iktibasSerdar M. DeğirmencioğluCizre, Gazze, Basra veya Venezuela - Serdar M. Değirmencioğlu

Cizre, Gazze, Basra veya Venezuela – Serdar M. Değirmencioğlu

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

11 Ocak yaklaşıyor. Barış isteyen ve gördüklerine duyduklarına katlanamayan akademisyenlerin bir ağızdan, “Bu suça ortak olmayacağız!” demelerinin 10. yıl dönümü yaklaşırken, o günleri düşünmek ve konuşmak büyük önem taşıyor. Taşıyor çünkü barış çok önemli.

Barış isteyen akademisyenlerin imzaladıkları metin bir barış çağrısıydı. Barış çağrısının bir öbek insanın, oldukça cılız bir talebi olduğu söylendi. Barışı yüksek sesle dile getirenler, sanki bir suç işlemiş gibi soruşturmalara uğratılarak topluma korku dayatıldı. Barışı isteyenlerin susturulması gerektiğini söyleyenler, barışın kitlelerin talebi olduğunu yadsıyanlar, tepeden barışma sözleri edilmeye başlayınca hemen tutum değiştirdiler. Orkestra şefini çok iyi tanıdıkları için artık barış ister oldular.

7 Haziran 2015 seçimleri ardından barış isteyen kitlelerin sesinin duyulmadığı, yani duyurulmadığı ortadaydı. Tam da bu nedenle, Barış Akademisyenlerinin bildirisi hem çok ses getirdi, hem de en tepeden yönetilen bir linç girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bu linç sürecini aktarmak, Barış Akademisyenleri sayıca çok olduğu ve giderek farklılaştırılan yöntemlerle eziyete uğratıldıkları için kolay değil. Bu nedenle benzer bir linç sürecini, Öğretmen Ayşe Çelik’e yönelik saldırıları anımsamakta yarar var.

“Bu suça ortak olmayacağız!” bildirisinden hemen önce, 8 Ocak 2016’da Beyaz Show’a Diyarbakır’dan telefonla canlı olarak katılan Ayşe Çelik, “Ülkenin doğusunda yaşananların farkında mısınız? Burada yaşananlar medyada çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık! İnsanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın,” demişti.

Ayşe Çelik, tıpkı Barış Akademisyenleri gibi, gerçekleri gayet açık ve göze batacak bir şekilde dile getirmişti. İnsanların öldürülmesini istememek, ocak 2016’da bir suça dönüştürülmüştü. Barışa ilişkin güçlü iki laf edenler, “terör örgütü propagandası” yapmış sayılıyordu. Ayşe Öğretmen hızla bir hedefe dönüştürüldü. Ona önce Beyaz sırtını döndü. Canlı yayında, “Elimizden geldiğince biz de duyurmaya gayret ediyoruz. Söyledikleriniz bize ders oldu. Daha fazlasını yapmaya çalışacağız,” diyen Beyaz, hızla “Beni kimse politikaya malzeme etmesin!” söylemine geçti. Bu söylem, soruşturma açılması ardından hızla “vatan-millet” söylemine evrildi. Beyaz savcılıkta verdiği ifadede “Söylediklerini tam olarak duymadım, aklımdan şehitler geçti,” demekten kaçınmadı.

Ocak 2016’da yaratılmak istenen korku iklimiydi. Barış çağrısının duyulmasına istemeden araç olanlar bile cezalandırılmalıydı. Beyaz’ın “vatan-millet” söylemi, Beyaz Show’u kurtaramadı. 16 Ocak akşamı, yine canlı yayın sırasında, bu kez bir grup izleyici pankart açtı; kitlelerin içlerinden geçirdiğini, “Ayşe Öğretmen yalnız değildir!” sloganları atarak dile getirdi. Program yarıda kesildi ve kısa süre sonra yayından kaldırıldı. 

Ayşe Öğretmen’in suçu barıştı ve yargılandı. İlk duruşması 23 Eylül 2016’da yapılan davanın sonucu baştan belliydi. Ayşe Öğretmen “terör propagandası” suçunu işlemişti. Ona 15 ay hapis cezası verildi. Türkiye’de artık OHAL, yani tanımlanamaz hukuksuzluk dönemi başlamıştı. Korku iklimi acımasızlığı, Ayşe Öğretmen’i 20 Nisan 2018’de, altı aylık bebeğiyle birlikte cezaevine koymayı gerektiriyordu. Ayşe Öğretmen’in suçsuz olduğu ortadaydı. Tıpkı Barış Akademisyenleri için olduğu gibi, ortada suç olmadığını karara bağlamak Anayasa Mahkemesine düştü. Mahkeme, Ayşe Çelik’in ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini 9 Mayıs 2019 tarihinde saptadı ve kendisine tazminat ödenmesine karar verdi. 

