Fosil yakıtların gerçek maliyeti nedir?
Sadece elektrik faturasında gördüğümüz rakam mı? Benzin istasyonunda depoyu doldurmak için ödediğimiz para mı? Yoksa termik santral bacasından çıkan dumanın, kirlenen havanın, hastalanan insanların, verimsizleşen toprağın ve küresel ısınmanın toplam bedeli mi?
Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın yayımladığı Global Environment Outlook(*) raporuna göre fosil yakıtların dünyaya yüklediği dışsal, yani toplumsal maliyet her saat 5 milyar doları buluyor. Yıllık fatura 45 trilyon dolar. Ama bu fatura petrol şirketlerine, kömür tekellerine, doğal gaz ithalatçılarına kesilmiyor. Halkın sırtına, doğanın bağrına, gelecek kuşakların omzuna yükleniyor.
O halde güneş enerjisini savunmak gerekir mi?
Elbette gerekir.
Ama mesele burada bitmiyor. Çünkü her “yenilenebilir” yatırım otomatik olarak halkçı, doğacı ve masum değildir. Sorulması gereken asıl soru şudur: Güneşi kim kullanıyor, nasıl kullanıyor ve kimin yararına kullanıyor?
Bugün çatılarda ve güneş enerji santrallerinde yaygın kullanılan panellerin temel maddesi silisyumdur. Silisyum doğada bol miktarda bulunur. Silisyum; kumun, camın ve yerkürenin önemli bileşenlerinden biridir. Yani güneş panelinin kalbi, sanıldığı gibi nadir ve ulaşılamaz bir maddeye dayanmaz.
Ama panel sadece silisyumdan oluşmaz. Elektriksel özellikleri düzenlemek için bor ve fosfor; elektriği toplamak için gümüş, alüminyum ve bakır kullanılır. Cam, kablo, inverter, üzerine monte edildiği metal taşıyıcı sistem derken işin içine birçok malzeme, birçok üretim süreci girer.
Peki lityum nerede kullanılır?
Lityum, çoğu kişinin sandığının aksine, klasik silisyum güneş panelinin ana maddesi değildir. Lityum daha çok depolama kısmında karşımıza çıkar. Gündüz üretilen elektriği gece kullanmak istiyorsanız batarya gerekir. Ya da elektrikli otomobillerde de bu bataryalar kullanılmaktadır. Bugün bataryaların önemli bölümü lityum-iyon teknolojisine dayanır. Ancak şebekenin bulunduğu yerlerde güneş sistemi için batarya zorunlu değildir. Ve önermem. Şebekeye bağlı sistemlerde elektrik doğrudan kullanılabilir ve fazlası şebekeye verilebilir. Şebekenin olmadığı yerde, özellikle gece tüketimi varsa, o zaman bataryalı sistem gündeme gelir.
Bir başka tartışmalı madde ise kadmiyumdur. Kadmiyum bazı ince film güneş pillerinde, özellikle kadmiyum tellür teknolojisinde kullanılır. Kadmiyum toksik bir ağır metaldir. Bu nedenle üretimden kullanım sonrasına kadar sıkı denetim gerekir.
Kansu Yıldırım Hocanın 17 Mayıs 2026 tarihinde Evrensel gazetesinde köşesinde “Yeşil emperyalizm ve kritik mineral sömürgeciliğinin sonuçları” başlıklı yazısında emperyalizmin çirkin yüzünü görüyoruz.
Enerji yalnızca teknik bir konu değildir. Enerji sınıfsal bir konudur.
Kim üretiyor?
Kim kazanıyor?
Kim bedel ödüyor?
Eğer bir GES projesi köylünün toprağını elinden alıyor, tarımsal üretimi zayıflatıyor, işçiyi güvencesiz çalıştırıyor, doğayı tahrip ediyor ve sonunda kârı birkaç şirketin kasasına aktarıyorsa, orada “temiz enerji” sözü eksik kalır.
Temiz enerji; kamusal planlamaya, bilimsel denetime, işçi sağlığına, yerli üretime, geri dönüşüme ve toplum yararına dayanan enerjidir.
Bugün kurulan panellerin ömrü ortalama 25-30 yıl olarak kabul ediliyor. Peki, sonra ne olacak? Bu paneller söküldüğünde camı, alüminyumu, bakırı, silisyumu geri kazanılacak mı? Ağır metal içeren özel paneller güvenli biçimde ayrıştırılacak mı? Yoksa bugünün “yeşil yatırımı”, yarının kontrolsüz atık sorununa mı dönüşecek? Bunu önlemek için; geri dönüşüm daha bugünden zorunlu ve planlı hale getirilmelidir.
Elektrik üretiminde; toplum yararı gözetilerek yapılan uygulamalarda, yenilenebilir enerji, fosil yakıtlara göre tercih edilmelidir. Fosil yakıtlı araçlarla, tam elektrikli araçların karşılaştırmasını yapacak olursak, elektrikli araçların topluma bıraktığı yük daha azdır, tercih edilmelidir. Bu tercih kapitalist sermayedarlardan birini tercih etmek olarak anlaşılmamalıdır.
Türkiye güneş enerjisinde büyük bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyel ithal fosil yakıtlara bağımlılığı azaltıp, halkın elektrik faturasını düşürebilir, sanayide, tarımda ve konutlarda daha temiz bir enerji düzeni kurulabilir. Ama bu konu özel sektörün insafına bırakılamaz. Çünkü enerji bir meta değil, yurttaşın temel hakkı olarak görülmelidir.
Güneş halkındır.
Rüzgar halkındır.
Su, toprak, madenler ve enerji kaynakları halkındır.
Bu kaynaklar, toplumun yararı gözetilerek planlanmalıdır.
*:https://www.unep.org/geo/?utm_source=chatgpt.com adresinden GEO5 raporu
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



