yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: Çevre gününden çerçeveci simgesine

Özkan Yıkıcı yazdı: Çevre gününden çerçeveci simgesine

Bugün Beş Haziran. Dünyaca kabullenen önemli Çevre Günü’dür. Günle alakalı kamuoyu yaratma, sorunları kavratma çabalarının olması amaçlanıyor. Tartışılmaz denilen sonuç, ülkemizde de geçerli hâle sokulan durum şu: konu o denli darmadağın edildi ki risksiz ve dileyen dilediğini atıp tutmakta serbest ortam oluşturuldu. Hem çevreyi katleden, çevreden fonla rant kapan ve çevreyi koruma amaçlı olan karmakarışık bir demeçler diyarı oluşturuldu. Güvence ile inanç da her açıklama sonrası ya dikkate almama veya eleştirme kolaylığıyla karşılık bulur. Ülkemizde adeta — eğer hatırlanırsa, çünkü öylece bir kültürleşme derecesine gelen yaklaşımımız da yerleşti — durmadan peş peşe demeçleri duyacağız. Kimisi de faaliyetler yaparak kendince günün anlamıyla uğraşacaktır. Ama ne yazık ki bazıları da ya konunun anlamına sahip olmayan veya karşısındakine dalga geçme fırsatını kullanma adına isimlendirme de yapacaktır.

Doğrusunu söyleyeyim: ben sık sık yazmaya geçtiğim doksan altı yılından beri bu tür günlerin gündeminde yazı yazdım. Kendimce önemini de belirttim. Gereken yerde de eleştirimi yaptım. Ancak zamanla olan gelişmeler beni bu konuda yavaş yavaş geriye çekti. Çünkü konu malum da birilerinin konuşurkenki samimiyetsizliği, başka amaçlı kullanması sonucu bana biraz ters geldi. Öyle ki konuyu yazarken artık salt günle alakalı değil, konuyla ilgili konuşanların da kendisini eleştirme konumuna getiriyordu. Bir anlamda, siyasal gelişimin çevrecilikle aynadaki resmine takılıyordum. Öyle ya, çevreyi katledenlerin o gün çevreyle alakalı demeç vermesi, çevreyi kullanıp ceplerini doldurup en modern arabayla hava atarken bana ve ahaliye çevre duyarlılığı sunması bence hiç de doğru değildir. Hatta zamanla daha çirkinlikler de oluştu: makamında en korkunç katletme kararına imza atan, bakandan müdüre, belediye başkanından mühendisine çevreler, birden emekli çıkınca şu veya bu şekilde kurdurtulan örgütlerle baş çevre savunucuları olup bize dersler vermeye girişiyorlar. Kendi kendini yaşamla savuranlar, artık yaşlı hâlindeki kahveye gitme ihtiyacını kendince çevreci olmakla adeta ismini gündemde de tutmaktadır.

O zaman ne olur: ahalinin bir kısmı bu kıyası yapar. Bazen bana da söylenen simgeyle onlara çerçeveciler derler. Bir ince alay etme kelimesi kondururlar. Zaten anlamını şöyle hayatta yakalarız: Çevre Günü’nde onca lafa rağmen dikkate alan yok. Hatta faaliyetlerine katılanlar, demeçleri verenler, sonradan çevreyi kirletme, katledilmesine gereken kararları alma sürecine devam ediyorlar. Hele de makamcılardan fonculara inci dolu sözler savrulurken, peşinden çevre katliyamlı davranışı da çekinmeden imzalayıp ranta teslim etmekten geri durmuyorlar.

Siz siyasal gerçekleri yok sayarsanız, siyasal kültürleşme ile çevre katli doğallaşırsa, yalanı çıkar sağlamada kullanırsanız, onca demeç havadaki ufak nem kadar karşılık bulmaz. Hele denizlerdeki kıyım, taş ocakları tahribatına, ormanların yok olmasına imza atıp kabullenirseniz, vereceğiniz çevre demecinin de hiç anlamı kalmaz. Hele de emekli olunca ister bakanlıktan ister belediyeden, isterse mesleki yapıdan çevreci kesilirseniz, en kolay yaptığınız zarar, bilgilere inanan insanların da inanmasını engelemekle devam etmenizdir.

