yazılariktibasKansu Yıldırım yazdı: NATO'nun 1.5 trilyon dolarlık küresel askeri fabrikası

Kansu Yıldırım yazdı: NATO’nun 1.5 trilyon dolarlık küresel askeri fabrikası

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net
Kategori:

36. NATO Zirvesi başlamadan önce NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, küresel savunma sanayisinin transatlantik ölçeğini tanımlamak için “Bu sanayi tabanı Kaliforniya’dan Türkiye’ye kadar uzanıyor” dedi. Zirvenin arifesinde AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile birlikte kaleme aldıkları “What Europe and NATO must do to be ready for war” (“Avrupa ve NATO savaşa hazır olmak için ne yapmalı?”) başlıklı makalede, Avrupa’nın pozisyonunu vurgulamak için “Kaliforniya’dan Kiev’e, Kopenhag’dan Varşova’ya, Oslo’dan Ankara’ya” şeklinde hattı güncellediler.

Türkiye’de gerçekleştirilen NATO Zirvesinde üye devletler 50 milyar doları bulan anlaşmalar imzaladılar. “Makinelerin uğultusu bir kükremeye dönüşmeli. Para hazır ve çok daha fazlası da yolda” sözleri eşliğinde imzalanan anlaşmalar yeni bir güvenlik konsorsiyumunun işaret fişeği oldu.

NATO Zirvesinin, üye devletlerin jeopolitik ve ekonomik koşullarına göre ayrı ayrı ve sembolik anlamları olduğu kadar, bölgesel talepler ve ihtiyaçlar açısından ortak anlamları da vardır. Zirveyi önemli hâle getiren etkenlerin başında da “ortaklık” arayışı gelmektedir. Makalede, Avrupa’nın askeri stok ve kapasite açığına, sivil sanayinin ise askeri üretimde daha fazla rol alması gerektiğine dair yapılan vurgunun önemini buradan hareketle kavrayabiliriz.

Avrupa, Ukrayna savaşıyla birlikte siyasi ve askeri entegrasyondaki kıtasal yetersizliğini görerek 2022 yılından bu yana savunma sanayisi odaklı bir dönüşüm süreci başlattı. Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana askeri harcamalardan üretken sermaye yatırımlarına geçişin yeniden planlanması, devletler arası işbirliğinin artırılması ve savunma sanayisi kapasitesinin yeniden inşası gibi çok boyutlu bir dönüşüm gündeme gelmiştir. Ancak bugün yaşanan entegrasyon dalgası, Batı bloğunun kolektif emperyalist reflekslerini canlandırmak amacıyla 2022 sonrası dönemin ürünüdür. Savaşa bağlı faktörler ön planda olsa da, Batı bloğununun hegemonik üstünlüğünü hedefleyen sanayi politikaları bir o kadar belirleyicidir.

Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Javier López’in “A Post-American Europe Must Build Its Own Power” (“Amerika Sonrası Avrupa Kendi Gücünü İnşa Etmelidir”) başlıklı yazısında, Avrupa’nın iktisadi olarak güçlü olsa da bu gücü siyasi, askeri ve teknolojik egemenliğe dönüştüremediği; yeni çok kutuplu dünyada giderek daha bağımlı hâle geldiği; ABD transatlantik ittifakın bir parçası olsa da çıkarlarının Avrupa’nınkilerle giderek daha az örtüştüğü belirtilmiştir.

Danimarka menşeli Dansk Industri’nin CEO’su Lars Sandahl Sørensen de benzer şekilde bir yazısında, Avrupa’da büyük miktarda tasarruf ve sermaye bulunmasına rağmen bu kaynakların üretken yatırımlara yeterince yönelmediğini, bunun nedeninin de finansman yetersizliğinden ziyade parçalanmış iç pazar olduğunu ifade etmiştir.

Son birkaç yıldır Avrupa’nın geleceğine dair yapılan tartışmalarda öne çıkan eleştiriler ve kaygılar; Avrupa’nın hegemonik üstünlüğünü ve bunun sağladığı avantajları yitirdiği, üretim ve ticari kapasitesindeki göreli hâkimiyetini kaybettiği, iç pazarın parçalanmışlığının Avrupa’yı bağımlı hâle getirdiği yönündedir.

