Kıbrıs iktibasLevent AtikoğluÇocuklarını koruyamayanlar baştan kaybetmiştirler - Levent Atikoğlu

Çocuklarını koruyamayanlar baştan kaybetmiştirler – Levent Atikoğlu

Hukuksuz bir ülkede, vicdandan ve adil yaklaşımdan uzak, akla hayale sığmayan, tarihi geçmiş kıstasların kıskacında adalet arıyor şehir.

Manşetlerin çığlığına eşlik eden, satır aralarında gizlenen bir sessizlik nüksediyor.

Çocuğun bedeninde açılan ince bir yara, yıllar sonra ruhunun en karanlık odasında derin bir kırığa dönüşünce gazetelerin parıltılı başlıkları, o yarayı örtecek kadar parlak olmayacak.

Dikişler yamalıdır, kabadır; travma ise bir anın acısından çok daha fazlasıdır: Kuşaktan kuşağa sızan, bireyi olduğu kadar toplumu da içten içe çürüten bir karanlıktır o.

Engelliliğin, dışlanmışlığın, kimliğinden mahrum bırakılmanın üzerine öfke serpildiğinde çocukların geleceği ağır bir taşla ezilir. Aldatma olur, aldanma kokar, manipülasyonla evrilir ve büyüyünce hesap sorar, ya da susturulur…

Cinsel kimlikler, güven duyguları, insana inanma ihtiyacı bir cam gibi çatlar ve kırılganlaşır. Kaygan zeminde korkusuzca sevmek takıntılı bir döngüyle normalden uzaklaşır, hastalığa dönüşür.

Kuytularına gizlice bireysel baharatlar serpilir; kimisi hırs, kimisi çıkar, kimisi kör bir suskunluk olur.

En ürkütücüsü, bu acıların bile birer kazanç kapısına dönüşebilmesidir:

“İnsan hakları savunucusu”, “avukat”, “psikolog”, “doktor” ya da “aktivist” etiketiyle dolaşan kimi profesyoneller, trajedileri basamak taşına çevirebilir.

Bir çocuğun çığlığı, bir raporun satırına, bir bildirinin dipnotuna, bir ekran şovunun süsüne, bir bağış kampanyasının afişine malzeme olabilir.

Toplumun refleksi ise çoğu zaman öfkeye teslim olmaktır. En kolay hedef bulunur: “canavar” diye damgalanan tekil bir fail, çoğul bir “öteki” olur.

Vicdanın sızısı bastırılır, kısa süreli bir rahatlama satın alınır. Oysa mesele tek bir kişi değildir; mesele, en kırılganın acısı üzerinden bile çıkar devşirmeyi meşru gören kör bir sistemdir.

Ve anneler…

Yoksulluğuna rağmen sevgisini zırh gibi kuşanıp çocuğunu sarmalayan, ona dünyanın en temiz sığınağını armağan eden anneyle; hırslarının esiri olup çocuğun yarasına yeni bir katman daha ekleyen anne aynı mıdır?

Biri, kendi açlığını hiçe sayarak şefkatiyle besler çocuğunu; diğeri, kendi kapanmamış yarasının ağırlığını çocuğunun sırtına yükler. Bu ikilik, toplumun en derin çelişkilerinden biridir.

Ve babalar…

Engelli ya da sağlıklı fark etmeksizin, çocuğunu dört elle sararak seven, onu korumak için tüm imkanlarını seferber eden, kendi mağduriyetini telafi ederek çocuğunun yarasına merhem olmaya çalışan baba ile; baba adını taşıdığı halde iktidarın ya da muhalefetin yanında suskunlukla duran, mağduriyetin üstünü kapatan, sessizliğiyle ihanet eden baba aynı mıdır?

Birincisi, çocuğuna dayanak olan, omuzlarını siper eden, sevgisini adaletin dili kılan babadır. İkincisi ise, gücün ve çıkarın gölgesinde kendi sorumluluğunu inkâr ederek çocuğunun yalnızlığını derinleştiren babadır.