Hep eleştirel ama yaşanan gerçeklerle sınırlı kalmama adına bazı önemli ama onca demeçte pek tekrarlanmayan gelişme bilgileri de yazacağım.

Özellikle dünyada çevre sorunu seksenlerden yükselen ivmeyle kamuoyuna düştü. Başta Avrupa’nın batısında sosyalist devrimci çizgiler gerilerken, sosyal demokratlar liberal çizgiye kayarken, solun aklına Gramsci geldi. Gramsci okuması üzerinden tıpkı kırklardaki İtalyan sol alanını aştılar. Başta Almanya’da belirli sol kesim, Yeşiller hareketiyle dünyadaki yine kapitalizmin özüyle yapılan çevre katliyamına karşı sosyal muhalefet hareketine giriştiler. Artık sosyalist devrim yerine çevrenin kurtarılması çizgisine oturtuluyordu. Üstelik nükleer enerji gibi önemli bir yeni kaynak da rekabet sermayesine katılıyordu. Yeşiller partileriyle birlikte bir kısım yine sol kişi, parti değil de salt çevre eylem yapılı örgütler kurdular. Bunlar dikkat çekme adına eylemler yapıyorlardı. Böylelikle dünyada sol yenilgiyle oluşan savrulmada Gramsci’ye başvurarak sosyal muhalefet çizgisindeki çevre hareketleri yükseldi.

Tesadüfe bakın ki aynı dönemde bilim kesimi de dünya iklim bozulması raporlarını yayınlamaya başladılar. Bu sosyal muhalefetli hareketlere adeta hareket alanında önemli malzeme oldu. İşler böylelikle sosyal muhalefetli, sistemi eleştiren çizgide gelişti. Dünya aslında şimdi pek söyletilmeyen gerçekle, sosyalist kesimin sayesinde çevreyle kapitalizmin eleştirel öteki yönüne dokunmaya başlamıştı.

Bu konu ikili yürüdü. Öyle ki bazen milyonluk dolar projelerle söylenenin ya olmadığı veya denilen kadar değildir saldırgan savunusuyla karşılık verildi. Fakat Batı Avrupa’da özellikle devrimci solun oluşturduğu boşlukla kitlesel karşılık Yeşiller partileri bulmaya başladı. Seçimlere girip konuyu parlamentoya dek taşıdılar.

Doksanlarda Sovyet bloğunun da dağılmasıyla kapitalist emperyalist dünya yeniden şekilenmeye başlandı. Dünya Bankası bu konuda epey destekleniyordu. Fakat kaçınılmaz başka sonuç da çevre konusu epey karşılık buldu. Zamanında dolarlarla yok sayılan olgu, birden BM toplantı düzenleyecek derecede kabul gördü. Meşhur Brezilya zirvesi yapıldı. Ama hegemonya, tekelci sermaye kesimindeydi. Ret etme yerine kabule çekilirken, karşı silahını da buldu. Dünya Bankası merkezli yeni strateji oluşturdu. Devlet üstü ama sermaye kontrolü yapılar geliştirmeye girişildi. Üstelik projeyi onlar yaparken, kuruluşlarına önemli fırsatlar da sundular. Gezilerden ödeneklere dek desteklendi. Bir anda kapitalizm çevre örgütlerine ters görürken, sivil toplum kuramına karşı çıkarken, ansızın bu yapıları savunan merkezi Dünya Bankası destekli yeni alan açıldı. Hatta öyle bir kaynak da oluşturdu ki kaynakları devletlerle değil kendine projeli bağımlı örgütlerle kuruluşlara verip mali güç olarak da kullanma alanı açıyordu.

Hatırlayın, bir anda iki bin başında ülkemizde mantar gibi birçok çevreci örgüt oluşturuldu. Sivil toplum ifadesi kolayca satışa kondu. Doğru dürüst çevreci örgüt yokken, birden otuza yakın dernek ya da sivil toplum ifadeli yapı çıktı. Bir kısmında ise zamanında bakanken, çevre katliyamı mimarları da başkan olarak yerini aldı. İnsanlar şaşırırken, bir anda etrafı kapatırken, çevre katliyamları da tam o dönemde alçak orman arazisi yasasıyla ormanların da yok etme fermanı çıkıyordu.

