NATO toplantısı başlarken bugüne durmadan bir şeyler yazdım. Demeçler içinde boğulma yerine, genel geçer siyasal koşullarla bilgilendirme yapmaya uğraştım. Ne kadar başarılı oldum, takdir elbet okuyucunun. Artık zirve sonlandı. Bildirge yayınlandı. Genel değerlendirmesini önceki yazımda kısaca yaptım. Daha çok öne çıkarılmayan gerçeklerle hareket ettim. Şimdilik son makalemi konuyla alakalı yazacağım. Kaçırıldığı gibi görülen birkaç konuya dokunacağım. Bir de pek seslendirilmeyen Suriye şeriat başkanı Şara’nın da Ankara’ya gelip ziyaret nedenlerine mutlaka yer vermem gerektiğine inanıyorum.
Tekrardan en önemli eksikliğe dokunacağım. Dünkü makalemde de yeniden dokundum. Soru soracak gazetecileri salona almadılar. Basın deyimiyle akredite edilmediler. Böylelikle en basit sorular dahi sorulmadı. Bu zemin, bol bol şov yapılmasına da kolay alan oluşturdu.
Eğer, salonda gazeteci olsa, sorgulama ile bilgilendirme adına soru sorulacak olsaydı, konu bir başka olurdu. Nitekim, Trump öyle sözler söyledi ki değmeye gitsin. Örnek mi: Erdoğan’ı övdü. New York Times gazetesinin yazdığı gibi Avrupa’nın liderlerine püskürdü. Ama İran konusunda açıkça şu ifadeyi kullandı: “Avrupa konuya uzak dururken, yanımızda olmazken, bize en çok desteği Erdoğan verdi.” O zaman gazeteci olsaydınız şu soruyu patlatırdınız: hangi alanda İran’a karşı ortak davrandınız, diyerek farklılığı isteyecektiniz. Gerçekten önemli konuşma ve soruya açık. Herkes Türkiye’yi tarafsız bilirdi. Oysa Trump başta İspanya’ya demediğini bırakmazken, Türkiye’yi İran’a karşı anında olduğunu ve destek verdiğini açıklıyordu.
Başka bir davranış da hediye vermede yaşandı. Erdoğan Belçika başbakanı ve İngiltere başbakanı gibi liderlere silah hediye eder. Tabii bir kutu da mermi. Hiç düşünülmedi: ilgili ülkelerin liderlerinin hediye alma şekilleri ve ülkeye silah sokma prosedürü akla bile gelmedi. Çünkü, Türkiye’de normalleşen sistem malumdu. Bu da yukarıda belirttiğim iki başbakanın da hediye karşısında ülkeye giriş prosedürü ve hediye alma olanaklarıyla alakalı değerlendirmeler oldu.
Bu arada Erdoğan’ın eski doktoru ve şimdi muhalefet kesiminde mecliste olan Turan Çömez, yukarıda yazdığım İran’la alakalı soru ile Trump’ın iki de bir Türkiye liderini sadık olarak söylemesinin anlamını soran meclis başkanlığına soru sorulacağını belirtti. Tabii Çömez de ekledi: “soru soracak gazetecinin salona alınmamasının sonucu da böylesi önemli konuların da sorulmamasını yarattı” dedi.
Son bir not daha: NATO zirvesi öncesi Türkiye’ye iki üs bilgisi de duyuldu. Birisi Adana’da, birisi de İstanbul’da Karadeniz kıyısında kurulacak. Ek yapalım: Ortadoğu ve Ukrayna yelpazesi arasındaki Türkiye’den söz ediyoruz. Adana üssüyle Ortadoğu’ya yönelik veya İstanbul’daki deniz üssüyle Karadeniz’e ulaşıp Montrö Anlaşması’nı delme çabalarının olmayacağını kim söyleyebilir…
Gelelim öteki konuya: hep araya sıkıştırıyorum: Suriye’yi unutmayın. Hem doğu komşumuz hem de emperyalist çok yönlü kontrolünde gerici karanlığın siyasal yapısı yükselmektedir. Alevi kadınların kaçırılması veya saldırıya uğramaları, örneğin haber dahi olmuyor. Şara’dan Lübnan’a müdahale edip Hizbullah’ı ezip İsrail’e yol açma teklifleri havada uçuşuyor.
Tam da herkes Suriye’yi unutmuşken, NATO havasında Trump-Erdoğan şovlarında savrulup giderken, Ankara’ya Şara gelir. Gelmekle kalmadı: birçok liderle de görüştü. Toplantı öncesi ise Fransa Cumhurbaşkanı Macron Şam’a gidip Şara ile görüşür. Bunlar olurken peş peşe Suriye’den patlama haberleri gelir. Üstelik son bomba patlaması tam da Şam’da Macron sarayda Şara ile görüşürken gerçekleşti. Bizde bunlar haber dahi olmadı. Çünkü resmi ihtiyaç molasında dahi yeri yok.
Aparat örgüt birden adını duyurdu: IŞİD sorumlu kılındı. Bir düşünün, kuzeyi Türkiye, güneyi İsrail kontrolünde olan belirli bölgelerde başka güçler varken, tam bir işgal kontrolü ülke halindeyken, hem de aparat adıyla epey kuşkularla örülen IŞİD bombalar patlatıyor. Bu Şara’ya işarettir.
Suriye üzerinde hâkim olma mücadelesi sürüyor. Ama öteki gerçek de var. Tüm çabalara karşın Lübnan’da hâlâ Hizbullah ayaktadır. Amerika ve İsrail, Şara’nın toparlanıp Lübnan’a girmesi ve oradan güneye sarkarak Hizbullah’a darbe vurmasını istiyor. Fransa ve Türkiye ise İsrail lehine olup üstelik Lübnan’ın resmen haritadan silinme konumuna karşı. Şara Türkiye talebine şimdilik dayanıyor. Açık Lübnan işgaline ve Hizbullah’ı yok etme hamlelerine sıcak bakmıyor. Zaten ülke denetimini hâlâ oluşturamadı.
Bir dip not ise: unutmamak gerekir. Şara gerici şeriatlı yapıların neferliğinden liderliğe geldi. Yine başta Türkiye kontrol alanında İngiltere ve Amerika’nın da eğitmesiyle güçlenip Şam’a girdi. Bir emperyalist projenin Suriye versiyonudur. Üstelik yakın tarihte İngiltere ve Fransa istedikleri sömürge ağını kuramadıkları için Suriye-Lübnan ayrışmasını yaptılar. Hatay’ı da ikinci paylaşım savaşına girmek için Türkiye’ye verdiler. Yani Ortadoğu bir kaygan bataklık gibidir. Girdiğinde battıkça batarsın.
Son nokta. Tekrarda fayda var: K. Kıbrıs’tan konuyla alakalı Ankara’ya giden Kudret. Kudret malum medyada şovunu yaptı. Yaptı da kendini beğendirme konusunda ne denli başarılı oldu, bilemem. Ama dörtlü koalisyonu nasıl bozduğu ve sonradan kendi tercihi yerine Tatar’ın geçtiğini birilerinin hatırlatması da önemlidir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