Küresel makroekonomik veriler de bu değerlendirmeleri doğrular niteliktedir. Avrupa ekonomisi son 40 yılda belirgin bir göreli ağırlık kaybı yaşamıştır. 1980’lerde dünya ekonomisinin yaklaşık dörtte birini oluşturan Avrupa’nın payı günümüzde yaklaşık yüzde 17-18 düzeyine gerilemiştir. Aynı dönemde Avrupa’nın potansiyel büyüme hızı da yaklaşık yüzde 2 seviyelerinden yüzde 1’e düşmüştür.

Avrupa açısından askeri ve ekonomik entegrasyonun yanı sıra ideolojik ve düşünsel konsolidasyonun yeniden sağlanması bakımından, yeni güvenlik konsepti -başka bir ifadeyle “NATO 3.0” olarak anılan yeni Atlantik güvenlik paradigması- tam da burada devreye girer ve işlev kazanır. Avrupa Birliği (AB), NATO ve üye devletlerin son iki yılda yayımladığı strateji belgeleri, savunma sanayisinin yalnızca askeri ve bölgesel güvenlik odaklı olmadığını; Avrupa’nın yitirdiği küresel rekabet gücünü geri kazanmada, teknolojik egemenliği ele geçirmede ve endüstriyel ekosistemin dayanıklı kılınmasında hayati bir rol oynadığını ortaya koyar.

İlk parametre olarak Avrupa Savunma Ajansı’nın (EDA) “Defence Data 2024-2025” Raporu’na bakabiliriz. AB üyesi ülkelerin toplam savunma harcamaları 2024 yılında 343 milyar avroya ulaşmış, 2025 yılı için ise 381 milyar avroluk harcama öngörülmüştür. Aynı dönemde savunma yatırımlarının yaklaşık 106 milyar avrodan 130 milyar avroya, ar-ge harcamalarının ise yaklaşık 13 milyar avrodan 17 milyar avroya yükselmesi beklenmektedir.

NATO’nun 2025 yılında yayımladığı, savunma sanayii kapasitesinin genişletilmesine ilişkin rapor metninde de bu eğilimi görürüz. Von der Leyen ve Rutte’nin eksiklik olarak gördüğü; yüksek yoğunluklu çatışmaların mevcut üretim kapasitesinin çok üzerinde mühimmat ve silah sistemi gerektirdiği, Ukrayna Savaşı’nın NATO ülkelerinde uzun yıllardır uygulanan düşük stok ve “tam zamanında üretim” modelinin dezavantajlarını gösterdiği, raporda öne çıkan saptamalar arasındadır.

Yeni güvenlik konsepti, askeri birliklerin büyüklüğünden ziyade; mühimmat üretim kapasitesine, kritik hammaddelere erişime, tedarik zincirlerinin dayanıklılığına ve sanayinin kriz dönemlerinde üretim kapasitesini hızla artırabilme yeteneğine bağlı olarak şekillenir. Bu doğrultuda uzun vadeli devlet siparişleri, ortak tedarik mekanizmaları, üretim standartlarının uyumlaştırılması ve savunma tedarik zincirinin genişletilmesi temel politika araçları olarak öne çıkar.

Almanya eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer’ın “Europe Must Face the World on Its Own” (“Avrupa Dünyayla Tek Başına Yüzleşmek Zorunda”) başlıklı makalesi, Avrupa’nın mevcut askeri sanayi alanındaki yetersizliklerini özetler. Makaleye göre Avrupa savunma sanayisinin temel sorunları; üretim kapasitesinin yetersizliği, üretimin koordinasyonsuzluğu ve üretimin kıtasal bütünleşmeden ziyade ulusal önceliklere göre örgütlenmiş olmasıdır.

Avrupa kendine her ne kadar “birlik” dese de Avrupa devletleri benzer silah sistemlerini bağımsız biçimde üretmektedir; kıtada 12 farklı ana muharebe tankı, 20’den fazla savaş uçağı modeli ve çok sayıda farklı zırhlı araç ile savaş gemisi platformu vardır. Platform sayısındaki bu çeşitlilik üretim/bakım/eğitim/parça temini/lojistik süreçlerini karmaşık ve maliyetli hâle getirir. Bu nedenle askeri sanayide ölçek ekonomisi oluşmadığı gibi, bu durum savunmada ortak hareket etmeyi zorlaştırır.

