Hukukun en yaralı kavramlarından biridir “suça sürüklenen çocuk”. Bu ifade bize suçun failinin bir çocuk olmadığını, o çocuğun bir yetişkinler dünyası, çevre ve sistem tarafından suça doğru itildiğini, sürüklendiğini söyler. Nitekim TBMM’de hazırlanan taslak rapor da bu gerçeği tüm çıplaklığıyla önümüze koydu. Ancak hemen ardından AKP tarafından Meclis’e sunulan yeni kanun teklifi, devletin bu çok katmanlı toplumsal yarayı iyileştirmek yerine, sorumluluğu üzerinden atıp suçu yine çocuğun sırtına yüklemeyi seçtiğini gösteriyor.
Teklif yasalaşırsa, 15-18 yaş arasındaki çocuklara belirli suçlarda müebbet, hatta ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilecek. Çocukların infaz rejimleri ağırlaştırılacak, cezalarına eğitim evlerinde değil kapalı cezaevlerinde başlanacak. Peki bir çocuğu müebbet hapse mahkûm etmek hangi suçu önleyecek? Hangi çeteyi çökertecek, hangi yoksulluğu bitirecek?
Hiçbir çocuk suçlu doğmaz. Çocuk, içine doğduğu ailenin, büyüdüğü mahallenin, soluduğu iklimin ve en nihayetinde onu korumakla yükümlü olan devletin aynasıdır. Meclis komisyonunun cezaevlerindeki 6137 çocukla yaptığı araştırmanın sonuçları, bu çocukların suça nasıl adım adım itildiğinin adli bir anatomisi niteliğinde. Rapora göre, cezaevindeki çocukların yüzde 52,8’i daha adli süreçle tanışmadan önce okulu tamamen bırakmış.
Kopuşun ne kadar kitlesel ve yapısal bir felakete dönüştüğü, Eğitim-Bir-Sen’in Mayıs ayında yayımlanan Eğitime Bakış 2025 raporunda görülüyor. Raporun verilerine göre, toplam öğrenci sayısı son eğitim-öğretim yılında 753 bin 742 azalarak 17 milyon 956 bin seviyesine geriledi. Net okullaşma oranı, lise çağında bir önceki döneme kıyasla 4,8 puan birden gerileyerek yüzde 86,4’e düştü. Son iki yıllık kümülatif kayıp ise dehşet verici. Lise çağındaki okullaşma oranı erkeklerde yüzde 8,4, kızlarda ise yüzde 7,7 puan gerilemiş durumda.
Yasal olarak zorunlu eğitim kapsamında olmasına rağmen, lise çağındaki (14-17 yaş) her 7 gençten 1’i -yani çocukların yüzde 13,6’sı- şu an eğitim sisteminin tamamen dışında! Bu oran son 9 yılın en yüksek okul dışı kalma rekoru. Dahası bakanlığın açık liseye geçişi zorlaştırma politikası sonucu açık lisedeki öğrenci sayısı milyona yakın azaldı ancak bu çocuklar örgün eğitime geri dönmedi. Sokağın, kayıt dışı çalıştırılmanın ve suç şebekelerinin açık hedefi haline geldiler. Çocukları okutmayı, onları yoksulluğun pençesinden ve çete kıskacından çekip almayı beceremeyen devlet, cezayı ağırlaştırarak kendi kusurunu örtmeye çalışıyor.
Aralarında İnsan Hakları Derneği (İHD), Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), EŞİK Platformu, Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUDER), Adli Tıp Uzmanları Derneği ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’nin (ÖHD) bulunduğu hak ve meslek örgütleri Meclis kapısında ortak ses yükselterek bu tasarıya şerh düştü: Çocukları bu yapısal sorunların faili gibi göstermek, devletin çocukları koruma yükümlülüğünden vazgeçmesi anlamına gelir.
İHD, İdare ve Gözlem Kurulları’nın keyfi hak yetkisinin yeni ihlaller yaratacağını söylüyor. EŞİK, çetelere ve yoksulluğa karşı mekanizma kurulmadan ceza artışının sonuç vermeyeceğini vurgulayarak teklifin geri çekilmesini istiyor. CİSST düzenlemenin kapalı cezaevlerini temel uygulamaya dönüştürdüğünü, Adli Tıp Uzmanları Derneği ise ergen beyninin gelişim sürecinde cezaları ağırlaştırmanın bilimsel bir çelişki olduğunu hatırlatarak “Her çocuk dosyası, korunamamış bir yaşam öyküsüdür” diyor. SHUDER aileleri hapisle tehdit etmenin travmayı derinleştireceğini belirtirken, TTB bu teklifin yarın çocuk işçiliğini ve çocuk yaşta evlilikleri meşrulaştıracağını, ÖHD ise çocukları hak öznesi olmaktan çıkarıp güvenlik nesnesine dönüştürdüğünü vurguluyor. TİHEK raporuna yansıyan veri ise iflası özetliyor: 288 kişilik Tekirdağ Karatepe Çocuk Cezaevi’nde tam 432 çocuk tutuluyor!
Devlet çocukları cezalandırmak, onları demir parmaklıkların ardına kilitlemek için değil; yaşatmak, eğitmek ve onlara insanca bir gelecek sunmak için vardır. Sorumluluk tamamen yetişkinlerin ve iktidarındır. Bir ülkede her 7 gençten 1’i okul dışı kalıyor, gençler ne eğitimde ne istihdamda yer bulamıyor, çocuklar küçük yaşta ağır suçlara karışıyor ve cezaevleri dolup taşıyorsa, yargılanması gereken o çocuklar değil; onları koruyamayan, sokakların insafına ve çetelerin kıskacına terk eden sistemin ta kendisidir.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