Ayşe Öğretmen’e, Barış Akademisyenlerine ve diğer barış suçunu işleyenlere yapılanların yanlış olduğu, Anayasa Mahkemesinin kararında belirtildiği üzere “İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı” apaçık ortada.

Barış çağrılarından “suç” üretenler, bugün barıştan söz ediyorlar. Yandaş medyada da artık barıştan söz ediliyor. Ayşe Öğretmen mesleğini yapabiliyor mu, ona değinilmiyor. Barış Akademisyenlerinin idare mahkemelerinde, istinaf ve Danıştay sürecinde karşılaştıkları özel muameleden, yani hukuk dışı uygulamalardan hiç söz edilmiyor.

Türkiye tarihi özel görevli mahkemelerle dolu. Bu mahkemeler ne derse desinler, dünyanın her yerinde çocuklar için, tüm toplum için barış gerekiyor. Kendilerini çocuklara adamış öğretmenler, kendilerini bilime ve insanlığa adamış akademisyenler barış istiyorlar. Bu cılız değil, güçlü ve kitlesel bir talep. Cizre’de veya Gazze’de, Basra’da veya Hiroşima’da, Suriye’de saldırı altındaki Alevi mahallelerinde, bugün saldırı altındaki Venezuela’da ısrarla barış istiyoruz.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Nükleer denizaltılara hayır!

Japonya’da hükümet ve sağdaki partilerin çoğu, dünyayı kasıp kavuran...

Serdar Değirmencioğlu yazdı: Filistinli çocuklar ve soykırım siyaseti

Bu yıl Avrupa Basın Ödülü, Hollanda’da yayımlanan De Volkskrant gazetesinden Maud Effting ve Willem Feenstra’nın...

Serdar Değirmencioğlu yazdı: Savaş üniversiteleri kampanyası

Mart 2003’te Irak’a savaş açanlar ABD ve Britanya hükümetleriydi....

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Suçları göç etmek

ABD’de göçmenlere kapsamlı yönelik saldırı sürüyor. Doğrudan ABD başkanına...

Emek hareketi ve barış — Serdar M. Değirmencioğlu

Savaş karşıtları Almanya’nın Hessen ve Bavyera eyaletlerinde gösteriler düzenlediler....
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,916TakipçilerTakip Et
913AboneAbone Ol

Son eklenenler

Hazal Yalın yazdı: Nikaragua, 7 Ders

Ben Latin Amerika uzmanı değilim; kuşkusuz Nikaragua’yı benden çok daha...

Özkan Yıkıcı yazdı: Bozulan iklim koşullarında siyaset de ısınırken

Temmuz ayına ve yaşadığımız haftaya artık elvedayı çekiyoruz. O...

Yücel Özdemir yazdı: Ukrayna ve İran’da son sözü kim söylüyor?

Ukrayna ve İran savaşlarının kısa sürede bitme olasılığı her...

Ecehan Balta yazdı: İklim finansmanı mı borçlandırma rejimi mi?

İklim krizi artık geleceğe ilişkin bir ihtimal değil. Kuraklık,...

Taner Akçam yazdı: İki büyük dalga depremleri ve yeni cumhuriyetin ayak sesleri

Cumhuriyet tarihi, Osmanlı’nın geç döneminde başlayan ve cumhuriyette de...

Özkan Yıkıcı yazdı: Tetiklenen savaş alanı ve Mısır oyuna doğru

Belli ki genel Amerikan Ortadoğu projesi sıkıştı. Üstelik Trump...

Mustafa Çıraklı yazdı: Guterres’in Ardından: Çözüm diplomasisi de değişmeli mi?

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs ziyareti, büyük ölçüde...

Hediye Levent yazdı: Boğaz savaşları ve uçurumun eşiğinde bir kıta!

Hürmüz Boğazı’ndaki öngörülemez gidişata ek olarak yenilerde Bab El...

Canlı yayın