arşivhaberDerin devletle değil, otoriter kapitalizmle - Yetvart Danzikyan

Derin devletle değil, otoriter kapitalizmle – Yetvart Danzikyan

Kategori:

nuce_01052013-204246-1367433766.16(Radikal) Mevzu malum. 1 Mayıs gelip çatınca sendikalar yine Taksim’i istediler, Hükümet ise meydanı vermedi, kazıları gerekçe göstererek. Öncesinde ise Başbakan Erdoğan Taksim’le ilgili hayallerini açıklamıştı zaten. Evet o topçu kışlası yeniden inşa edilecekti ve şüpheler doğruydu. Kışlanın içinde AVM ya da rezidans (bildiğin lüks daire) olacaktı, Taksim Meydanı’nın göbeğinde. Bu sözleri okuyunca geçen yıl kasım ayında meydanda inşaat yeni başlamışken Agos’ta yazdığım yazıyı hatırladım. Şöyle demiştim yazının sonunda:

“Taksim’ı yalnız başına düşünmeyelim. AKP tüm İstanbul’u baştan tasarlıyor. Kent merkezinde kalan ama artık sermayenin giremediği semtleri yıkıyor (Tarlabaşı vs) yeniden inşa ediyor. Ancak bu yeniden inşa sonrasında değerlenecek ve zaten sermayenin şimdiden gözünü diktiği evlere, eski sakinlerinin tekrar sahip olması herhalde zor olacak. Dolayısıyla bölge el değiştirecek. Ve böyle bir bölgeye sürekli miting yapılan, kentin o karmaşık yapısının aslında yansıması olan bir Taksim Meydanı eşlik edemezdi herhalde. Meydan düzleniyor, steril hale getiriliyor, yayalaşma adı altında, insandan arındırılıyor, Kışla adı altında (muhtemelen) bir alışveriş merkezi inşa ediliyor ve yeni sermayenin beğenisine sunuluyor. Olan budur.” (Muhafazakar Kapitalizmin Taksim Hamlesi, Agos, 23 Kasım 2012)

Senaryo üç aşağı beş yukarı buna uygun gidiyor. Evet muhtemelen şu gün daha ağırlıklı olarak tartışılan konu sendikaların 1 Mayıs ısrarı doğru muydu, değil miydi olacaktır. Fakat burada asıl ısrarcı olan belli ki Hükümet. Şu var bir kere: Ya, evet, sendikaların Taksim ısrarı var işte. 30’u aşkın kişi can verdi orada, o zamanki derin devletin de katkılarıyla böyle bir dram yaşandı. Ve işte büyük oranda bu yüzden ve elbette sonraki yıllarda gelişen devletin “vermeyiz” taassubu yüzünden, var bir Taksim ısrarı. Asıl mesele şu: Hükümet niye bu kadar ısrarlı? İnşaat yeterli bir mazeret değil. Sendikalar ve örgütlerle birlikte yapılacak iyi bir planlama ile bu sorun aşılabilirdi. Öyle yapılmadı. Muhtemelen uzun vadede Taksim Meydanı’nı zaten “muhalif” gösterilerden arındırmayı amaçlayan AKP, hem inşaatı, hem de sol gruplar ve sendikaların ısrarını bulunmaz bir fırsat olarak gördü ve kullanmaya karar verdi. Muhtemelen dün olanlardan sonra bu konuda kendine yeni bir meşruiyet zemini bulduğunu düşünecektir. Bu tablo içinde mesela, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in dün yaşananlardan sonra söylediği sözler hayli açıklayıcıdır:

“Eski meydanlar şehrin tam merkezinde kalmış. Gelişen duruma göre milletin daha az rahatsız oldukları, miting yapanların daha rahat edecekleri bir ortam teklif ediliyor. Anadolu yakasında bir miting alanımız olsun, Avrupa yakasında derli toplu bir alan yapılsın. Her zaman hayatını kaybeden emekçilerin anılması için kimse Taksim’i kapatamaz. Sembol anlamında ayrı bir özelliği var Taksim’in.”

Belli ki Taksim’de sembolik anmalara izin vermeyi, ama artık büyük gösteriler için başka alanlar göstermeyi düşünüyor Hükümet. İnşaat biraz işin bahanesi yani. Dolayısıyla bunu yine o AVM inşaatı ile, kentsel dönüşüm ile birlikte düşünmek kaçınılmaz. Sadece kenti değil, kent sakinlerini de değiştiren, parçalayan, öteye atan, bölgeleri eski sakinlerindan alan, bunun yolunu açmak için gerekirse adı konmamış bir sokağa çıkma yasağı ilan edebilen, meydanları bu yolla sterilleştirmek, muhalif sesleri bu yolla kriminalize etmek isteyen bir zihniyet bu. Otorite bunu 1980 öncesinde –az önce andığım gibi- derin devletle, (ve elbette sol içi kavgalardan da faydalanarak) yapardı. Otoriteyi devralan AKP ise bunu muhafazakar, otoriter bir kapitalizmle yapıyor.