İşte Çevre Günü öyle yayıldı ki BM, Beş Haziran’ı Uluslararası Çevre Günü olarak ilan etti. Bu arada ekleyelim: zamanında en güçlü sosyal muhalefet olan bazı önemli Yeşil partiler — Almanya gibi — şimdi sermayenin en keskin savunucusu hâline geldiler. Alman Yeşiller Partisi savaşı destekleyen, silahlanmayı onaylayıp ateşlice uygulayan, bazı başkanları bir dönemin en karşı noktası enerji kurumlarına danışman olmaya dek geldi. Şimdiki Almanya Yeşiller Partisi’nin sosyal muhalefet değil de sağın tamamlayıcı sayısal aparatı hâline gelmesi tesadüf değildir. Sınıfsal özden kopma, merkezi yaklaşımlar oldukça, salt muhalif olma kriteri de erozyona uğrar. Hele de egemen sermaye sınıfı bu alanı kullanmaya başladıysa.

İşte son çevrecilik durumu ile gelinen tarihsel birikim bana böylesi bir resmi çizmemi getirdi. Elbet mücadele edenler var, muhalif olup kapitalizme karşı durmaları da mevcut. Ama ne yazık ki birçok çevreci yapı artık salt çevre değil, değişik çıkarların bu bölümdeki yörünge uydusu hâline geldi. Hele bizim memlekette bolca çevreci örgüt ve en ufak katliyam doğasını engelemekten tavırsız kalma ikilemi var. Bazı konuştuğum sıradan insan boşuna çevreci bazen görünce “çerçeveci” deyip dalga geçmiyor. Bitmeyen gerçek ise iklimlerin bozulmasından, doğa katliyamlarına dek dünya doğasının tahrip olduğu. Çoğu da geri dönüşemeyecek konumda. Hem iklimler hem de gıda yoklukları artık sorunlarıyla birlikte yaşatılıyor. En basit göçler dalgasında dahi kuraklaşmadan toprak kayıplarına varan yaşananların sonuçları olarak karşımızda dizilmektedir.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Hindistan’da tipik bir hareketin, sokak karşılığı

Hindistan, son dönemlerde iyice gündeme çekildi. Yoğun nüfusuyla kendine...

Özkan Yıkıcı yazdı: Tarihsel gelişmelere tanıklık ederken

Sabahleyin uyanırken dahi artık biriken gerçeklerle, biraz düşünürsek, tarihsel...

Özkan Yıkıcı yazdı: 20 Temmuz benim için hatırlattıklarından seçkiler

Her 20 Temmuz sabahı uyandığımda, birçok günü bir anda...

Özkan Yıkıcı yazdı: Emperyalist gerçeklikte İran’a karşı olan saldırılar

Kapitalist sistem neoliberal sürece geçerken, kendi resmi ideolojik bakışını...

Özkan Yıkıcı yazdı: Yeniden 15 Temmuz gelirken 3

Peş peşe sizi yakın tarih hafıza canlandırmaya odaklaştırdım. 15...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,919TakipçilerTakip Et
911AboneAbone Ol

Son eklenenler

George Koumoullis yazdı: Kıbrıslı Türklerin Yok Oluşu: Çözümü Zorlaştıran Görünmez Etken

Hemen açıklığa kavuşturmak isterim: Kıbrıs Türk toplumu herhangi bir...

Ceyda Beysel yazdı: Mücadele umut versin

Arnavutluk’ta Zvernec bölgesinde koruma altındaki Sazan Adası’nı da kapsayan Trump ailesi...

Yücel Özdemir yazdı: Avrupa’nın ‘şans kıtası’ Afrika mı?

Bir yıldan fazla bir süredir Almanya Dışişleri Bakanlığı koltuğunda...

Fikret Başkaya yazdı: Akademide kırım

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin hemen sonrasında ve takip...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hindistan’da tipik bir hareketin, sokak karşılığı

Hindistan, son dönemlerde iyice gündeme çekildi. Yoğun nüfusuyla kendine...

Maria Yeorgiu yazdı: Amiyandos: Monte Karlo’dan Sessizliğe

Kıbrıs'ın dağlık bir köyü bir maden sayesinde nasıl refahın...

Canlı yayın