Yine bazen kullandığım klasik başlangıçla başlayacağım. Gün cumartesi, 11 Temmuz. Sabahleyin gözlerimi açtım. Emekli olmanın tembelliği ve her günün tatil gibi geçmesiyle, günün adını dahi uyanırken hatırlamadığım oluyor. Hatta hızla saate bakıp basın özetleri için radyo veya televizyona yönlenirim. Oysa hafta sonu bazı ekran veya istasyonun yayın akışı değişimi nedeniyle, örneğin saat yediden basın özeti hafta sonu izleme şansım yok gibidir.
Yine hafta sonu sendromundan kendimi sıyırdım. Üstelik aldığım habere göre klasik cumartesi gidişatım da olmayacak. Biraz canım sıkıldı. Sonra kendimi tembelliğe verdim. Aklıma 11 Temmuz’un Kuzey Kıbrıs için basın günü olduğu geldi. O zaman yayınlar yayınlanana kadar şöylesine bir izleme duygusu bir başka oldu. Bolca laf edilip “basın özgürlüğü” denilecek. Fakat hafta sonu nedeniyle donuklaşma yaşanacağı için siyasiler belki de çok demeç verme konumuna girmeyecek. Yine de klasik güncel akışım başladı. Sadece bizim değil birçok basın özetini, televizyon yayınını peş peşe izledim. Bizim basınımız malum, Cevdet Bey’in yine dolmuş yolculuğu vardı. Üstelik kendince müjdeleri de vardı. Örneğin bu defa gaz boru hattı söz konusu. Bolca konuşma yapma, kıyak çekme ve abartılı övgülerin de meydanı açılıyordu. Basın öylece davrandı. Bir yanda özgür basın günü, öte yanda mahşetlerle tam eksenli bir kıyak mahşetleri birbirine kavuşup havada uçuşmaktadır.
Hep basın günlerinde başta basın kesimi söz söyler. Hatta övücü konumdan dem vurulur. Ama en basitiyle, ifade özgürlüğü davası olunca, bolca gazetelerde dahi konuyu birkaç yayın dışında yazan yok. Kokteyl ve makamcı şovlarında kullanılan “basın özgürlüğü” ifadesi, gerçeğe gelince pek de rastlanması biraz tehlikelidir.
Peşinden Türkiye basını ile medyadaki haber akışına daldım. Bir klasiğe daha buyurun dedim: normal davranış haline çoktan sokulan duruş. Yine hafta sonuna gelirken, bu defa hedef Ankara Çankaya Belediyesi oldu. Aynı tirat. Bir gizli tanığın itirafıyla belediye basılıp onlarca insan gözaltına alındı. Tabii ki belediye başkanı da dahil.
Normalde yargı falan denilecek: oysa daha dün aylardır yargılanan İstanbul belediye başkanına savunma hakkı dahi verilmeme pratiği yaşandı. Üstelik Çankaya operasyonu, kısa zaman önce İstanbul’dan Ankara’ya atanan savcı tarafından gerçekleşmesi de tesadüf olamazdı. Ama perşembe olanlar Türkiye’deki gerçeğin yeni katkılı belgesiydi. 143 suçtan yargılanan ve aylardır süren davada, savunma için birkaç saat verildi. Hem de avukatların da savunma yapması da dahildir.
Bu pek de anlaşılan bir uygulama değildi. Örneğin: onca suçlanan Öcalan dahi otuz gün savunma yaptı. Cunta döneminde siyasi birçok kesim günlerce savunma yaptı. İlk defa hem de 143 suçlama getirilen İmamoğlu’na sadece birkaç saat savunma yap denildi. Sonra da söylediği sözlerin sadece savunma yapmayacağım bölümü alınıp “susma hakkını kullandı” denildi.