Ve ne tesadüftür, bunu yaparken son derece basit ve Kenan Evren’e yakıştırdığımız, onda gördüğümüz mantık yürütmelerine gitmekte beis görmüyor. Metro kazılarında ortaya çıkan arkeolojik bulgular için “çanak çömlek, çatal bıçak” demekten imtina etmiyor mesela Erdoğan. Keza topçu kışlasının yeniden yapımı için “Bu kışlayı korumak Koruma Kurulu’nun görevi değil mi?” gibisinden mantık sınırlarını zorlayan çıkışlar yapabiliyor. Evren buna benzer basit bir mantığı devletin otoritesini sağlamak için kullanırdı. Rejimini böyle düşünen insanlar üzerine kurmak istiyordu çünkü. Erdoğan ise yazının başından beri tarif etmeye çalıştığım itaatkar, ranta dayalı muhafazakar bir kapitalizmi kurmak için kullanıyor.

Belli ki o da rejimini büyük oranda böyle insanlar üzerine mi kurmak istiyor. Muhafazakar ama Taksim Meydanı’ndaki tek yeşil alanın imha edilip onun yerine yapılacak bir sembolik Topçu Kışlası’nın AVM ve rezidansa dönüşmesinde problem görmeyen bir çoğunluk.Bunun için İstanbul’da neredeyse sokağa çıkma yasağı ilan edilmesine ses çıkarmayan, bunu anlayışla karşılayan bir çoğunluk. Büyük meselelerde sözü “Şef”e bırakan, böyle meselelerde ise bir 12 Eylül otoriterizminin sahne almasını anlayışla karşılayan, hatta destekleyen bir çoğunluk.

Böyle bir tablo karşısında çıkıp da Erdoğan’a o çanak çömleğin paha biçilmez değerde olduğunu söylemek faydasızdır. Erdoğan zaten onu biliyordur. Yaptığı, bir hat çekmektir. Otoriter muhafazakar kapitalizmin, ne kadar gözü kara olabileceğini söylüyor, onun sınırını çiziyor, aslında. Ve Taksim’e de devasa, -nasıl da manidar- kışla şeklindeki bir AVM hattı çiziyor. Göstericilere atılan yüzlerce gaz bombası eşliğinde, binlerce polisle çekilen bir hat. Yeni dönemin simgesi olacak bir hat.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

İ. Uğur Toprak yazdı: Gıdanın Dünü, Bugünü ve Geleceği

Başlığa bakınca ister istemez düşünüyor insan. Gıdanın dünü neydi,...

Kerem Göktan yazdı: 11 Eylül sonrası ABD-Çin ilişkileri: Ortak yaşam-gerginlik sarmalı

11 Eylül 2001’de gerçekleşen radikal İslamcı terör saldırısı sonrası...

Enzo Traverso yazdı: Marx, tarih ve tarihçiler: Yeniden kurulması gereken bir ilişki

Son yıllarda başlayan ve yaygın olarak “yeni eleştirel düşünceler”...

Costas Lapavitsas yazdı: ABD emperyalizmi yeniden yükselişte

Monthly Review dergisinden kısaltılarak çevrilmiştir Dünyanın derin bir jeopolitik çalkantı...

John Bellamy Foster yazdı: Kapitalizmin küresel yapısal krizi

Monthly Review dergisinden kısaltılarak çevrilmiştir "Gelecek yüzyıllar adına konuşmak bize...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,905TakipçilerTakip Et
959AboneAbone Ol

Son eklenenler

Ceren Ergenç yazdı: Yapay zekâda bağımlılığın iki yüzü: Çin ve ABD

18. BRICS Zirvesi 12-13 Eylül’de Yeni Delhi’de toplandı. Zirve...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bilgisizlik, çıkarla kaynaşınca

Hafta başı tatilde olan meclisimiz toplandı. Bir sürü karar...

Özkan Yıkıcı yazdı: İngiltere nereye doğru gidiyor?

İngiltere'nin Kıbrısla alakalı önemi desem, artık K. Kıbrıs'ta nüfusun...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bu ne biçim dünya hale geldi

Ufak bir normal ilgiyle başlamak, yeterli gelecek. Nasıl bir...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: “Gipriz Cumhuriyeti’ndeki Haglarımız” Söylemi Üzerine

Gıprızlıca gonuşan Gıprızlıların genelde üş tip vatandaşlıgları vardır. Bunnardan...

Neşe Yaşın yazdı: Yaslı Deniz Manzarası

1964-1967 yılları arasında Lefkoşa enklavında büyümekte olan bir çocukken...

Canlı yayın