yaklaşımlarÖzkan YıkıcıDepremi yazarken - Özkan Yıkıcı

Depremi yazarken – Özkan Yıkıcı

Peşinen belirtteyim: ben deprem uzmanı deyilim. Benden depremler üzerine rakamsal ve geniş akademik bilgi de veremeyeceğimi herhalde anlıyorsunuz. Ancak, yaşananları inceleyen, direk hayatımıza giren uygulamalarla ve sentez yapma tekniğime de güvenerek, insani ve siyasi bakımından konuya ağırlık vermem gerektiğini de bilerek yazıyorum. Klasik anlatı veya istenileni söyleyerek önemsenmeği de hiç dikate almadığımı da ödediğim bedelerle de kanıtladım. Birçok yaşanan deprem sürecini yaşayarak ve izleyerek de birikimlerin oluşması, bilinen klasik anlatı dışında da dokunuş yapma durumunu da bana kazandırdı. Ayrıca, hiçbir kişiye bağımlı veya çıkarcılık deyerlendirmem de olmadığı için, birikimimle kısa makalelerde kendime has kuralımla yazdığımı da itiraf etmek pek de yanlış olmayacak.

***

İki gündür depremi konuşuyoruz. Bize sunulan bilgilerle veya yapılan algı operasyonlarıyla olayı anlamaya uğraşıuyoruz. İçinde ölüm ve acı olması nedeniyle deyerlendirmelerde duygusalık her an açığa çıkması da gayet normaldir. Fakat, olahyı ayni zamanda da poletik ve siyasal rant kuralının da oluşu, tarafcılık ve bilginin birbirine karıştığı da kesin. Türkiye olması, orada ülkemizin birçok insanının da şu veya bu şekilde oluşu, direk deprem bölgesindeki yıkımın altında kalanların da varlığı istemesek de daha fazla bir ilgi ve tedirginlikte oluşturdu. Üstelik bilgisizlik ve arada gelen bazı resmen beceriksizlik ve yetersizlik haberleri, korkuyu ateşmekte önemli rol almasına koşul yaratmaktadır. Ama, olay Türkiyede oldu. Türkiyede deprem gelince de en yakın tarihte dahi olanlar hemen canlandı. Boşuna dyeil bazı yazarlar “eğer Elazı depreminden ders alınsaydı, şimdiki Maraş ve adiyaman depremindeki yıkım yaşanmazdı, veya geçmiş depremlerdeki dersler ve uyarılar önemsenseydi ve yasadışılıklarla rant aşkı sürmeseydi, sonuç böyle olmayacaktı” sözleri epey yankı buluyor. Hele de eski vekilin kısa zaman önce ısrarla Maraşı işaret etmesine rağmen dikate alınmaması ve başta yapılaşmalardaki sahtekarlıklar sürdüğü sonucu böylesi sonuç göstere göstere geldi. Eklemeden olmaz, konuyla uyarı yapan eski TMMOB başkanı Mücelanın da hapiste olduğunu eklemek gerekir.

İlginç olan, eğer deprem olmasaydı gündeme gelecek konunun da imar afı olduğudur. Seçim dönemi oy avcılığında birçok yasadışılığın yasalaştırma dönemi yeniden gelip çatıyordu. İmar afı denilince de yıkılan kocaman binaların veya Hatay Hava alanı gibi göstergeler herşeyi anlatmaya yetip artıyor. Tüm olumsuzluklar ve yanlışlar, doğaya karşı girişilen imhalar gelip biriken enerjiyle deprem olarak patladı. Bedelini ise olaydan hiçbir suçu olmayan, rant kazanmayan yurtaşa çıkarıldı. Bir farkla ayni bedel ödeyen yurtaş bunlara karşı direnmedi. Oy verdi ve tüm yıkımları tanrılaştırıp nerede ise “bedel ödediğini” inanan insanlar dahi oluştu.

***

Bir önemli eksikliği de giderelim: deprem sadece Türkiyede yıkım ve ölüm yaratmadı: Suriyede de felaket oluşturdu. Dünyanın çoğu ajansı Türkiye ve Suriyedeki deprem diye haberleştirdi. Suriyenin Türkiyeden daha da kötü koşulları var. Uzun yıllardır batı emperyalist kesimler Suriyeye anbargo uyguluyor. Son Esatı devirme operasyonunda Sezar anbargoları ile nerede ise Suriyeye kuş uçurtmama tutumu gerçekleştirildi. Nitekim Pandemi döneminde dahi Suriye devletinin denetimindeki bölgelere ilaç sokulmaması dahi gerçekleştirildi. Ülkede öylesine sert anbartolar uygulandı ki hastalıklar epey yaygın. Önemli ekonomik bölgeleri ise Türkiye ile ABD denetiminde. Bu yüzden Suriyeyi vuran deprem türkiyenin aksine uluslararası desteğe de pek tanık olmuyor. Buda emperyalist dünyanın gerçeği.

