilik teslimiyetine oynamaya devam etmesinin üstüne zehirli krema gibi “uluslararası anlaşmalara rağmen” demesi gibidir.
Günümüzde aşırı derecede yazılı anlaşmalara rağmen ihlaller normal hâle gelindi. Tabii konuları yorumlarken de eğer coğrafya yerine göre de bakarsanız bir başka oluyor. Örnek, son tartışmaya gerilim havasıyla başlanan Libya haberine gelecek olursak. Libya’nın durumu malum. Darmadağın. Hatta B.M. kontrolünde yapılan anlaşmaya göre de çoktan seçimlerin gerçekleşmesi gerekirdi. Şimdiki adını yönetim diye koltukçuların çoktan görevleri bitip yasal denilen B.M. kararı çizgisini aştılar. Ama her şey yerinde duruyor.
Önemli öteki durum da uluslararası hukuk denilirken, yapılan deniz alanı anlaşma kurallarını Türkiye tanımıyor. Nasıl tanımıyor derseniz, özellikle adaların münhasır alan durumuna karşı. Öyle ki 2003’te Mısır ile Türkiye münhasır alan anlaşması görüşmeleri yaptılar. Bizat konuda uzman Necdet Pamir’in de desteklediği, Kıbrıs’ın ada olması nedeniyle devre dışı bırakılıp iki ülkenin direkt alan paylaşımı istendi. Mısır Kıbrıs’ın da varlığını söyleyerek hesaba katılmasını isteyince Türkiye ret ettiydi. Böylelikle Mısır’la Türkiye münhasır alan anlaşması yapamadı. Neden de Kıbrıs adası olmasıdır. Zaten belirttiğim gibi ada münhasır alan durumuna Türkiye karşı.
Libya ekseninde de bu var. Türkiye Trablus rejimiyle imzaladığı münhasır anlaşmada, Girit adası dikkate alınmıyor. Hatta Girit kıyıları dahi paylaşıma konuldu. O zaman doğudaki temsilciler meclisi Mısır yanlısı olması nedeniyle bu anlaşmayı imzalayamadı. Ama sanki anlaşma meclisten geçmiş gibi de her şey tamam denip Mavi Vatan siyasi damıtmayla da genişletildi. O zaman da belirttim: zaten Libya devleti yoktu. Parçalar vardı. Yine de parçaların ötekinin de konulan temsilciler meclisi kılıfı nedeniyle onaylaması şartı. O da olmadı. Ama hamasicilik aldı başını gitti.
Aradan yedi yıl geçince, bu defa prosedür göstergesi dediğim eksiklik oldu. Hafter ile Ankara flörtleşme yapınca temsilciler meclisi imzaladı. Ama hâlâ Libya’nın statüsü tartışmalı. Üstelik Girit gibi gerçekle yok sayılma alanına sokuldu. Bir anlamda uluslararası hukuk ile hegemonya birbirine girdi. Başka bir karıştırılan kuram kargaşası da şu: münhasır alan ile kıta sahanlığı oluyor. Münhasır alan genişliği sanki kıta sahanlığı egemenliği şekliyle sunulup sevinçle hegemonya simgesi olarak kullanılıyor.
Şimdi siz kendinizi Kıbrıs veya Giritli yerine koyun. Etrafınız denizle çevrili. Ama deniz münhasır alanından pay almanız olamaz. Büyük kıyısı olan ülkelerin kıskacına konulacaksınız. Hâlbuki uluslararası hukukta adaların da münhasır alan hakları olduğu kesin. O zaman Türkiye’nin savunduğu olursa, bizim münhasır alanımız yok gibi. Zaten Mısır’la yapılan görüşmelerde bu sırıtıyordu. Necdet Pamir’in açıkça ifadesiyle “Kıbrıs dışta bırakılınca, epey alan daha münhasır bölgemize girecektir” dediydi.
Şimdi Libya’dan haber geldi. Yedi yıl önce Trablus’ta yapılan anlaşmayı temsilciler meclisi de onayladı. Ama Libya hâlâ karışık; kimin eli kimin cebinde olma dışında hangi ülke nerede duruyor da karıştı. Ama İngiltere oyunu Libya’da tuttu. Önce katakulli ile geçici ifadesini kullanıp Trablus’taki bir kesimi geçici yönetim ilan etti. Türkiye de bu yönetimin düşmemesi için gereken desteği verdi. Şimdi deniz anlaşmalarıyla Libya bir başka krizin tetikçisi oldu. Ama kendi çıkarı değil, kendini parçalayan ülkelerin çıkarları uğruna. Belli ki daha çok çelişkili hamleleri Libya’da yaşayacağımız kesin. Bedelini ise Libya halkı ödeyecektir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




