iktibasKavel Alpaslan‘Özgürlüğü seven herkesin Kızıl Ordu’ya ödeyemeyeceği bir borcu var’ - Kavel Alpaslan

‘Özgürlüğü seven herkesin Kızıl Ordu’ya ödeyemeyeceği bir borcu var’ – Kavel Alpaslan

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

Heykeller neredeyse her zaman ‘bilindik’ insanları işler. En fazla krallar ya da başkanlarla karşılaşırız. Boyutları daha küçük olmakla birlikte bazen yazarlar, sanatçılar ya da bilim insanlarına da denk geliriz. Sıradan insanlarsa nadiren kaidelerin üzerine çıkmayı başarır.

Moskova’nın Partizanskaya metro istasyonunda bir heykel ‘sıradan’ bir insanın ‘sıra dışı’ kahramanlığını anlatarak bronza dönüşme şerefini böyle bir kişiye bahşediyor.

Perondaki bir sütunun altında sizi bir yaşlı adam heykeli karşılar. Kitabesinde ‘Matvey Kuzmin’ yazar. İstasyonun isminin verdiği kopyadan da anlaşılacağı üzere Kuzmin, antifaşist bir direnişçidir. Elinde yamuk sopası, üzerinde kırışık paltosuyla cisimleşen heykelin önemi ilk bakışta fark edilmiyor olabilir. Ancak o, henüz savaş bitmeden heykeli dikilecek kadar Sovyet halkının değer verdiği bir kişidir.

Seksenlik bir adamın kurduğu pusu

Sovyetler Birliği’ni işgal eden Nazi ordusu Kurakino köyüne girdiğinde seksenini geçmiş Kuzmin’in bacaklarında yola düşüp kaçacak gücü yoktur. O güne kadar avcılık ve balıkçılıkla yaşayan Kuzmin, köydeki Nazi komutanın ilgisini çeker. Çevrede hâlâ savunmaya çekilmiş Sovyet birlikleri varken Naziler için coğrafi bilgiler hayati önem taşır. Bu ihtiyarsa çevredeki tüm ormanları avucunun içi gibi biliyordur.

Bu sebeple komutan ‘açlık’ ve ‘avcılık’ gibi zaaflarını düşünerek Kuzmin’e bir teklif götürür: un, gaz yağı, para ve yepyeni bir Alman av tüfeğini masaya koyar. Karşılığında Kuzmin’den rehberlik ister. Böylece Naziler, coğrafi avantajı lehlerine çevirerek Sovyet birliklerine daha rahat saldırabileceklerdir. Yaşlı adam komutanın elini sıkar ve kendisine sunulan anlaşmayı kabul eder.

Naziler karlı havalar için uygun kayak takımlarıyla operasyona hazırlanırken Kuzmin 14 yaşındaki torunu Vasili’yi yanına çağırır ve kendilerinden önce Sovyet askerlerine ulaşıp durumu anlatmasını tembihler, ardından yola koyulurlar.

Yol boyunca torununun başarılı olup olmadığını merak eder, fakat düşünceleri makineli tüfek sesiyle kesilir. Kızıl Ordu askerleri Nazi birliğindeki yaklaşık 30 askeri fazla zorluk çekmeden öldürür. Fakat ihaneti hemen fark eden Alman komutan, çatışmada ilk kurşununu Kuzmin’e sıkar, yaşlı ‘direnişçi’, karların içerisinde hayatını kaybeder.

Faşizmin sermayeyle göbek bağı

Bundan tam 81 sene önce Dağıstanlı bir Kızıl Ordu askerinin Reichstag’a diktiği bayrakla birlikte faşizm karanlığı resmen ezilerek yok edildi. Zaferin bedeliyse Sovyetler Birliği için ağır oldu: On milyonu asker, 25 milyonu aşkın insanını kaybetti. Yüzlerce köyü toza dönüştüren Nazilerin ilerleyişi Kuzmin gibi milyonlarca insanın can pahasına direnciyle durdurulabildi

Peki ya mağluplar? Nazilerin bileği büküldü ancak geride kalanlara ne oldu? Bütün Naziler tövbe mi etti? Faşizm sonsuza dek tarihin çöplüğüne mi atıldı?