Unutulmamalıdır: Suskunluk kadar sahte adalet de öldürür.

Gerçeği örten sessizlik mağduru yalnızlığa hapseder; ama gerçeği araçsallaştıran, manipüle eden sahte savunuculuk da aynı yarayı büyütür.

İki uçta da kaybeden yine çocuk, yine mağdur, yine toplumdur.

Bugün bize düşen, çocukların sesini gerçekten duymaktır. Onları yeni bir görsel figür, yeni bir fon projesinin başlığı, yeni bir siyasi bildirinin gölgesine hapsetmemektir.

Aksi halde manşetlerin ışığı bir kez daha gözümüzü kör eder. Hakikat karanlığa çekildiğinde, mağdurlar yalnızlığın ve güvensizliğin içinde kaybolur gider.

ÇOCUKLARINI KORUYAMAYAN İKTİDARLAR DA, MUHALEFETLER DE KAZANDIĞINI DÜŞÜNÜRKEN BAŞTAN KAYBETMİŞTİRLER.

Diğer yazıları

“Uyuz Guduz Alameti Da Çok” – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesinde yıllardır kurulan siyasal düzeni anlatmak...

Denizaşırı Odalarda Aklanan Muhalefet: Bir Enkazın Anatomisi – Levent Atikoğlu

Türkiye’nin bütün dertlerinin, kirinin, pasının, her türlü rezilliğinin ve...

21 Aralık propaganda tarihi değildir – Levent Atikoğlu

21 Aralık 1963 ve bu hafta, milliyetçiliğin utanmaz diliyle...

3 Aralık Dünya Engelliler Günü: Hesaplaşma ve yüzleşme vakti – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ta, Türkiye’de, ihmal ve istismar üzerine kurulu işgüzar sistemlerde...

Derya’dan Erhürman’a kapsayıcı barış dili ayarı – Levent Atikoğlu

Canlı yayınların en çarpıcı yanı, samimiyete ve çoğu zaman...
4,446BeğenenlerBeğen
1,532TakipçilerTakip Et
3,956TakipçilerTakip Et
835AboneAbone Ol

Son eklenenler

Türkiye’ye gitmek ya da gidememek: 82 kodlu Kıbrıslı Türkler üzerine – Yonca Özdemir

Geçen haftanın gündemini meşgul eden konulardan biri Cumhurbaşkanı Erhürman’ın...

Seleflerinden Çok Farklı Bir Post-Faşizm – Enzo Traverso

2026 yılında artık hiç kimse faşizmi yalnızca tarihyazımına ait...

Trump Xi’nin Rahle-i Tedrisatından Geçiyor — Cevdet Kadri Kırımlı

Ne nadir toprak elementleri konusunda ne de Trump’ın damardan...

Borcu Borçla Kapatma Ekonomisi – Şener Elcil

İngiltere, Amerika ve Kore’de çalışmış dünyaca ünlü Kıbrıslı ekonomi profesörü arkadaşım George Theoharidis, Türkiye...

Kolombiya’da seçimler – Ertan Erol

Kolombiya 31 Mayıs’ta başkanlık seçimlerinin ilk turuna hazırlanırken adayların...

Mustafa Akıncı Gara Lisdadadır? – Halil Karapaşaoğlu

Gıprızlıların Türkiya’ya girişinin Türkiya tarafından yasaglanmasına, onnarın “terörisd” ilan...

1912 Mayısında Limasol’da Etnik Çatışma ve İlk Ölümler – Niyazi Kızılyürek

1912 yılının Mayıs ayında Limasol’da yaşanan olaylar Kıbrıs tarihinde...

İnsan Kalmakta Direnmek Şiarıyla, 22. Kıbrıs Tiyatro Festivali Başlıyor… – Yaşar Ersoy

En ışıksız, karanlık durumlarda, karamsarlığa düşmeden, “bu toplumdan bir...

Canlı yayın