****

Türkiyede eni bir deprem daha gerçekleşti. Bile bile ve göstere göstere geldi. Yıkıma davetiye çıkarıp ölümleri yükselten uygulamalar da direk herkesin bildiği şekilde yapıldı. Eski depremlerden alınması gereken dersler deyil, sanki hiçbirşey olmamış gibi devam. Ama şimdi yıkılan binaların altında kalan onbinlerce insan var. Kimisi acılarla kimisi de direnerek hayat da kalmaya uğraşıyor. Gecenin zifiri karanlığında çaresizce yağan yağmurun da ıslaklığı ile umutsuzca hayat bekliyor. Çocuklar ne olduğunu anlamadan, acılarla hışkırıyor. Ama net olan koordinasyon dahi net gerçekleştirilemedi. Resmi ekranlar kurtarılan çocuk veya Erdoğanın gürleyen sesiyle başarı sıralarken, öteki kesim uğramayan kurtarma ekiplerinden tutun çaresizlikle ölümlerde burukluk duyarak konuşuyor. Ama zaman geçince unutulacak. Yeniden muhteşem eserler denilecek. Hatay Hava alanı veya hastahane çöküşleri unutulacak. Denitimlerin nasıl kaldırılma olayı yasalaştırılacak. Kaçak yapılara imar afıyla oy avcılıkları devam denilecek. Muhteşem yolların nasıl savrulduğunu akılar kolayca kaybetdecek.

Bir uyarı da bizlere, fırsat bu fırsat denip, hele de Türkiyede taşların altında olan insanlarımız merakı da tedirginlikle sürdüğü anda, çaktırmadan bazı anlaşmalar yapılması muhtemeldir. Kimi yasalıklar da yasalaşması olanaklıdır. Unutmayın hava yolunda içeleşme veya bazı inşaatların denetimden kaçırılma girişimleri zaten başladı. Onun için deprem acılarıyla dertlenirken, fırsatçıların da olduğunu unutmayalım. Yarın konu biraz gündemden düşerken, karşımıza “buda ne zaman oldu” yeni korkularla karşılaşmamak adına uyanık olmalıyız.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: NATO ve Kıbrıs

Garip gelecek, ama gerçek. Hesapta NATO'ya karşıymış gibi konuşanlar,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Dünya yanıyor

Günlerdir değişik şekilde haberleri izlemek de güç. Gerçekten, dünya...

Özkan Yıkıcı yazdı: Köylüm Bektaş Göze’nin ardından

İkimiz de Dilirga bölgesinde doğduk. Köylerimiz ayrı olsa da...

Özkan Yıkıcı yazdı: Dünya futbol kupası şampiyonası sürerken, kaçırılanlar!

Sıcak hava demeden, birçok skandallarla daha başlamadan damga vurulan...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sevgül Uludağ’ın ardından bir hüzün yazısı

Aslında bilip de tereddütle yaşadığım bir haber gibiydi. Zaten...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,929TakipçilerTakip Et
887AboneAbone Ol

Son eklenenler

George Koumoullis yazdı: AKEL’in sosyal demokrat bir partiye dönüşme vakti geldi

Sol partiler, sağlıklı bir demokrasinin işleyişi için vazgeçilmezdir; çünkü...

Selim Kuneralp yazdı: Kıbrıs: En iyi iyinin düşmanıdır

En iyi iyinin düşmanıdır tabiri hem İngilizce hem de...

L. Doğan Tılıç yazdı: Deniz’ler… Burada ve diri!

Deniz Göktaş, başına ne geleceği çoktan belli olmuşken, memlekete...

Mustafa Kara yazdı: Ölü Deniz’de gölgeyi yargılamak: Şaka bitti mi?

2 Temmuz 2026, İstanbul Havalimanı. Pasaport kuyruğunda, kendi deyişiyle...

Özkan Yıkıcı yazdı: NATO ve Kıbrıs

Garip gelecek, ama gerçek. Hesapta NATO'ya karşıymış gibi konuşanlar,...

‘Erkek aklın nükleer programlarına karşı küresel direniş örülmeli’

Nükleer silahlanmanın iktidar anlayışının en görünür araçlarından biri olduğunu...

Bayazıt İlhan yazdı: Atom bombalarında ölümcül yarış

İki yıl önce OECD’nin 2017 yılından beri üzerinde çalıştığı özgün...

Canlı yayın