31 Mart 2024 yerel seçimlerinde yaklaşık her iki Üsküdarlı’dan biri sandıkta Sinem Dedetaş’a oy verdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesinin otuz yılı aşkındır ikamet ettiği ilçede yirmi yıllık AKP iktidarına son verdi. AKP’nin kalesinde, Erdoğan’ın evinde, nerden bakarsanız bakın, sarsıcı bir değişimdi bu.
Seçimden sonra yaptığı konuşmada Erdoğan şöyle demişti: “Maalesef yerel seçim imtihanından istediğimiz, umduğumuz neticeyi alamadık. Öz eleştirimizi cesaretle yapacağız.” Kendi aralarında ne konuştular bilinmez ama gazetecilerin mikrofon uzattığı Üsküdarlılar, neden AKP’nin adayı Hilmi Türkmen’i tercih etmediklerini anlattı. Aralarında geçinemediğini söyleyen emekliler de vardı, AKP’nin iyi bir ders aldığına inananlar da… Türkmen’in halka yukardan baktığı için seçilmediğini düşünen de vardı, AKP’li başkanlarının kraldan çok kralcı olduğundan şikâyet eden de… AKP bu sefer “atını Üsküdar’dan geçiremedi.”
Sinem Dedetaş’ın koltuğa oturmasıyla başlatılan idari ve hukuki incelemeler, Üsküdar’ın yıllarca nasıl bir “kaynak aktarma merkezine” dönüştürüldüğünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Mülkiyeti doğrudan belediyeye ait olan ya da bizzat belediye kasasından yılda 6 milyon TL kira ödenerek özel şahıslardan tutulan 30 ayrı binanın; TÜRGEV’den Ensar’a, cemaat bağlantılı yapılardan iktidara yakın derneklere kadar onlarca gruba 49 yıla varan sürelerle “bedelsiz” verildiği anlaşıldı. Meğer iktidarın “gönül belediyeciliği” yıllar içinde yoluna ”vakıf ve dernek belediyeciliği” olarak devam etmiş.
Yıllarca siyasi iktidarın sembolik ve erişilmez bir kalesi olarak görülen Üsküdar’da, Sinem Dedetaş kamu kaynaklarının doğrudan kamunun yararına kullanıldığı bir dönem başlattı. Halkın talebi de tam olarak böyle bir başkan profiliydi: İşini bilen, dürüst, şeffaf ve her şeyden önemlisi liyakat sahibi bir isim… İstanbul Şehir Hatları Genel Müdürlüğü görevindeyken, arkasında tek bir leke, tek bir şaibe bırakmadan o makamdan ayrıldı. Kamusal çıkarı rantın üstünde tutarak, cumhuriyet mirası Haliç Tersanesi’nin özelleştirilip AVM yapılmasına engel oldu; batma noktasına getirilen tersaneyi üreten ve kamuyu kâra geçiren bir güce dönüştürdü.
Şimdi bu genç, eğitimli ve başarılı kadın; ne kadar parayı, nerede ve ne zaman verdiğini bile hatırlamayan meçhul bir müteahhidin soyut iddialara dayandırılarak rüşvet almakla suçlanıp parmaklıklar arkasına kondu. İnsanın aklıyla alay eden bu içi boş iddiaların neye hizmet ettiği ortada. Muhalefetin sandıkta kazanmasını ve halkın güvenini tazeleyen liyakatli isimlerin yerel siyasette güçlenmesini hazmedemeyen iktidar, kaybettiği mevzileri siyasallaşan yargı marifetiyle geri almaya çalışıyor. Türkiye’nin geleceğini inşa edecek olan birikimli ve başarılı kadroların önü, iktidarın yozlaşmış ve çoğunluğun desteğini yitirmiş düzeni devam etsin diye kesilmeye çalışılıyor.
Sinem Dedetaş dün tutuklandı. Üsküdarlıların, rant projelerine ve kamu kaynaklarının ayrıcalıklı gruplara dağıtılmasına izin vermeyen başkanlarıyla beraber sandıktan çıkan iradeleri de ellerinden alındı. İktidar, yerel seçim hezimetinin üzerini, “ben öyle duydum, bana öyle dendi, nerde-ne zaman-ne kadar hatırlamıyorum” şeklindeki itirafçı ifadeleriyle örtmeye çalışıyor. Oysa Üsküdar halkı kendi adına atı alanın değil, hakkını arayanın kazandığı yeni bir dönemin kapısını açmayı seçti. Ranta değil hizmete, vesayete değil liyakate güvendi. Atılan bu adımların halk nezdinde bir karşılığı yok. Ve Sinem’in dediği gibi; “Hepimizi de içeri alsanız bu milletin yüzü gülmeyecek.”
Not: Sinem’i de, nasıl bir mesleki ahlaka sahip olduğunu da çok iyi biliyorum. Onun dürüstlüğüne gözüm kapalı kefilim. Yaşatılan bu haksızlığın karşısında; annesi sevgili Emine teyzenin, kardeşi Gizemciğimin ve eşi Barış’ın sonuna kadar yanındayım. Bu zor günler elbet aşılacak ve Sinem, olmayı hak ettiği yere, görevinin başına dönecek.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



