Kıbrıs iktibasŞener ElcilCoğrafya Kader, Diplomasi Tercihtir - Şener Elcil

Coğrafya Kader, Diplomasi Tercihtir – Şener Elcil

Orjinal yazının kaynağıozgurgazetekibris.com
Kategori:

Annan Planı tartışmalarının başladığı günlerde, bir grup sendika yöneticisi arkadaşla birlikte ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston ile görüşmeye gitmiştik.

Thomas Weston, Rauf Denktaş ile görüşmesinden geç gelebildiği için bizi bekletmişti.

Kıbrıs Tarihini 1571’den başlayarak anlatan Denktaş yüzünden geciktiğini söyleyen Mr. Weston, Rauf Denktaş’ın çok zeki biri olmasına rağmen dünyadaki gelişmeleri okuyamadığını ve Türkiye’deki Erdoğan–AKP iktidarının gerisinde olduğunu söyleyerek, onu “Mr. No” diye tanımlamıştı.

Son günlerde, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yöneten Kıbrıslı Rumların silahlandıkları veya etrafımızdaki ülkelerle askeri ve siyasi ittifaklar yaptıkları ile ilgili haberler, basınımızda bir propaganda bombardımanı şeklinde yer almaktadır.

Bu haberler üzerine yapılan politik değerlendirmelerin ve siyasetçilerin yorumlarının bilgiden yoksun içerikte olmasını görmek gerçekten çok üzücüdür.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra dünyada bozulan siyasi denge, İngiltere ve ABD orjinli uluslararası şirketlerin kişiliğinde ortaya çıkan “küresel güçler” dediğimiz güç odaklarının dünyayı şekillendirmesine yol açmıştır.

Bu şekillenme hala daha devam etmektedir.

Bizim bölgemizi ilgilendiren düzenleme “Büyük Orta Doğu Projesi” içinde yer almaktadır.

Bu yeni sistem içinde merkezi güçlü ulus devlet yerine, farklı etnik yapıları, din ve inançları kucaklayan çoğulcu yerel yönetimler öne çıkartılarak devlet küçültülmekte, sermaye çok uluslu şirketlere devredilerek devlet üretimden elini çekmektedir.

Bu değişim sürecinin en güzel örneğini Türkiye’de görmekteyiz.

Türkiye, batılı ülkeler için her zaman bir deneme alanı olmuştur. Milton Friedman’ın 1950’li yıllarda ortaya attığı yeni liberal modelin ilk uygulandığı ülkelerden biri Türkiye olmuştur.

12 Eylül cuntası ile birlikte başlatılan süreç, Turgut Özal ile ileriye taşınmıştır. O günlerde ekilen tohumlar, 2000’li yılların başında Erdoğan–AKP İktidarı ile birlikte süreci günümüze kadar taşımaya devam etmektedir.

Kemalist, merkezi devlet yerine, yerel yönetimlerin güçlendirilerek, eyalet sistemine geçilmesi, “Türk” yerine “Türkiyelilik” kimliği konusu, Kürt sorununun çözümü çabaları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yüz yılda elde ettiği tüm kamusal varlıkların  “özelleştirme” adı altında yabancılara ve özellikle Araplara satılması veya devredilmesi, din ve milliyetçiliğin siyasetin aracı haline getirilerek kitlelerin uyutulması, yeni sistemi uygulamak için tek adam rejimine geçişle ilgili yaşanan süreç, medyanın yalan propagandaya dayalı sürdürdüğü yayınlar bir rastlantı değildir.

Yıllarca önce planlanan yeni modeli uygulamaya dönük sürdürülen çabalardır. Geniş kitleler bilinçli olarak cahil ve aç bırakılarak biat ettirilirken, muhalif görünen kesimlerin de aslında iktidarın payandası olduğunu, CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son yaptıkları ile açıkça görmekteyiz.

Bununla birlikte, ülkücü, muhafazakâr kesimin temsil eden MHP’nin Kürt Açılımı konusundaki söylemleri, kimlere hizmet edildiğini ele vermektedir.

Yeni sistemin uygulanması için siyasetçinin baskı altına alınmasında izlenen strateji, rüşvet, yolsuzluk ve usulsüzlüklere göz yumarak yapılmaktadır.

Bu yüzdendir ki, Türkiye özelinde, Halk Bankası davası hala daha ABD’de bitirilmemekte, iktidar, yandaşlarının yaptığı kirli işler örtülmektedir.

Dünya ölçeğinde ise Jeffrey Epstein konusu siyasetçilerin korkulu rüyası olmaya devam etmektedir.
“Ben Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanıyım” demekle, Recep Tayyip Erdoğan, aslında Türkiye’de uygulanan modelin, tüm orta doğuya yayılacağını ve kendilerinin de küresel güçlerin hizmetinde olduğunun itirafını yapmıştı.

İsrail’in güvenliğini tehdit eden ve bölgede yeni modelin uygulanmasının önünde engel olan devletlerin tasfiyesine “kitlesel imha silahı var” yalanına dayalı Irak’ın işgali ve Saddam Hüseyin’in ortadan kaldırılması ile başlandı.

