Kolombiya seçimler için sandık başına giderken, ülkede ilk defa iktidarı ele geçiren solun bu sefer Iván Cepeda ile bu iktidarı elinde tutup tutamayacağı da belirlenmiş olacak. Bununla birlikte, Kolombiya’nın Arjantin ve Şili örneklerinde olduğu gibi, merkez sağın ortadan kalkarak yerini ‘sistem ve siyaset dışı’ postuna bürünmüş aşırı sağa bıraktığı örneklerden biri olup olmayacağını da göreceğiz. Son anketler başkanlık seçiminin ikinci tura kalacağının neredeyse kesin olduğunu gösteriyordu. Bu açıdan değerlendirme yapmak için biraz daha beklemek gerekecek.

Ocak ayındaki operasyon ve Maduro’nun ABD tarafından kaçırılmasından sonra kamuoyu ilgisi ve radarından bir nebze çıkan Venezuela’da ise Chavezci kadrolar arasında ABD’nin ülkedeki müstemleke valisi konumunda bulunan Delcy Rodríguez’e karşı yavaş yavaş bir hareketlenme yaşandığı söylenebilir. Maduro rejiminin en önemli ve sembolik isimlerinden biri olan Kolombiyalı İş Adamı Alex Saab’ın iki hafta önce ABD’ye sınır dışı edilmesi sonrasında, geçtiğimiz hafta sonu iki ABD savaş uçağının Caracas semalarında gerçekleştirdiği manevralar ve bunun bir tatbikat olduğu açıklaması bazı sokak protestolarının gerçekleşmesine sebep oldu. Bununla birlikte Chavezci kadroların da artık Rodríguez kardeşleri açıktan eleştirmeye başladıkları görülüyor. Ulusal Mecliste bu askeri manevraların kimin izni ile yapıldığı soruları yöneltilirken, Chavezci hesaplardan Maduro’nun ele geçirilmesinde Delcy Rodríguez’in parmağı olduğu iddiaları bile ortaya atılmaya başlandı. Venezuela küresel finansal ve siyasal sisteme ABD vasıtasıyla tekrar eklemlenirken Rodríguez kardeşlerin kontrolü ne kadar daha elinde tutabileceği ve ABD’nin ülkenin iç işlerine yaptığı müdahalelerin ne kadar sürdürülebilir olduğunu da gelecek gösterecek.
Bolivya’da ise mayıs ayında başlayan eylemler bir ayı tamamlamak üzere. Eski Başkan Evo Morales ve Luis Arce arasında başlayan çatışmanın yarattığı ekonomik ve politik kriz ortamında başkan seçilen merkez sağ siyasetçi Rodrigo Paz, başkanlıktaki altı ayını doldururken, ülke ekonomisindeki durumun değişmemesi, ülkedeki petrol krizinin devam ederek günlük hayatı her gün daha da zor hale getirmesi toplumsal tepkilerin artmasına sebep olmuştu.
Paz yönetiminin kabinesini oluştururken ülkedeki etnik ve toplumsal hareketleri önemsememesi, yerli hareketlerine mesafeli olması, yolsuzlukla mücadelede başarısız olduğuna yönelik inanç, başkan yardımcısı ile yaşadığı çatışma gibi konular Paz’a olan kısıtlı toplumsal desteğin de hızlı bir biçimde ortadan kaybolmasına sebep oldu. La Paz’da gerçekleşen vali seçimlerine hukuki yollarla müdahale edilmesi ve Paz’ın adayının vali olarak zoraki bir biçimde ‘seçilmesinin’ önünün açılması ise bardağı taşıran son damla oldu.
Madencilerin, köylülerin, kamyon ve otobüs şoförlerinin başını çektiği eylemler başkent La Paz’da başlayarak ülkenin tamamına hızlı bir biçimde yayıldı. Bugün hem başkentte hem de ülkenin önemli otoyollarında oluşturulmuş barikatlar mevcut ve farklı grupların oluşturduğu eylemleri kontrol etmek güç gibi görünüyor. Önce sendika liderlerini tutuklatarak eylemleri kontrol altına alabileceğini düşünen Rodrigo Paz bu kararından vazgeçerek diyalog yollarını aramaya başlamış durumda. Şimdilik olağanüstü hal ilan ederek orduyu devreye sokma seçeneğini de kullanmamış bulunuyor. Hiç şüphesiz, Morales’e karşı gerçekleştirilen darbeden sonra ortaya çıkan halk mobilizasyonu bu kararın geriye dönüşü olmayan bir yola girmek demek ve çatışmayı kalıcılaştırmak anlamına geleceğinin Paz da farkında.
Bu bağlamda, Başkan Rodirigo Paz’ın diyalog talebine eylemcilerin nasıl cevap vereceğini görmek gerekecek. Eylemci kitlesinin farklı gruplardan oluşması, muhtemel bir diyaloğun bu toplumsal hareketliliği kontrol altına almaya yetip yetmeyeceği konusunu da şüpheli hale getiriyor.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



