Ne zaman akıl dışı, kural dışı, pek de meşru görülmeyen şeyler olsa veya olması zorlansa bir kavram boy gösteriyor: Devlet aklı!
Öyle bir akıl ki, kimsenin görmediklerini görüyor, duymadıklarını duyuyor, olacakları herkesten daha doğru öngörüyor. Bize, akla, ahlaka, hukuka, kurala ve mevcut kurumlara ters gelse de sorgulamadan kabul etmemiz isteniyor.
ize özgü de değil. İktidarların sıkıştığı ve sıkışmışlıklarını demokratik gelenek ve kurallar içinde aşamadıkları her yerde bu üst, çok üst, en üst akıl çağrılıyor!
ABD’de de var ama kendini şimdilerde tam böyle gösteremiyor çünkü Trump neredeyse tanrının temsilcisi ve kendi aklından üst bir aklın varlığına tahammülü yok. Aslında, Trump aklıyla “devlet aklı” eşitlendiğinde, o aklın nasıl bir şey olduğunu daha net görüyor, sefaletine tanıklık ediyoruz.
II. Dünya Savaşı sonrası, BM gibi kurumların da doğmasına paralel olarak yerleşen geleneksel demokrasi anlayışı seçimlerle somutlanan bir “halk aklı”nın “devlet aklı”na üstün olduğunu, yön vermesi gerektiğini kabul eder. Bugün olan ise tam tersi!
Aslında, “halk aklı”na karşı dayatılan bu “devlet aklı”na karşı dünya genelinde alttan alta bir tepki yükseliyor.
İran ve İsrail arasında yeniden uçuşmaya başlayan ve yeni coğrafyalara da yönelen füzelerle görüyoruz ki sürekli çatışmaları çağıran bir küresel “devlet aklı” var ve halkların sokaklarla anketlerde görülen karşı aklı henüz onu durduracak güce ulaşmadı.
Dünya genelinde yapılan bir dizi anket, “halkın aklı” diyebileceğimiz şeyin “devlet aklı” karşısındaki konumlanışını ortaya koyuyor. Halklar, çatışma peşindeki devletlere karşı uluslararası iş birliği, dayanışma ve barış istiyor.
2025 sonunda, 34 ülkede 36 bin 405 kişiyle yapılan bir araştırma dünya genelinde insanların yüzde 55’inin “ülkelerinin ulusal çıkarlarından ödün vermek anlamına gelse bile küresel zorluklarda iş birliği yapması gerektiğine inandığını” ortaya koydu. Uluslararası iş birliğinin küresel sorunları çözdüğü kanıtlanırsa, kamuoyu desteği yüzde 75’e yükseliyor. İktidarlar henüz umursamasa da “halkların aklı” savaş ve çatışmayı reddediyor.
Şubat ve Nisan 2026 arasında, 31 ülkedeki 22 binden fazla yetişkinle yapılan bir Ipsos anketi de, küresel dayanışma ve iş birliğine verilen desteğin bir önceki yıla göre önemli ölçüde arttığını ortaya koydu.
Trump’ta somutlanan ve çok az itiraz edebilenin olduğu bir “devlet aklı” BM’yi ve Dünya Sağlık Örgütü’nü yok sayarken küresel düzeyde halkların bu kurumlara desteği yüzde 60 civarında. Eylül 2025’te, 25 ülkede 31 bin 938 yetişkinin katıldığı bir Pew Araştırma Merkezi anketi, yetişkinlerin ortalama yüzde 61’inin bir dünya örgütüne olumlu baktığını ortaya koydu.
“Devlet aklı”nın yerleşik kurum ve kurallar aleyhine daha fazla dillendirilmesine paralel olarak küresel şiddet de yaygınlaşıyor. Bugün dünyada 130’dan fazla silahlı çatışma sürüyor ve bu 15 yıl öncesinin iki katından fazla. “Halkların aklı”nı bastıran “devlet aklı” İsrail’de, ABD’de, İran’da hükmederken insanlık ölüyor! Siyasi otoriteler çökerken, acizliklerini güç perdesiyle örtüyor ve farklı kılıklara bürünmüş şiddete alan açıyorlar. Dünyanın her yerinde siyasi aktörlerin ele geçirdiği din, ahlaki özünden arındırılarak şiddet katalizatörüne dönüştürülüyor (İsrail, ABD). Küresel hali bu olan “devlet aklı” bizde de gündemde. Onun karşısında sokakta uç veren “halk aklı” var. O akıl, gençlerinin ezici çoğunluğunun bırakıp gitmek istediği bir ülkede devlet falan da kalmayacağını hissediyor. O akıl, “küresel devlet aklı”nın bize dayattığı etnik ve dini temelde bölünmüş, monarşilerce yönetilen ülkelere dönüştürülme tehlikesini görüyor. O akıl, toplumu en geniş ekmek ve özgürlük cephesinde buluşmaya çağırıyor.
“Halkın aklı”na uymayan dünyanın hali ortada!
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