Ardından Türkiye’de eğitilip silahlandırılan kökten dinci gruplar, Libya ve Suriye’ye sokularak devlet otoritesi zayıflatılıp, kaos yaratılarak, rejimler ortadan kaldırılıp ülkeler parçalara bölündü. Rusya’nın bölgeden çekilmesini sağlamak için Ukrayna’da savaş çıkartıldı.

İran’ın bölgedeki taşeronları Hamas ve Hizbullah’ın zayıflatılması için İsrail’in Lübnan’a saldırması ve Gazze’de yıkımla birlikte soykırım yaparak, 80 bin insanı öldürmesine göz yumuldu.

Bir yandan savaşlarla değişimin önü açılırken, diğer yandan askeri cunta yöntemi ile Mısır’da işbirlikçi bir yönetim işbaşına getirildi. Suudi Arabistan’da yeni göreve getirilen Kral Selman reform hareketlerine başladı.

Körfez ülkeleri ve Ürdün ise tamamen küresel güçlerin güdümüyle hareket etmeye devam etmektedir.

Kafkasya’da, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki çekişme ABD’nin bölgede üs alması ve garantör olması ile bitirilirken, Orta Asya devletleri Avrupa Birliği ve ABD ile ortak ekonomik ve askeri ittifaklara gitmektedir.

Bu tablo içinde, Avrupa’nın ve Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik ABD şirketleri devreye girip antlaşmalar yaparken, bu kaynakların merkezinde olan ve NATO ülkelerinin garantörü olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diplomasiyi kullanarak “Büyük Orta Doğu Projesi” içinde ittifaklar yapmasını silahlanma ve Türkiye’ye yönelik olarak görmek cehalettir.

Unutmayın ki, NATO ülkelerinin birbirleri ile savaştığı tarihte görülmemiştir. ABD’nin, İsrail’in ve Türkiye’nin parçası olduğu bir proje içinde, Kıbrıs Cumhuriyeti de üzerine düşeni yapmakta ve görüşme masasında elini güçlendirmeye yönelik hareket etmektedir.

Ne ilginçtir ki, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmelerin de tam da bu dönemde başlatılmasının bir rastlantı olmadığı açıktır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Şener Elcil yazdı: Mayın Eşeği

Lozan Antlaşması ile belirlenen Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını korumak için Suriye, Irak ve İran sınırları boyunca mayın tarlaları oluşturuldu. Yüzyıllar...

Şener Elcil yazdı: Şov Devam Etmeli

Bundan tam kırk yıl önce, çalışmak için İngiltere’ye gitmiştim. Çok...

Şener Elcil yazdı: Siyasi Körler Ülkesi

Uzun yıllardan beri yurtdışında yaşayan, ancak Kıbrıs’tan hiç kopmayan, yurtsever...

Şener Elcil yazdı: Şov Yapmaya Devam ve Raskolnikov Sendromu

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis, 2019 Temmuz ayında, Kıbrıs’a yaptığı ziyarette Türkçe konuşan...

Şener Elcil yazdı: Piyasa Açıldı

Kıbrıs gibi yarı kurak bir iklimde çiftçilik yapmak, tarımla uğraşmak çok zor bir iştir. Yaptığınız...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,908TakipçilerTakip Et
923AboneAbone Ol

Son eklenenler

İsmail Duygulu yazdı: Akkuyu’dan Bugüne Bir Mücadelenin Hafızası

Türkiye’de Nükleer Karşıtı Hareketin İnsanları, Yolları, Kazanımları, Yenilgileri ve...

Özkan Yıkıcı yazdı: Suriye ekseninin kıskacında, Türkiye ve İsrail gerilimi

Daha önceki Suriye yazımda, ülkenin iki tarafından girip orada...

Ecehan Balta yazdı: Denizi kafeslemek: Kafes balıkçılığı balıkçılık değildir

18 Ağustos sabahı Rize’nin Pazar ilçesindeki Balıkçı Köyü’nde jandarma,...

Murat Çakır yazdı: Krizden çıkış – silahla mı?

Başta Almanya olmak üzere Avrupa otomotiv sektörü giderek derinleşen...

Özkan Yıkıcı yazdı: Karışık işler, vesselam!

Yazıyı yazdığım an, 18 Ağustos günüydü. Siz ne zaman...

Serdar Değirmencioğlu yazdı: Nükleer silahlanma varoluşsal tehlike

Günümüzde dünyada olan bitenleri anlamak zor. Olan bitenler akla...

Hediye Levent yazdı: Suriye’de bir küçük üs ve bölgesel yeni düzen

İsrail Suriye’de Türkiye sınırına yaklaşık 70 km mesafedeki Ebu...

Ceren Ergenç yazdı: Çin kültürel hegemonyayı öğrenirken

Türkiye’nin bu yılki Oscar adayı açıklandığında tartışma filmin niteliğinden...

Canlı yayın