Türkiye’de çiftçinin yaş ortalaması 59’a yükseldi. Çiftçilerin yüzde 70’i 50 yaşın üzerinde.
Aynı ülkede Tarım Kredi Grubu, 2025 yılında 18 milyar lira konsolide net kâr açıkladı. Bir önceki yıl 5 milyar lira olan kâr, bir yılda yüzde 260 arttı.
Bir tarafta borçlanmadan üretim yapamayan, ürününü değerinde satamayan çiftçi… Diğer tarafta çiftçiye hizmet etmek için kurulmuş bir yapının rekor kârı…
Ortada ciddi bir çelişki var.
Yaş ortalamasının 59 olması, bütün çiftçilerin emekli aylığı aldığı anlamına gelmez. Ancak tarımın omurgasını emeklilik yaşına gelmiş insanların taşıdığını gösterir. Üstelik küçük üreticinin emekli aylığı çoğu zaman evinin geçimine değil; mazota, gübreye, ilaca, tohuma ve elektrik borcuna gidiyor.
Normalde çiftçilik aileyi geçindirmelidir. Bizde düzen tersine dönmüş durumda:
Çiftçilik aileyi geçindirmiyor, ailenin emekli aylığı çiftçiliği ayakta tutuyor.
Gençler de toprağı sevmedikleri için değil, tarımda gelecek görmedikleri için gidiyor. Aylarca çalışıp ne kazanacağını bilmeyen, donun ve kuraklığın riskini üstlenen bir gencin köyde kalmasını beklemek mümkün mü?
Çiftçi gübreyi, tohumu, ilacı ve mazotu alırken karşısına konulan fiyatı ödüyor. Ürününü satarken de karşısına konulan fiyatı kabul etmek zorunda kalıyor. Hem alırken hem satarken fiyatı başkaları belirliyor.
Çiftçi kendi tarlasında tüccarın ve büyük şirketlerin ırgatı bile değildir. Irgat işe başlamadan önce alacağı yevmiyeyi bilir. Çiftçi ise aylarca çalışır; ne kazanacağını hasattan sonra öğrenir. Çoğu zaman kazanamadığını da o zaman anlar.
Bu ülkede Ziraat Bankası, tarım kredi kooperatifleri ve Toprak Mahsulleri Ofisi var. Kağıt üzerinde çiftçiyi koruyacak kurum sıkıntısı yok. Sorun ise, bu kurumların kimin yararına çalıştığıdır.
Kooperatifin amacı ortağından kâr etmek değildir. Ortağını tüccara ve büyük şirketlere karşı korumak; ürünü toplamak, depolamak, işlemek ve üretici adına pazarlamaktır.
Avrupa’daki birçok tarım kooperatifi bunu yapıyor. Çiftçi ürününü tek başına pazara götürmüyor. Kooperatif onun adına pazarlık ediyor, ürünü işliyor ve satıyor. Sistem kusursuz değil; orada da küçük çiftçiler büyük şirketlerin baskısı altında. Ancak çiftçinin arkasında daha öngörülebilir destekler ve güçlü örgütler bulunuyor.
İşin bir de tarihsel ironisi var.
Tarım Avrupa’dan Anadolu’ya gelmedi. Tersine, arkeoloji ve eski DNA araştırmaları, Avrupa’daki Neolitik dönüşümün yaklaşık 8 bin 600 yıl önce Batı Anadolu ve Ege Havzası’ndan göç eden çiftçi topluluklarıyla başladığını gösteriyor. Bu insanlar tohum, evcil hayvan ve toprağı işleme bilgisini Avrupa’ya taşıdılar.
Kısacası, Avrupalıya tarımı öğreten yol Anadolu’dan geçti. Anadolu’da tarım günümüzden 11 bin -12 bin yıl önce başladı.
Ne büyük çelişkidir ki tarımı Avrupa’ya taşıyan Anadolu çiftçisinin torunları bugün Avrupa’daki çiftçilerle kıyaslanamayacak ölçüde korumasızdır. Binlerce yıl önce üretim kültürü taşıyan bu topraklar, bugün kendi çiftçisini perişan ediyor.
Türkiye’de ise kooperatif çoğu yerde çiftçinin şirketi değil, çiftçiye girdi satan ve borçlandıran bir kurum gibi çalışıyor. Çiftçinin ürünü para etmiyor ama ona gübre, yem ve ilaç borçla satılabiliyor. Bu borca faiz işletiliyor. Sonra ürün bedeli borca mahsup ediliyor. Çiftçi ürününü satıyor ama cebinde yeni üretim dönemini çevirecek para kalmıyor. Geçen yıl arpa tohumunu 30 liradan verip, bu yıl arpayı çiftçiden 10.75 liradan alıyor. Üstelik çiftçinin borcuna denk gelecek kadarını alıp, kalan ürünü tüccarın daha da ucuza almasının yolunu açıyor.
Tarım kredinin kârı 18 milyar.
Bu kârın ne kadarı ortak çiftçiye döndü?
Gübre ve yem indirimi olarak mı döndü? Ürün alım primi olarak mı döndü? Faizsiz işletme sermayesi olarak mı döndü? Yoksa çiftçinin sırtından büyüyen ticari yapının kasasında mı kaldı?
Yapılması gereken bellidir.
TMO’nun açıkladığı fiyat gerçek bir taban fiyat olmalı; çiftçinin kayıtlı ürününün tamamı zamanında alınmalıdır. Tarım kredi, TMO alım ağına katılmalıdır. Sürece çiftçi sendikaları dâhil olmalıdır. Ürün bedeli borcu karşılamıyorsa; tamamını borca sayan uygulamalara son verilmeli, çiftçiye yeni üretim dönemi için para bırakılmalıdır.
Ziraat Bankası kredilerinde küçük aile işletmelerine kota konulmalı küçük çiftçi korumaya alınmalıdır. Ürün fiyatları ekimden önce ilan edilmeli, maliyetler olağanüstü arttığında güncellenmelidir.
Çünkü küçük çiftçiyi korumak sosyal yardım değildir. Gıda güvenliğini, kırsal yaşamı ve ülkenin üretim bağımsızlığını korumaktır.
Bir ülkede çiftçi emekli aylığını tarlasına yatırıyor, çiftçi adına kurulmuş yapı ise 18 milyar lira kâr açıklıyorsa ortada bir başarı değil, paylaşım sorunu vardır.
Kooperatifin gücü kasasındaki parayla değil, ortağının refahıyla ölçülür.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