Makaleye göre AB ülkelerinin ortak savunma alımları, toplam ekipman tedarikinin yaklaşık yüzde 20’sinin altındadır. Bu durum Avrupa’nın büyük savunma bütçesini etkin askeri kapasiteye dönüştürmesini engellerken, üretim zincirlerinin parçalı yapısı da kriz dönemlerinde mühimmat ve kritik ekipman üretimini sınırlandırır. NATO Genel Sekreteri tam da bu nedenle “savunma sanayinde devrim” istemektedir.

Avrupa’nın üretim altyapısındaki askeri sanayi odaklı dönüşüm dinamiklerini en net gösteren ve en önemli metin (Ursula von der Leyen’in isteği ile hazırlatılan) Mario Draghi’nin 2024 tarihli “The Future of European Competitiveness” raporudur. Draghi, Avrupa ekonomisinin temel sorununun düşük büyümeden ziyade, üretkenlikteki zayıflık ve parçalanmış sanayi yapısı olduğunu savunmaktadır. Rapora göre Avrupa, ABD’nin teknoloji liderliği ve Çin’in devlet destekli sanayi politikaları karşısında ölçek ekonomisini yeterince sağlayamaz. Bu durum savunma sanayisinde daha belirgin hâle gelir.

Avrupa’da benzer görevleri yerine getiren çok sayıda farklı tank, savaş uçağı, zırhlı araç, fırkateyn ve füze sistemi geliştirilmekte; ulusal üretim modelleri araştırma-geliştirme kaynaklarının dağılmasına, küçük üretim serilerine ve yüksek birim maliyetlerine yol açmaktadır. Draghi bu nedenle ortak Avrupa platformlarının geliştirilmesini, ortak tedarik mekanizmalarının yaygınlaştırılmasını ve sınır ötesi savunma sanayisi entegrasyonunun güçlendirilmesini önerir.

Raporun en dikkat çekici önerilerinden biri, Avrupa’nın rekabet gücünü yeniden kazanabilmesi için yıllık 750-800 milyar avroluk ilave yatırım ihtiyacı bulunduğu tespitidir. Bu yatırımın önemli bir bölümünün yapay zekâ, yarı iletkenler, dijital altyapılar, enerji sistemleri ve savunma sanayisi gibi stratejik sektörlere yönlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir. Böylece savunma sanayisi, yalnızca güvenlik politikalarının değil, Avrupa’nın yeni sanayi politikasının ve teknolojik dönüşüm stratejisinin de merkezine yerleşir.

Bu stratejik dönüşümün en önemli sonuçlarından biri, büyük şirketler ile KOBİ tipi şirketlerden oluşan endüstri ağının Avrupa ölçeğinde genişlemesidir. Almanya’da otomotiv ve makine sektöründen çok sayıda -bizdeki KOBİ’lere benzer- “Mittelstand” işletmelerinin savunma sanayisine yönelmesi; Fransa’da yapay zekâ ve siber güvenlik alanındaki teknoloji girişimlerinin savunma projelerine dâhil edilmesi; Polonya’da ağır sanayinin mühimmat ve zırhlı araç üretimine entegre edilmesi, Birleşik Krallık’ta savunma tedarik zincirinin yüzlerce KOBİ ile genişletilmesi ortak bir eğilime işaret etmektedir: Sivil sanayi daha yoğun şekilde askeri sanayinin bileşenine dönüşmektedir.

Ne var ki, Avrupa teorik olarak otonom bir güç olmayı varsaysa bile, pratikte ABD’nin askeri üretim ve tedarik zincirlerindeki hâkimiyeti dengelerin kısa vadede değişmesine izin verecek türden değildir. NATO üyesi ülkelerde faaliyet gösteren askeri sanayi şirketlerinin ülkesel dağılımı ve ekonomik büyüklükleri incelendiğinde, yaklaşık 1,27 trilyon dolarlık küresel askeri sanayi hacminin ezici çoğunluğunun ABD menşeli şirketlere ait olduğu görülür. Avrupa’da Rheinmetall, Leonardo, Saab, Thales ve BAE Systems büyümeye devam etse de, ABD’li Lockheed Martin, RTX, Northrop Grumman, Boeing ve General Dynamics pazar üstünlüğünü elinde tutmaktadır.