Eğer tarihin motor gücünün sınıf mücadelesi olduğunu varsaymıyorsanız böyle düşünebilirsiniz. Ancak Nazi faşizmini ortaya çıkartanın bizzat kapitalizmin kendisi olduğunu hatırlayacak olursak hem tarihi daha iyi kavrarız hem de bugün Avrupa’da aşırı-sağcı faşist partilerin neden güçlendiğini görebiliriz. 

Bulgaristanlı komünist Georgi Dimitrov “Faşizm, kapitalizmin en gerici, en şovenist ve en emperyalist unsurlarının açık terörist diktatörlüğüdür” derken tam da bu bağlantıdan bahsediyordu. Nazilerin iktidara yürüyüşünde Alman burjuvazinin dev isimleri Adolf Hitler’e eşitlik ediyordu.

Antifaşizme atılan tanıdık çamur

Birinci Paylaşım Savaşı’nın enkazı faşist hareketleri doğururken bugün neoliberal yıkım farklı bir çehreyle çok benzer bir reaksiyonu tetikliyor. Avrupa’da 9 Mayıs ve antifaşist mirasa yönelik artan saldırıların bugünlerde yaşanıyor oluşu tesadüf değil. Başta Polonya, Ukrayna ve Baltık ülkeleri olmak üzere pek çok Avrupa ülkesi Sovyetlerin antifaşist direniş heykellerini birbirleriyle yarışırcasına yıkıyor.

Birkaç örnek verelim: Almanya’dan Doğu Avrupa’ya pek çok ülkede 9 Mayıs’ın Zafer Günü olarak anılması çeşitli şekillerde yasaklandı. Bu ülkelerde komünist partiler ‘yasa dışı’ ilan edildi, hâlâ da edilmeye devam ediyor. Üstelik ‘halk istiyor’ diye bunlar yaşanmıyor: Nüfusunun önemli bir bölümü Rusça konuşanlardan oluşan Letonya, pek çok antifaşist heykeli söktüğü gibi Rusça dilinin kullanımının önüne sürekli yeni engeller getiriyor. Gerekçeler epey gülünç: “Rus işgalini çağrıştırıyor (Evet, Nazilerin kovuluşuna ‘işgal’ diyorlar) ” ya da “Ukraynalılar çok hassas” gibi ifadeler kullanılıyor.

Hatta sadece ‘yıkmıyor’ bazen ‘yapıyorlar’ da. Modern Nazi tugaylarının kol gezdiği Ukrayna’da ‘ulusal kahraman’ ilan edilen Nazi iş birlikçisi Stepan Bandera gibi bir sürü isim parlatılıyor. Mesela kısa süre önce Estonya’da, bizzat Nazilerin SS tugaylarında savaşmış Georg Sooden’in heykeli dikildi. Açılışı askerlerin katıldığı resmi bir törenle yapıldı.

Bu sadece birkaç Doğu Avrupa ülkesindeki Rusya karşıtı hükümet politikalarıyla açıklanabilecek bir hikaye değil (Ki zaten sadece Doğu Avrupa ile sınırlı da sayılmaz: Almanya 9 Mayıs’ta kızıl bayrağı yasaklarken Berlin’deki görkemli antifaşist anıtları yıkmayı gündeme getiriyor). Ukrayna savaşından sonra Avrupa’nın yönetici elitleri eteklerindeki taşları döküyor. Bugüne kadar yarım ağızla yapılan açıklamalar yerini cüretkar hamlelere bıraktı. Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas’a göre 9 Mayıs Zafer Günü’nü anmak ‘Kızıl Ordu’yu romantize ediyor bu da Rusya’nın saldırganlığını meşrulaştırma riskini taşıyor bu sebeple Avrupalı liderlerin bu etkinliklere katılmamaları gerekiyor.’

