İkimiz de Dilirga bölgesinde doğduk. Köylerimiz ayrı olsa da biz genellikle Bektaş olsun, Asi de hep “köylüm” başlangıçlı ifadeyle hitap ederdik. Hatta hem Bektaş hem de Asi bazen şakayla başlayan “şu mübarek köylümüze gidip de elini öpelim” esprisini de yapardık. Hatta Asi’yle birkaç defa Arif hocaya gidip şakayla “hocam, mübarek elini öpüp duanı almaya geldik” esprisini de yaptık. Arif hoca da şakayla bizi kovuyordu.
Artık yaşlandık. Belirli çağa geldik. Tam da yeni yaşıma yaklaşırken, yine telefon çaldı. Bazı arkadaşlar sağ olsun benim durumumu bildikleri için, yakın bildiklerimizin ölümlerini hep haber veriyorlar. Daha Sevgül’ün ölüm haberine alışmadan, bu defa da Bektaş Göze’nin ölüm haberi geldi. Neyse ki iki ölüm makalesi peş peşe değil, arada bir başka yazıyla da aralandı.
Kısa zaman önce idi: Bektaş’la Memurlar Bankası’nda karşılaştık. Şu meşhur ifademizle hitap ettik. Daha doğrusu beni görünce Bektaş gelip “nasılsın köylüm” ifadesini yaptı. Ben de ona aynı soruyu gelenek nedeniyle sorunca, şaşırdığım şekildeki yanıtıyla uyarılır hale sokuldum: “öteki dünyadan gelecek bileti bekliyorum”… Anlatısı çoktu. Sağlığının pek de iyi olmadığını da peşinden belirtti. Şakayla da “birimiz ölürse ötekisi hakkında bir şeyler söyler” deyiverdi…
Sonradan aynı devamında kendisiyle alakalı önemli yakın tarih anlatılarımda yer vermemden de memnun olduğunu söyledi. Ama sesi titrekti. O espirili şakacı veya olaydan cümleler üreten Bektaş’ın neşeli hali yoktu.
Fakat hemen sonra ben sizin de bildiğiniz aylarca sürecek sağlık-hastane maceram başladı. Sırat köprüsünden üç defa döndüm. Konuyla ilgili da yazınca, Bektaş bana şu espirili haberi verdi: “Azrail şaşırdı. Bana geleceğine sana geldi, yanlış bilet kestiler” deyiverdi. Artık arkadaşlara yavaş yavaş Bektaş’ı görmeyip geçmişi birlikte olanlara en azından durumunun ciddi olduğunu anlatıyordum.
***
Böylesi birikimle Bektaş’ın ölüm sonucuna geldim. Hep uyardığım veya kendisi bana bilgi veren arkadaşım, bana telefon açar. Ben yine sağlığımı sorup, isteği olup olmadığını soracağını tahmin ederken; “duydun mu: Bektaş da öldü”… Böylelikle uzun geçmiş dostluğumuz olan Bektaş Göze de artık hayatta yok.
Bektaş Kıbrıs yakın tarihinde önemli hatırlanması gereken kişilerden biridir. Hem demokratik örgütlerde hem de siyasal alanda önemli mücadeleler verdi. Başkanlığını yaptığı KTMMOB başkanlığında önemli mesleki kazanımlar ile siyasal duruşlar sergiledi. Örgütün bağımsız demokratik dengeleyici, denetimli bir yapıya gelmesinde epey katkısı oldu. Kimse Bektaş denip de yakın demokratik ve ilerici mesleki gelişmeleri ayıramayacak derecede uğraşları oldu. K. Kıbrıs’ın bazı hakları almasında, siyasal duruşlardaki yeri hep net idi. Yer bilimciydi, demokratik örgütlerde çalıştı, mesleki ve demokratik kazanımlarda, hak gasplarında da dirençli duruşlar sergiledi. Unutmamak da şart: Bektaş sosyalistti. Öyle kaçak falan da değil. Her alanda görüşlerini, duruşunu sergiliyordu. Dünyaya bakışta yerini alıyordu. Fakat acıdır, yazıyı yazmadan önce bazı ilk mesajları okudum: nedense başta kendine sosyalist diyenler, nedense hep aynı korkaklık normalliğine düştüler. İnsanın net olup mücadelesini de verdiği sosyalist olma görüşlerini hep öteleme peşindedirler. Değişik kılıflarla “aktivist” veya “demokrat” deyip bırakıyorlar. İnsanın ölümünden sonra da nedense sosyalist olduğunu söylemek çocuğa ateş karşısında “cız” yaptırmak gibi oldu.