EDA verileri, NATO’nun sanayi kapasitesi analizleri ve Draghi Raporu birlikte değerlendirildiğinde, Avrupa’nın önümüzdeki on yıl boyunca güvenlik politikalarını sanayi politikalarıyla bütünleştiren yeni bir stratejik paradigma inşa etmeye çalıştığı görülmektedir. Böyle bir tabloda NATO’nun işlevi, üretimi koordine ederek “ortak pazarı” oluşturmak, Ursula von der Leyen ile Mark Rutte’nin belirttiği coğrafyalarda küresel askeri fabrikanın çalışmasını sağlamak ve üye devletler arası ilişkileri ABD güdümünde planlamak olacaktır. 

NATO’nun yeni güvenlik konsepti ve Avrupa açısından yanıtı belirsiz ve en zor soru ise silah şirketlerinin trilyon dolarlık üretim ve rekabet ortamında şirketlerin yıllara yayılmış tekelci eğilimlerinden vazgeçip vazgeçmeyeceğidir. Savaş ekonomisi ile büyüyen şirketlerin savaş döneminde kendi aralarında “barışçıl” olması üzerine dayalı bir plan ömrünü ne kadar sürdürebilir? Yahut üye devletler ulus devlet reflekslerini terk ederek bölgesel çıkarları ne kadar süre ortaklaştırabilir?


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Umut Can Fırtına yazdı: Trump istedi, Infantino kırmızı kartı kaldırdı: Sana iltimas bitmez bende

Uluslararası kurumların bağımsızlığı ve tarafsızlığı her geçen gün daha...

Aykut Çoban yazdı: Antalya COP31’de ne mavi ne yeşil, kızıl bölge

İklim Değişikliği Sözleşmesi’ne taraf ülkeleri, kararlar almak için her yıl...

Özge Güneş yazdı: Güvensizlik, kâr ve refah talebi arasında

NATO Liderler Zirvesi uluslararası basında transatlantik ittifakın modern tarihindeki en...

Ayşe Hür yazdı: Türkiye’nin NATO üyeliğinin gecikmesinde Mısır ve İsrail Faktörü

Resmi anlatının aksine, Türkiye’nin NATO üyesi olması için hevesli...

Vadim Kamenka yazdı: Avrupa’nın önceliği değişti: Refahın yerini silahlanma aldı

Cenevre’de, Milletler Sarayı’nın Konsey Salonu girişinin üzerinde Britanyalı Lord...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,929TakipçilerTakip Et
891AboneAbone Ol

Son eklenenler

Yonca Özdemir yazdı: Amerika’da yeni sol dalga ve Trumpçı popülizmin geleceği

Dünyanın dört bir yanında yerleşik siyasi düzene karşı büyüyen...

Ecehan Balta yazdı: NATO’nun savaş bütçesi, fosil yakıt düzeni

Ankara’daki NATO Zirvesi’nin ağırlık merkezi Donald Trump’ın yıllardır ısrarla...

Hediye Levent yazdı: Avrupa’da Rus hayaleti ve yeniden yeni bir NATO!

Dünya yeni bir kırılmanın eşiğinde. Ankara’daki NATO zirvesini kritik...

Kavel Alpaslan yazdı: ‘Aşçı, köfteleri tazele! Ülkemizi NATO’ya kötü göstereceksin!’

Normal şartlarda Ankara, bürokrasi trafiğine alışkın bir kent. Hatta...

Özkan Yıkıcı yazdı: Arada kaçırılmış gibi olanlardan, demeç ve Suriye gerçeği

NATO toplantısı başlarken bugüne durmadan bir şeyler yazdım. Demeçler...

Özkan Yıkıcı yazdı: NATO liderler zirvesi sonlanırken

Aylardır gündemde dolaşan, iki günlük toplantı yapılan otuz altıncı...

Minas Stilianu yazdı: Kıbrıslı Rum Reddiyeciliği: Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluşundan 1974’e Kadar

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1960 yılında kurulması, Kıbrıs tarihinin en önemli...

Özkan Yıkıcı yazdı: Son gündemleşmelerle birlikte Kıbrıs ve NATO güncelliği

Sabahleyin yerel gazetelere bakınca iki konu ağırlıktaydı. NATO zirvesi...

Canlı yayın