Tüm bunlar Türkiye’de NATO zirvesi döneminin şovlu abartılı durumlarıyla öteki yüzün birlikteki resmi oluyordu. Tabii bir de NATO zirvesi sonrası Trump’ın yaptıkları ile verdiği mesajlar da hâlâ gelen yeni bilgilerle konuşturulmaya devam ediliyor. Elbet Türkiye de bu zirveden kendine yontmaya devam ediyor. Özellikle de eleştirilmemekten, yaptıklarına laf denilmemesinden gayet memnun.
Fakat Trump bu: çelişkili konuşsa da bir dediği aynı cümlede değişik algılara neden olsa da yine Trump’tır. Amerika’nın devlet başkanı. NATO’nun merkezi gücünün yöneticisi. Örgüt hâlâ onun diline bakıyor. Dilediğini suçlayıp dilediği yalanı kolayca sıkarken, “neden yaptım” diye soracak olan gazeteciler, zaten salona alınmadı.
Trump devam ediyor. Bu defa kendine suikast düzenleneceğini ilan ediyor. Bunu New York Times yazdı. Hatta hediyeli Katar uçağına dönüşte binmedi. Nedeni de İsrail’in bildirdiği suikast ihtimali denildi. Birileri ekler: üç defa suikast girişimi olduydu. Ama daha suikastler olurken, şu sorular hep akılda kaldı. Neden suikastçılar yakalanma şansı varken, öldürüldüler? Ama konuşan Trump. Birçok ülke onun diline bakar. Türkiye boşuna meşruiyetini ondan istemedi.
Halbuki tersinden işler gidiyor. Amerika birçok suikastin direkt sorumlusu. İsrail bildirimli ihbarın hedefinde İran deniliyor. İran’ın Trump’ı suikastle öldüreceği sızdırıldı. Halbuki daha dün Amerika ve İsrail İran’ın dini ve hükümet-ordu yetkililerini göstere göstere katletti. Yine şu anda gömülen dini eski lider Hamaney’i de İsrail-Amerika ortaklığında katledildi denildi. Ama bunlar yokmuşçasına algı, paranoya derecesine sokulan “Trump’a suikast” bilgileriyle kamuoyunda gündem saptırmaya devam ediliyor. Tam da Amerika görüşmeler olurken İran’ı da bombaladığı koşullarda.
Bu arada unutturulan Gazze’den yine ibretlik haber de geldi. Daha kamuoyu bunu yayınlayıp yayınlamama ikileminde. Bazı damgalı medya konuyu haberleştirdi. Gazze’de yapılan bir soykırım ve toplu sürgün uygulaması vardı. İnsanlar darmadağın ve çadırlarda yaşıyorlardı. Dünya kupası maçları da var. Bir Mısırlı yardım kuruluşunda çalışırken, çocukların en azından birkaç saat rahat nefes de alması adına büyük ekran kurar. Çocuklar maçları izleme şansına gelir. Ama hep yazdık: faşizmde insancıllık falan yok. İsrail uçakları, ilgili Mısırlıyı bombalayarak arabasında katletti. Şimdilik fazla ses çıkmadı. Üstelik uluslararası insani yardım heyetindeydi.
Dedik ya: emperyalist sistem gerçeği, faşist devlet biçimi ve bunların harmanlaşarak uluslararası sömürgeleştirme hamleleri öyle insan falan da dinlemiyor. İşte size cumartesi sabahından arada yakaladığım birkaç örnek.
Tam bir emperyalist gerçeklik. Hâlâ birileri emperyalizmi kullanmama kaçışına, faşizmi yumuşatıcı kelimelerle normalleştirsinler. Yukarıdaki örnekler gerçeklerden kaçmakla, onların yok edilemeyeceğinin acı yaşananıdır. Hele de özgür basından övülenler, neden en ufak durumda “ama olmaz” demenin paranoyalaşan sihhatine epey ihtiyaç var. En iyisi Türkiye’ye gitsinler. Bakın NATO liderlerine Erdoğan tabanca ve bir kutu mermi verdi. Belki onlara da verir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