Bektaş’ı da kaybettik. Söylenecek çok söz var. Başkanlığı döneminde KTMMOB birlik salonları sadece mesleki değil demokrat sosyalist kesimlerin buluştuğu, sohbet edip toplantılar yaptığı merkez halindeydi. Epey insan toplanıp hem konuşuyor hem de toplantı yapılıyordu. Öyle sansür falan da yoktu. Sempatik Bektaş gülüşü ve kararlı duruşuyla K. Kıbrıs tarihine değişik katkılarıyla kazındı. Yeter ki yaptıklarını bütünsel olarak değerlendirelim.
Son dönemde bizim kuşağın bazı insanları kıyas yaparken en başta KTMMOB odasını konuşurken, kıyası hep geçmişiyle yapıyorlar. Bektaş dönemindeki duruşlar, ülkeye gelen baskılardaki duruşlar anlatılır. Ne yazık ki bunları anlatıp üstelik kazanımları hâlâ kullanılmasına rağmen, bazıları günün teslimiyet durumu sonucu bazen kimisi kuşkuyla da dinlemek moduna geçmektedir. Çünkü gerçekten daha yoğun baskılara karşın, mücadelelerle bazı haklar kazanıldı. Mücadeleyle kazanıldığı için de hâlâ yeri vardır. Tabii ki değişen şartlarda ve teslimiyet derecesi sonucu bazısı da ne yazık ki kaybedildi. Bektaş’a bir programda “geçmişte durum nasıldı” sorulunca, Bektaş “kıyas yapın. O dönemde kazananlarla merkeze insanların ilgisini öğrenip değerlendirmeyi siz yapın” ders verici yanıtı verdi.
Sözün kısası: sosyalist Bektaş Göze’yi de kaybettik. Yeni koşullar nedeniyle her kaybolan değer daha bir sızlatıcı duygular yaratır. Bir de kaçmamak gerekir: artık yaşlandık. Etrafımızdakiler teker teker hem de sağlık koşullarının da yetersizliği sonucu hayata gözlerini yumuyor. Ben ölümle pençeleşirken bazı gençlere söylediklerimi de ekleme ihtiyacını duyuyorum: “biz bu yanlışların düzelmesi için mücadele yaptık. Ne yazık başaramadık. Başaramamanın da örneğini yine ölüme yaklaştıkça yine biz hissediyoruz” itirafını yaptım. Gerçekten de hem kaybettiklerimiz hem de olanlar, adeta yakın tarihle yaşadıklarımızı da bir daha sorgulama ihtiyacı da olabilir. Ama şu kaçışı yapmayalım: sosyalist olma, devrimci mücadeleye katılma, önemli değişim düşüncesinin gerçeğidir. Öyle sistemin istediği dili kullanmak, en başta kişinin yaptıklarını sulandırma ve düşüncesini görmezden gelmek olduğunu da acı duruş olarak belirtmem şarttır. Kimse düşüncesinden dolayı suçlanamaz. Hele de faşist gözlüklerle hem de faşizme karşı olduğunu söyleyenler yapamaz. Yaparsa, kendi kendini inkâra karşı bir aynadaki resimdir.
Bektaş, hem sosyalist, hem Kıbrıs’ta buna bağlı yeni Kıbrıs talepli bir insandı. Mesleki olarak mücadelelerini de birleştirerek, oda başkanlığı ve düşüncesine uygun pratiklerle bir Bektaş Göze oldu. Ölürken dahi sosyalistlik ve Kıbrıs çözümlü barış, anti-emperyalist duruşundaydı. Kimse bunu inkâr edemez. Zaten bunların hayattaki toplamıyla Bektaş Göze oldu. Birlikte dostluğumuzla eğlenirken, gerçeklerle konuşurken, dostluk saçan espirilerle şenlenirken, en kötü durumu şakayla donatıp insana söyleyip mesaj veren Bektaş artık yok. Bir kardeşini yakında kaybeden, ötekinin de ölüm yıldönümünü yaşayan Bektaş, artık yok. Anılarıyla ve kulaklarımızda espirili konuşma biçimiyle bir Bektaş da hayatımızdan geçti.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