İnanın Estonya’daki heykel de, Kallas’ın açıklaması da son dönemde devamlı karşımıza çıkan faşist karşı saldırı dalgasının en ‘yumuşak’ sayılabilecek örneklerinden. Yakın tarihin gazete arşivleri bunun gibi sayısız haberle dolup taşıyor. Üstelik Avrupa Birliği’nin (AB) en üst kesimlerinden belde başkanlarına… antifaşist direniş mirasına saldırıda burjuva-liberallerle faşistler ahenkli bir ortaklığa sahip. Tıpkı işçi sınıfını baskı politikalarındaki ortaklıkları gibi. Tıpkı savaştan sonra ‘antikomünist tecrübelerini aktarmak’ adına Nazi kadroların Batı Almanya ve ABD tarafından kabul edilişi gibi. Tıpkı savaş sırasında bile süren ‘Bolşevizm düşmanlığında’ olduğu gibi (1941’de Sovyetler Birliği, savaşın en şiddetli yaşandığı Doğu Cephesinde mücadele verirken ABD’nin 250 şirketi Nazi Almanya’sında faaliyet gösteriyordu).

Bağışıklık düşünce nükseden virüs

Bazı virüsler vücudumuzda belki onlarca yıl gizlenerek yaşar. Fakat bağışıklığın düştüğü uygun koşulları hissettiği zaman tüm gücüyle ortaya çıkar. Sonunda yenilirse bu sefer mutasyon geçirir ve yeni bir formda aynı koşulları tekrar beklemeye koyulur.

Burjuva-liberallerin reçeteleriyse antik dünyada kullanılan arkaik tıbbi müdahaleler gibidir. Hastalığı körükleyip kronikleştirmekten başka bir işe yaramazlar. Tek gerçek tedavi, her kriz anında faşizmin ‘güvenli’ kollarına sarılan sermaye düzeninin başını kopartmakla mümkündür. Kızıl Ordu gibi bir ilacın olmadığı bir dünyada geç kalındığı halde bu hastalığın sonu ne olur, varın siz düşünün.

Bugün Kuzmin gibilerin yıkılması güç hatırası dün olduğundan çok daha değerli. Ve 9 Mayıslarda unutmayalım, ABD’li Yazar Ernest Hemingway’in de dediği gibi, “Özgürlüğü seven herkesin Kızıl Ordu’ya ödeyemeyeceği bir borcu var.”


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Kavel Alpaslan yazdı: ABD’liler emekli olmak için Vietnam’a gidiyor: Gerekçe ucuz sağlık

Vietnam, ABD’liler için uzun yıllar ‘savaş hezimetiyle’ anıldı. Şimdiyse...

Kavel Alpaslan yazdı: Mostar’ın sınıfsal fay hatları

Bosna dendiğinde aklımıza başkent Saraybosna’dan önce Mostar’ın meşhur köprüsü...

Kavel Alpaslan yazdı: Komünizm bitti de antikomünizm bitmedi mi?

Geçtiğimiz hafta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ‘aşırı-solu’ güncel...

Kavel Alpaslan yazdı: ‘Aşçı, köfteleri tazele! Ülkemizi NATO’ya kötü göstereceksin!’

Normal şartlarda Ankara, bürokrasi trafiğine alışkın bir kent. Hatta...

Kavel Alpaslan yazdı: NATO neden bir mafya örgütüdür?

Mafya denince gözümüzde canlanan resim sadece ‘yeraltına’ aitmiş gibi...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,910TakipçilerTakip Et
918AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Kıyas yapma örneği: Kolombiya

Kolombiya, son yıllarda değişik yönleriyle gündemde oluyordu. Özellikle solcu...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gelişmelerde gündem oluşturma sırrı

Bir ufak soru sorsam: Türkiye'deki gelişmeleri buradaki medya kaçı...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hızla çerçeve yasası geçerken

İki yıldır konuşturuldu. Algılarla epey propaganda yaptırıldı. Algılar diyorum:...

Özkan Yıkıcı yazdı: Çerçeve yasası meclise gelirken

Sonuçta bilinmeyen ama üzerinden bol bol yorumlar yapılan yasa,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Canlı yayın